Arşiv

  • Mayıs 2024 (12)
  • Nisan 2024 (15)
  • Mart 2024 (19)
  • Şubat 2024 (19)
  • Ocak 2024 (18)
  • Aralık 2023 (17)
  • Kasım 2023 (14)
  • Ekim 2023 (15)
  • Eylül 2023 (12)
  • Ağustos 2023 (21)
  • Temmuz 2023 (18)
  • Haziran 2023 (13)

    Dezavantajlı konuma düşmek

    Fatih Özatay, Dr.26 Ekim 2008 - Okunma Sayısı: 1110

     

    Bir avro ve bir dolardan oluşan döviz sepetinin lira karşısındaki değeri perşembe günü 387 kuruşa ulaştı. Bu, krizden sonra görülen en yüksek kur değeri. Sepetin değeri cuma günü bir miktar düştü ama yine de haftanın son iş gününün değeri aynı dönemin en yüksek ikinci değerine işaret etti (382 kuruş).Biraz daha rakam: Yılbaşından bu yana sepetin değerindeki artış yüzde 33.4 olarak gerçekleşti. Son bir aydaki artış yüzde 25.6, son iki aydaki ise yüzde 30.9 oldu.  Son beş gündeki kur yükselişi ise yüzde 10.5 düzeyindeydi.Grafikte kurun gelişimi (sepetin lira karşılığı) 2002 başından bu yana resmediliyor. Şu anda yaşadığımıza benzer çok hızlı kur çıkışları daha önce de gözlendi: En yakında 2006'nın nisan-haziran dönemi var. 26 Haziran'da sepetin değeri dünkü düzeydeymiş. Bu değer, bir ay öncesindeki kura göre yüzde 8.5, iki ay öncesine göre ise yüzde 29.4 daha yüksek. 2002 ortasında da benzeri büyük bir sıçrama var.Eski sıçramalar konusunda yorumum şuydu: "Dert edecek fazla bir şey yok, ana eğilim iktisadi temeller tarafından belirleniyor, iktisadi temeller ise sağlam. Çünkü kuvvetli bir program uygulanıyor. Dışsal şoklar ortadan kalktığında kur ve diğer makro göstergeler iktisadi temeller tarafından belirlenen ana eğilimlerine geri dönecekler."Öyle de oluyordu. Özellikle kurdaki hareketler açısından bu tür sıçramaların ömrünün kısalığı çok belirgindi. Lira tekrar değerlenme eğilimine giriyor, bu durumun rekabet gücümüzü bozmakta olduğu yolundaki şikâyetler artıyor ve değerlenme baskısına karşı bir şey yapılıp yapılamayacağı tartışılıyordu.Oysa ne yazık ki bu sefer aynı 'merak etmeyin' rahatlığı söz konusu değil. Birincisi, o dönemlerdeki kuvvetli iktisadi temeller, yani o kuvvetli makroekonomik program yok. Büyük bir iktisatçı çoğunluğunun ısrarla talep ettiği iki çapa (IMF desteğinin sağlanması ve AB reform sürecine işlerlik kazandırılması) bir türlü atılmadı.İkincisi, ekonomimizdeki balçık kurutulmuş ve yukarıya sıçrayacak hamleyi (mikro reformları) yapmaya sıra gelmişti. Çok değerli bir zaman, ortalığı germekten başka bir işe yaramayan sorunlar yaratmakla ve o sorunları içinden çıkılmaz hale getirmekle heba edildi. Bu 'müsriflik' önemli bir kredibilite kaybına yol açtı. Mesela, "Ne yaptıklarını biliyorlar mı?" sorusu giderek daha fazla sorulur oldu.Üçüncüsü, benzeri bir tabloyla karşı karşıya olan bir dizi ülke (yükselen piyasa ekonomileri) karar üzerine karar alırken, biz bir miktar pasif bir görüntü veriyoruz. Zaman aleyhimize çalışıyor.
    Dördüncüsü ki söylemeye bile gerek yok ama mantıksal tutarlılık açısından belirteyim; bu seferki dışsal şok çok farklı. Üstelik de biçim değiştiriyor sürekli...Yine de paniklememek gerekiyor. Hoş, "Ne paniklemesi, aksine gayet 'rahat' bir tavır sergilenmekte" diyebilirsiniz. Haksız da olmazsınız. Zaman yitirmeden tutarlı bir önlem paketi açıklamamız gerekiyor. Yoksa 'bize benzer' ülkeler arasında oldukça dezavantajlı bir konuma düşeceğiz, salt bu edilgen tavır nedeniyle...

    Bu yazı 26.10.2008 tarihinde Radikal Gazetesi'nde yayınlanmıştır.

     

    Etiketler:
    Yazdır