Arşiv

  • Mayıs 2024 (12)
  • Nisan 2024 (15)
  • Mart 2024 (19)
  • Şubat 2024 (19)
  • Ocak 2024 (18)
  • Aralık 2023 (17)
  • Kasım 2023 (14)
  • Ekim 2023 (15)
  • Eylül 2023 (12)
  • Ağustos 2023 (21)
  • Temmuz 2023 (18)
  • Haziran 2023 (13)

    Ne yapmalı? (3)

    Fatih Özatay, Dr.02 Kasım 2008 - Okunma Sayısı: 1028

     

    Pehlivan tefrikasına dönmeye başladı. Olsun; bugün de 'ne yapmalı?' yazılarına devam. Tefrikalarda arada özet olur; ben de yapayım. Yine ikili ayrımda ele alıyoruz sorunları: Yangın ve durgunluk...

    Sorun 1: Küresel mali piyasalarda kontrol altına alınan, ancak henüz sönmeyen yangın tekrar kontrolden çıkabilir. Az bir olasılık gibi görünüyor, ama hazır olmakta yarar var.

    Önlem 1: Mevduata verilen güvenceyi artıracak düzenlemelerin bir köşede hazır tutulması. Gerekirse bankalara sermaye enjekte edilmesine izin verecek yasal düzenlemelerin el altında bulundurulması. Bankalarda oluşabilecek kötü varlık sorununun üzerine gidilmesine olanak tanıyacak, öte yandan da şirketler kesimine nefes aldıracak düzenlemelerin de raflarda bulundurulması. Bunların hazırda tutulduklarının açıklanması. Bunların hepsi de 2001 krizinden sonra devreye sokuldu; tecrübemiz var.

    Gerekçe 1: Bizim mali sistemimizde yangın yok, ama bize benzer ülkelerde, mesela Brezilya ve Kore'de alınan önlemler bizi bu ülkeler karşısında dezavantajlı konuma sokuyor. Küresel sermayenin çok ama çok ürkek olduğu bir dünyada bizim gibi ülkelerin göreli konumları çok önemli. Durup dururken göreli konumumuzda bir zafiyet oluşmamalı.

    Risk 1: 'Ne o biz de mi zor durumdayız?' şüphesi oluşabilir. Ama bu çok rahatlıkla savuşturulabilir; inandırıcı açıklamalar gerekir.

    Sorun 2: Kontrol altına alınan yangın sönse bile dertler bitmiyor. Sermayeleri zayıflayan, bilançoları küçülen mali kurumlar, açtıkları kredi miktarını da azaltacaklar. Özellikle dış kredi muslukları kısılacak, akan su azalacak, belki de kuruyacak.

    Öneri 2: Merkez Bankası'nın yıllardır kurtulmak istediği ve onu bir ticari banka konumuna sokan yurtdışında çalışanların mevduatları Banka bilançosundan alınarak bir fon; hadi ismini de koyalım, 'Şirketler kesimi istikrar fonu-1' diyelim mesela, kurulabilir. Bu mevduatların toplamı 13 milyar dolar kadar. Bu fon, geleceği sağlam ama kredi kanallarının kuruması nedeniyle zor günler yaşayabilecek şirketlere teminat ve belli bir bedel karşılığında kredi açabilir, bankaların bu şirketlere açacakları kredilere kefil olabilir.

    Gerekçe 2: Dış kredi kanallarının kuruması sadece şirketler kesiminin zor durumda kalması demek değil. Aynı zamanda büyüme hızımızın düşmesi ve işsizliğin artması anlamına geliyor. Bir süre sonra da, şirketlerin yurtiçi bankalara kredi borçlarını ödemekte zorlanma ihtimallerinin yükselmesi nedeniyle, mali sektörümüzün yıpranacağını ima ediyor. Bu, ileride daha az iç kredi demek...

    Risk 2: Kötü durumdaki şirketlere kredi açılması. Fonun kaynaklarının azalması. Siyasi baskı yapılması fon yönetimine. Şirketleri, 'nasıl olsa imdadımıza yetişiyorlar' anlayışıyla ileride riskli projelere yöneltmesi. Fon için iyi tasarlanmış ve şeffaf bir işleyiş mekanizmasıyla bu risk azaltılabilir. Öte yandan hiçbir şey yapmadan durmanın daha fazla riski var ekonomi için. 

    Sorun 3: Aynı küresel koşullarda bizim bankalar da yaşıyorlar. Onlar da yeni kredi açmakta nazlanacaklar, dahası açtıkları kredilerin bazılarını geri çağıracaklar. Bu olgu şimdiden yaşanmaya başlandı.  

    Önlem 3: İç kredi kanalını çalıştırabilmek için daha önce önerdiğim politika, bütçeden aktarılacak kaynakla bir 'kredi garanti fonu' kurulmasıydı. Buna 'şirketler kesimi istikrar fonu2' de diyebilirsiniz. Bu fon, yurtiçi bankaların şirketlere açtıkları kredilerin belli bir kısmına kefil olacak. Şirket borcunu ödeyemezse bu kefalet devreye girecek. Fon, verdiği kefalet karşılığı şirketten komisyon alacak ve bir de teminat isteyecek. Özellikle küçük ve orta ölçekli şirketlere yönelik çalışacak bu fon.

    Gerekçe 3: Yine 'Gerekçe-2' ile aynı. Büyüme hızının keskin biçimde düşüp işsizliğin sıçramasını engellemeye çalışmak. Bu önlem iç kredi kanalını bir miktar da olsa canlı tutmaya yarayacak. Fonun kefil olması nedeniyle riski azalacak banka, kredi musluklarını bu sistemin olmadığı duruma kıyasla daha az kısacak.

    Risk 3: Daha önce 'Risk 2'de sıraladığım risklere benzer. Bu riskler de benzer biçimde azaltılabilir ve göğüslenebilir.

    Yeni öneriler
    Sorun 4: Ürettiğimiz mallara olan dış talebin azalacağı kesin. Ek olarak iç talep de düşecek. Özellikle yatırım harcamaları ve dayanıklı tüketim mallarına yapılan harcamalar keskin biçimde azalacak.

    Önlem 4a: Tüketici kredilerinin kesilmesini engellemek gerekiyor. Kesmeyecek bankalara 'tatlandırıcı' mekanizmalar tasarlanabilir. Bankalar topladıkları mevduatın belli bir oranını Merkez Bankası'nda tutmak zorundalar. Zorunlu karşılık oranı ne kadar yüksekse, bankalar o kadar az kredi açabiliyor. Zorunlu karşılık oranı düşürülebilir. Bu önlem ile tüketici kredileri arasında ilişki kurulabilir. Sözünü ettiğim 'tatlandırıcı' bu olabilir. Tüketici kredisini, mesela eski düzeyinin belli bir oranının altına düşürmeyen bankanın zorunlu karşılık oranı daha az olabilir.

    Önlem 4b: Yukarıda önerdiğim 'Şirketler kesimi istikrar fonu-2', tüketici kredileri paketlerine de kefil olabilir. Açık ki bu kefalet sisteminin çalışması daha zorlu. Çok sayıda tüketici var. Ama gruplandırmaya gidilip ve kredi değerlendirmesini sadece bankalara bırakıp, böyle bir kefalet sistemi üzerinde kafa yorulabilir. 

    Önlem 4c: Kamu harcamalarında esneklik çok fazla olmasa gerek. Yine de iç talebe daha çok etkisi olan, aynı zamanda ilerideki üretim potansiyelimizi artıracak alanlara öncelik verilebilir. Bu açıdan etkili olmayan harcamalar daha sonraya ertelenebilir.

    Gerekçe 4: Çok basit: İstediğiniz kadar şirketlere kredi açın, talep yoksa şirketler neden üretim yapsınlar ki? Yapmazlarsa da büyüme hızımız düşecek, işsizlik artacak. Bu önlemlerin amacı bir nebze de olsa iç talebi canlı tutmak.

    Risk 4: Bu ortamda tüketici kredilerinin hız kesmemesi, sorunlu kredi miktarının artmasına yol açabilir. Önlem 4b'nin uygulanması kabul etmek gerekir ki güç. Ama denenebilir. Son önlem ise, bütçe harcamalarını artırmadığı, sadece dağılımını değiştirmeyi amaçladığı için bir risk taşımıyor.

    Sorun 5: Bu önlemler bankalara ve şirketlere destek oluyor. Sıkıntı çeken işsizler, düşük gelirli çalışanlar ve emekliler için doğrudan bir şey içermiyor. Sadece dolaylı olumlu etkileri var bu gruplara. O da belli bir süre sonra hissedilecek.

    Öneri 5: Özellikle işsizlerimize 'nitelik' kazandıracak eğitim programlarının yürürlüğe sokulması. İşsizlik sigortası ödemelerinin ödendiği sürenin ve miktarının artırılması, kapsamının genişletilmesi.

    Gerekçe 5: Bu uzun bir süredir ele almadığım 'mikro reform' alanına giriyor. Türkiye'nin gelecekteki potansiyel büyüme hızını artırması için beşeri sermayesini artırması gerekiyor. Ayrıca niteliksiz işgücünün iş bulması giderek zorlaşacak. Bu insanlarımıza umut vermek gerekiyor. Bunun yolu da onları 'vasıflı' yapmaktan geçiyor. Sigorta önerisi, adil olma açısından gerekiyor; ayrıca iç talebe de katkıda bulunacak.

    Risk 5: Doğrudan bütçeye ek yük getirecek öneriler bunlar. Bu yükü telafi edecek önlemler alabilir hükümet.

    Sorun 6: Ekonomimizin sağlamlığına ve geleceğine güven azalırsa bu önlemlerin hiçbiri işe yaramaz. Tüketiciler daha ihtiyatlı davranıp, birkaç kuruşu bir kenara koymak için harcamalarını azaltırlar. Kefil de olsanız, bankalar kredi açmakta nazlanırlar. Yatırım yapılmaz. Risk primi ve dolayısıyla reel faizler yükselir. Dövize olan talep artar. Kur da yükselir. Enflasyon artar. Yatırım ortamı kötüleşir...

    Öneri 6: Normal koşullarda oy tabanınızda prim yaptığını düşündüğünüz söylemlerden kaçının. Herkes uluslararası kurumların peşinden koşuyorsa, siz de onlarla anlaşma yollarını arayın. O sektöre vergi indirimi, bu sektöre falanca teşvik, bavulla para falan gibi, açıklamalardan kaçının. 

    Gerekçe 6: Normal zamanlarda değiliz çünkü. Bu tür demeçler "Olan bitenin farkında değiller." şüphesi yaratıyor. Teşvik, bavulla para falan gibi öneriler her daim gündeme gelen öneriler. Bunlar ekonomi politikası üretememe sorununu olanca çıplaklığıyla gözler önüne seriyor. Güveni azaltıyorlar. Uluslararası kurumların yanımızda olmasında ise apaçık yarar var. 

    Risk 6: Yukarıdan beri saya geldiğim örneklerin çoğu olağanüstü dönem örnekleri. Uluslararası kurumlarla (mesela IMF ile) yeni bir anlaşma yapacaksak, bu tür önlemlerin güme gitmemesi gerekir. İyi bir pazarlık, sağlam gerekçeler ile bu işin üstesinden gelinebilir.

    Bu yazı 02.11.2008 tarihinde Radikal Gazetesi'nde yayınlanmıştır.

    Etiketler:
    Yazdır