Arşiv

  • Mayıs 2024 (12)
  • Nisan 2024 (15)
  • Mart 2024 (19)
  • Şubat 2024 (19)
  • Ocak 2024 (18)
  • Aralık 2023 (17)
  • Kasım 2023 (14)
  • Ekim 2023 (15)
  • Eylül 2023 (12)
  • Ağustos 2023 (21)
  • Temmuz 2023 (18)
  • Haziran 2023 (13)

    Bundan sonrası

    Fatih Özatay, Dr.03 Ağustos 2008 - Okunma Sayısı: 1167

     

    Anayasa Mahkemesi'nin son kararıyla ekonomik açıdan bir büyük belirsizlik ortadan kalktı. İkincisi ise, orta yerde duruyor: ABD'de mali sistemin bir türlü düzelmemesi nedeniyle her an yeni bir sarsıntı olması olasılığı. Önce yitirdiğimiz süreyi hatırlayalım. Neredeyse 2007'nin başından bu yana gündem hiç ekonomi olmadı. Cumhurbaşkanlığı seçimi, erken genel seçim, anayasa değişikliği ile türban, kapatma ve Ergenekon davaları. Bu ortamda özellikle potansiyel büyüme hızımızı yükseltmek ve rekabet gücümüzü artırmak açısından önemli bir zaman yitirdik. Şüphesiz bu kayıpta tek sorumlu iktidar partisi değil, ama önemli sorumluların başında geldiği de açık. Yaptıklarıyla ve yapmadıklarıyla... Bundan sonrası nasıl şekillenecek? Sorunun yanıtı ikinci belirsizlik kaynağı ile yakından ilgili. Ek sorulara ihtiyaç var: Uluslararası mali piyasalarda neler olacak? ABD yetkilileri sorunun özüne inip, mali sektörün denetlenen ve düzenlenen kısmını radikal biçimde büyütebilecekler mi? Mali piyasalardaki belirsizlik resesyonda olduğuna artık şüphe kalmayan ABD ekonomisini bundan sonra nasıl etkileyecek? Emtia fiyatları nasıl bir yol izleyecek?
    Bunların kesin bir yanıtı yok. Olmadığı gibi Türkiye'deki politika yapıcılarının bu soruların olası yanıtlarını şu ya da bu yönde değiştirme şansları da yok. Ama yapabilecekleri çok önemli bir şey var. Söz konusu belirsizliğin önemli riskleri de beraberinde taşıdığını unutmayıp içeride sağlam durmamız gerekiyor. Sağlam durmak için önce şu gerçeklerle yüzleşmek gerekiyor: Birincisi, onca gelişmeye karşın mali piyasalarımız hala sığ. Farklı bir ifadeyle yurtiçi tasarruf oranımız düşük. Bu durumda kamu borcunun milli gelire oranla çarpıcı miktarda düşmesi tek başına bakıldığında çok büyük bir başarı olmasına karşın bizi rahat ettirmemeli. Çünkü borç, mali sistemin büyüklüğüne oranla hâlâ yüksek bir düzeyde. Bu nedenle ekonomimizi etkileyen şoklar (dış piyasalardaki karışıklık gibi) içeride önemli miktarda faiz sıçramalarına yol açıyor. İkincisi, cari işlemler açığımız çok yüksek bir düzeyde. Öte yandan şirketler kesiminin döviz cinsinden borçları döviz cinsinden alacaklarına göre çok daha fazla. Üstelik bu fark (açık pozisyon) giderek artıyor. Bu koşullar altında ilkinin çözümü için önerilen bazı reçeteler ikinci sorunu ağırlaştırma potansiyeline sahip. Üçüncüsü, eskiye kıyasla bir miktar artmış olsa da mevcut potansiyel büyüme hızımız hem işsizlik sorunumuzu çözmek, hem de gelişmiş ülkelerin refah düzeyine daha hızlı yakınsamak için yeterli değil. Dördüncüsü, küreselleşme para politikası uygulamasını zorlaştırma emareleri gösteriyor. Hem emtia fiyatlarındaki gelişmeler hem de dış mali piyasalarda olan biten bizim para politikasının etkinliğini azaltabiliyor. Beşincisi, bankacılık sektörümüzün reel kredi genişlemesi oldukça yüksek bir düzeyde seyrediyor. Dış piyasalardaki bunca riske karşın ve yazının başında belirttiğim ilk belirsizlik kaynağı daha ortadan kalkmamışken... Bu olgunun doğurabileceğe risklere dikkat etmek gerekiyor. Altıncısı, anlaşılmaz bir şekilde bazı konularda gerekli kararı bir türlü almıyor ve ek belirsizliklere yol açıyoruz. Şu anda kuvvetli bir çapamız yok. IMF ile nasıl yola devam edeceğimizi bir türlü açıklığa kavuşturmadık. Yedincisi, tüm bunların ve iki belirsizliğin sonucu olarak 2008 büyümesinin 2007'den daha düşük ve enflasyonunun da daha yüksek olacağı anlaşılıyor. Çok değil birkaç yıl öncesine kadar, Türkiye'nin riski yükselen piyasa ekonomilerinin ortalama riskine göre daha iyi bir durumdayken, şimdi daha fazla. Dolayısıyla da yurtiçi reel faiz düzeyi de yüksek. Önemli sorunlar, ama asla çözülemez değiller...

     

    Bu yazı 03.08.2008 tarihinde Radikal Gazetesi'nde yayınlanmıştır.

    Etiketler:
    Yazdır