Arşiv

  • Mayıs 2024 (12)
  • Nisan 2024 (15)
  • Mart 2024 (19)
  • Şubat 2024 (19)
  • Ocak 2024 (18)
  • Aralık 2023 (17)
  • Kasım 2023 (14)
  • Ekim 2023 (15)
  • Eylül 2023 (12)
  • Ağustos 2023 (21)
  • Temmuz 2023 (18)
  • Haziran 2023 (13)

    Köşe yazarlığı lisans sınavı

    Fatih Özatay, Dr.16 Kasım 2008 - Okunma Sayısı: 962

    Artık eminim. Köşe yazarlığına başlamak isteyen heveslileri, ya da "o köşede değil de bu köşede" yazar mısınız diye teklif götürdüklerinizi önceden bir sınavdan geçirmek gerekiyor. Gazeteciler Cemiyeti yapabilir bu sınavları mesela. Üstelik iş ileride büyüyebilir; dershaneler bu sınavlara da el atabilir. Caddede  yürüyorsunuz, dershanelerin üst katlarından sarkmış boy boy afişler: "Falanca öğrencimiz falanca gazetede 'köşe' oldu, gururluyuz". Belki fotoğraf falan da eklenir afişlere. Hem zaten kendileriyle ilgili; deneme sınavları yapar gazeteler, tirajları neyin artar. Belki krize yeni bir çare getirdiğimi sanacaksınız, yanılıyorsunuz. Elbet yukarıda önerdiğim 'gazete köşe yazarlığı lisans sınavı' ekonomiye bir canlılık getirebilir, ama önerimin çıkış noktası o değil. Bazen işte böyle olur; aklınızda bir soru vardır, onu çözmek için yeni bir 'Zihni Sinir' projesi geliştirirsiniz; o başka bir sorunu da çözmeye yarar. Bir nevi 'yan ürün' yani. Allah'ım, ne verimli bir köşe yazarı oldum ben. Bir 'köşe yazarlığı lisansım' eksik. Olsun; Urfa'da vardı da...

    Herkesin burnundan solumaya başladığı bu kriz ortamında nereden çıktı bu şimdi? 'Burnundan soluma' kısmını atın, 'kriz'den çıktı. Yani, sorumlusu yine kriz. Gündemden uzak değiliz başka bir ifadeyle.

    Pazartesi günü yazdığım yazıyı Yaşar ağabey Konya Maarif Koleji mezunları yazışma grubuna atmış; 'Fatih Hoca' şöyle diyesi diye, zaten hep ortalığı 'karıştırıcı' bir şeyler yapar, grup şenlensin diye. Aman Allah'ım yazı üzerinde bir dolu yorum. Ben de çok meşgulüm, bir şeyler (daha doğrusu 'üç şeyler') yetiştirmeye çalışıyorum, mektupları açıp bakmadım bir süre. Ama sürekli 'Fatih Hoca' konu başlıklı mektup düşüyor kutuma.
    Şeytan dürttü, baktım. Yazıda anlatmak istediğimin çok dışında bir dolu yorum. Hadi itiraf edeyim, o yazıma bir daha baktım, benim de kafam karıştı. Hiç olmazsa kendi kafamdaki kargaşayı gidereyim diye çarşamba günü bir daha oturdum klavyenin başına. Perşembe günü bu köşede arzı endam etti yazdıklarım: Yok 'eski' tip krizmiş, yok 'yeni' tip krizmiş. Bunun üzerine bizim yazışma grubunda bir de kriz tanımları yazışmaları başlamaz mı! Tahmin edeceğiniz gibi geyiğin bini bir para...

    Yok kardeşim, Türkiye'de açmazsanız önerdiğim köşe yazarlığı sınavını, ben de başka ülkelere giderim. Vardır kürede bir yerlerde mutlaka. Sonra belki YÖK getirdiğim belgenin denkliğini onaylar da, ben de tasdikli bir yazar olurum, siz de kafanızın karışmasından kurtulursunuz. O sınava biraz hazırlık olsun diye öyle çok kısa bir daha meramımı anlatayım...

    "Bizim ekonomimiz sağlam, artık 2001 krizi öncesindeki Türkiye değil bugünkü Türkiye" diye sizi huşu içinde dinleyenlere bizde neden kriz çıkmayacağını anlatıyorsanız, geçiniz... Büyük bir yanılgı içindesiniz. Evet, eski krizleri hep biz çıkardık. Ya bankacılık sektörümüz felaket bir durumdaydı. Ya da Hazine'nin bütçesi. Çoğu zaman her ikisi de. Reel faizler, enflasyon falan hep göklerde dolaşıyorlardı. Çok bozuk bir yapı üzerinde krizi tetikleyen, fitili ateşleyen hep bir şeyler oluyordu.

    Mesela 2001 krizinde 'anayasa kitabının fırlatılması' ve arkasından yapılan "büyük bir siyasi kriz yaşamaktayız" açıklaması tetiği çekmiş, daha o gün kur ve faiz göğe çıkmıştı. Kur ve faizdeki bu büyük sıçrama zaten çok zor durumdaki bankaları ve kamu finansmanını daha da zor duruma sokmuştu. Banka ve şirket iflasları, daha da yükselen faiz ve kur, bir süre sonra da üretim düşüşleri ve artan işsizlik...

    Yani mali sistemde bizim yarattığımız bir deprem başlıyor sonra da reel sektöre sıçrıyordu. Çok geçmeden biri diğerini besleyip beraberce derinleştiriyorlardı krizi. Şimdiki durum böyle değil. Küresel ekonomiler çöküşün eşiğinde. Tetiği onlar çekti. Ama kürede olan biten önce bizim reel sektörümüzü vuruyor. Üretim azalıyor ve işsizlik artıyor. Daha bu etkinin çok başındayız. 2009'da Türkiye ekonomisinin küçülmesi artık az bir ihtimal değil.

    Bir de buna kur ve faizin yükselme eğiliminde olduğu ve bazı sektörleri ve döviz cinsinden borçlu olanları bu gelişmenin daha da zor duruma sokacağı gerçeğini ekleyin.
    Yani, 'velev ki' ekonomimizin sağlam olduğu argümanı doğru olsun. Yine de krizle burun burunayız. Tsunami dalga dalga geliyor bize...

    Bu yazı 16.11.2008 tarihinde Radikal Gazetesi'nde yayınlanmıştır.

    Etiketler:
    Yazdır