Arşiv

  • Haziran 2024 (9)
  • Mayıs 2024 (16)
  • Nisan 2024 (15)
  • Mart 2024 (19)
  • Şubat 2024 (19)
  • Ocak 2024 (18)
  • Aralık 2023 (17)
  • Kasım 2023 (14)
  • Ekim 2023 (15)
  • Eylül 2023 (12)
  • Ağustos 2023 (21)
  • Temmuz 2023 (18)

    İç talebi artırmak için

    Fatih Özatay, Dr.29 Aralık 2008 - Okunma Sayısı: 1026

    90'lı yıllarda bu ülke yüksek bütçe açıklarından çok çekti. Yıllar boyunca hüküm süren yüksek bütçe açığı nedeniyle kamunun borcu sürekli arttı, bu süreçte borçlanma faizleri enflasyonun çok üzerine çıktı ve borçlanma vadeleri kısaldı. O dönemlerde hep "Acaba Hazine bu haftanın borçlanma ihalesini kazasız belasız atlatacak mı?" kaygısı oldu.

    Uzatmaya gerek yok; temelde disiplinsiz maliye politikası, ona uyum göstermek zorunda kalan para politikası ve bu tür uygulamalara izin veren kurumsal yapı nedeniyle 90'lı yılları kaybettik. Enflasyon hep yüksek düzeylerde seyretti, buna karşılık büyüme hızımız yüzde 3'ü zar zor buldu. Krizlerle yatıp kalktık. Sorumsuz harcamaların bizi nelere sürüklediğine dair engin bir deneyimimiz var dolayısıyla.

    Ekonomilerini derin durgunluktan bir an önce çekip çıkarmak isteyen gelişmiş ülkeler kelimenin tam anlamıyla para saçıyorlar. Özellikle de Amerika. Krize girerken zaten önemli bir düzeyde bütçe açığı veren Amerika'nın, almakta olduğu ekonomik önlemler nedeniyle ileride bütçe açığı daha da artacak. Buna karşın, küresel kriz ortamında Amerikan Hazine'sinin tahvilleri mali yatırımcıların hâlâ gözdesi.

    Başka bir ifadeyle finansman gereksinimini karşılama sıkıntısı yok Amerika'nın. Biz de ekonomimizi durgunluktan çıkarmak istiyoruz. İç talep yerlerde sürünüyor. Bu sorundan bir çıkış yolu dışarıya daha fazla mal satmak olabilirdi. Ama küresel kriz asıl olarak ihracatımızı vurdu. Dış talebin bıçak gibi kesilmesi nedeniyle ihracatımız baş aşağı gidiyor, beraberinde de üretimimiz. Kısacası, iç talep azalmasını telafi edecek bir dış talep de yok.

    O zaman iç talebi artırmak seçeneği kalıyor. Gelişmiş ülkelerin talebi artırırken kullandıkları yöntemlerin çoğu bizim için lüks. Çok dikkatli bir biçimde talebi artırıcı önlemler almalıyız; manevra alanımız çok dar. Talebi artırıcı önlemler alınırken mutlaka dikkate alınması gereken iki nokta var.

    Birincisi, 'hesapsız' harcama yaparak, bütçe disiplinini bozmamalıyız. Zira bu durumda kamu borcu yeniden yükselme eğilimine girerse, arkasından da reel faizi yukarıya doğru sürükler. Bu nedenle, harcama önceliklerimizi gözden geçirip, bütçe harcamalarını iç talebi en kısa sürede ve en fazla uyaracak alanlara yöneltmemiz gerekiyor.

    İkincisi, mali disiplinden kast edilenin orta vadeli mali disiplin olduğuna dikkat etmemiz gerekiyor. İkna edici bir orta vadeli disiplin sağlanabilirse, bugün o çok gereksindiğimiz daha fazla harcama yapmak ve iç talebi uyarmak şansına biraz olsun sahip olabiliriz. Ama orta vadeli mali disiplin deyince, 'yaz tahtaya al haftaya' türünden bir mali disiplinden söz etmiyoruz. Yani, "canım bugün biraz harcayalım, nasıl olsa ileride telafi ederiz" değil orta vadeli mali disiplin.

    Mesela, bütçe açığının milli gelire oranını ele alalım. Bu yıl açık verebilirsiniz, ama şimdiden açıklayacağınız politikalarla izleyen iki yıl fazla vereceğinize ikna edersiniz herkesi. Dolayısıyla, 'bugünkü değer' anlamında üç yıllık bütçeniz dengeye yakın bir yerde olur. Ya da yapacağınız ek harcamalar nedeniyle kamu borcunun milli gelire oranı bu yıl biraz artabilir, ama yine şimdiden açıklayacağınız önlemlerle, bunun bir 'eğilim' oluşturmayacağına, izleyen yıldan itibaren tekrar düşmeye başlayacağına ikna edersiniz herkesi. İkna etmenin yolu da, bu verdiğiniz sözleri garanti altına alan yasal ve kurumsal düzenlemeleri (mali kural uygulaması) yapmaktır.

    Yeni ekonomik programın 'nasıl olması gerektiği' giderek belirginleşiyor. Bakalım açıklanacak program 'olması gereken' ile ne ölçüde uyumlu olacak?

    Bu yazı 29.12.2008 tarihinde Radikal Gazetesi'nde yayınlanmıştır.

    Etiketler:
    Yazdır