Arşiv

  • Temmuz 2020 (4)
  • Haziran 2020 (25)
  • Mayıs 2020 (22)
  • Nisan 2020 (25)
  • Mart 2020 (17)
  • Şubat 2020 (21)
  • Ocak 2020 (26)
  • Aralık 2019 (23)
  • Kasım 2019 (12)
  • Ekim 2019 (13)
  • Eylül 2019 (15)
  • Ağustos 2019 (12)

    Etiketler

    CHP'nin ekonomik açılımı üzerine bir değerlendirme

    Esen Çağlar25 Nisan 2011 - Okunma Sayısı: 2844

     

    Bu ülkede ekonomi politikalarına ve büyüme sorularına kafa yoranlar için herhalde Nisan 2011'in ikinci yarısı gibi bir dönem, güneş tutulması misali, beki 10-20 senede bir ancak gelir. Türkiye, soğuk savaşın sona ermesinden sonra, belki de ilk defa ekonomi politikalarının geleceğini yüksek dozda tartışmaya başlıyor. Büyüme konusunun önemi, 2023'e giderek daha az zaman kalırken, geçmiş on yılların yavaşlığını telafi etmek için bu seçimde daha fazla gündeme geliyor.

    AKP'nin 16 Nisan'da açıkladığı seçim beyannamesinin ardından, CHP de 20 Nisan Çarşamba günü 2023'e yönelik bir ekonomik planı, 22 Nisan Cuma günü de genel seçim beyannamesini açıkladı. CHP'nin ekonomiyle ilgili iki farklı belgesi var. Özet niteliğinde olan 38 sayfalık kitapçık, AKP'nin seçim beyannamesindeki ekonomi kısmına benzer bir nitelikte. Daha kapsamlı tespitlerin, analizlerin ve çözüm önerilerinin yer aldığı 191 sayfalık rapor ise, ben başta olmak üzere CHP'yi uzaktan takip eden birçok iktisatçıyı şaşırtacak derinlikte. Sanıyorum, bu şaşırtma bilinçli olarak yapılmak istenmiş; özellikle piyasalardaki "CHP ekonomiden anlamaz" imajını yıkmak için rapor (gerektiğinden) uzun tutulmuş. 2007 seçimlerinde, ekonominin e'sinden bahsetmeyen bir parti için bu çok önemli bir açılım, önce bunun altını çizmekte fayda var.

    Siyasi partilerin beyannamelerini kıyaslayan bir yazıyı önümüzdeki günlerden sizlerle paylaşmayı umuyorum. Bu yazıda ise CHP'nin ekonomi alanındaki vaatlerine yönelik değerlendirmelerimi 10 başlık altında aşağıya sıralıyorum.

    1.       Yakınsama perspektifi ve yüksek büyüme iddiası. CHP, AKP'ninkinin aksine, varsayımlarla bizleri uğraştırmadan reel olarak nasıl bir büyüme hedeflediğini doğrudan açıkladı ve 2023'e kadar ortalama yüzde 7 hedeflediğini ortaya koydu.[1] Bu bağlamda, CHP'nin yakınsama meselesine yaptığı vurguyu çok yerinde değerlendiriyorum. İlk defa bir siyasi parti Türkiye'de yakınsama sorununu gündeme taşıyarak, Avrupa Birliği'nin kişi başına gelir düzeyine oran olarak bugün bulunduğumuz yüzde 47'den, 2023'de yüzde 85'e ulaşılacağını vaat ediyor. Ulaşılır ulaşılmaz bu ayrı bir konu, ama ben siyasetin temel başarı göstergesi olarak AB'nin kişi başına gelirine yakınsamanın odağa gelmesini çok olumlu buluyorum. Umarım kanaat önderlerimiz bu meseleye önümüzdeki dönemde daha fazla sahip çıkarlar ve yakınsama konusunu siyasi partilerin performans göstergesi olarak kullanmaya başlarız.

    2.       Büyümenin kaynakları. CHP ekonomik raporunun ilk kısmında, doğru tespitler yapılarak, Türkiye'nin büyüme modelinde yapısal ve temel sorunlar bulunduğunu ve tedrici iyileştirmeler yerine farklı bir büyüme modelinin benimseneceğini iddia ediyor. Başarılı Asya ülkelerinden ilham alınan bu modelle birlikte ihracatın 2023'de 650 milyar dolara ulaşması, tasarrufların da yükselerek, yeni yatırımların ve yeni istihdam alanlarının ekonomik büyüme oranlarını 2023'e doğru yıllık yüzde 7'lere yükseltmesi öngörülüyor. Tespitler doğru olmakla birlikte, tasarrufların milli gelir içindeki payının bugünkü yüzde 13'ler düzeyinden yüzde 22'ye yükselmesi için atılacağı vaat edilen adımların programda yeterince somut olmadığı söylenebilir. 2001 ekonomik programının mimarı Kemal Derviş'in de yıllardır bahsettiği iç tasarrufların arttırılması konusunu önümüzdeki dönemde daha kapsamlı tartışmakta fayda olacak. Benim bu konuda henüz kuvvetli bir fikrim oluşmamış durumda.

    3.       Yeni bir üçlü sentez - sosyal devlet, rekabetçi ekonomi, mali disiplin. Türkiye 1990'lı yılları yüksek düzeyde makroekonomik istikrarsızlıkla geçirdikten sonra, 2001'den sonra uygulanan ekonomi politikalarının odağında mali disiplinin sağlanması ve kurumsallaşması yer aldı. Birinci nesil reformlar olarak adlandırılan reformlar sayesinde sağlanan makroekonomik istikrarın, özellikle 2007'den sonra, ekonominin potansiyel büyüme hızını yükseltecek ve rekabet gücünü arttıracak ikinci nesil reformlarla desteklenmesi gerekiyordu ancak maalesef bu konular ekonomi politikaları gündemine pek gelemedi. CHP bu noktada, mali disiplini korumanın yanında, bir yandan ekonominin rekabet gücünü yükseltmeye, diğer yandan da sosyal devlet niteliklerini yükseltmeye eşit vurgu yapacağını vaat ediyor. Bu üç önceliğin bir araya gelmesi açısından programın bir yenilik getirdiği söylenebilir. Özellikle 1980'lerden beri, Türkiye küresel ekonomiye kontrolsüz biçimde eklemlenirken, bunun sosyo-ekonomik sonuçlarıyla sistematik biçimde mücadele etmeye yönelik bir politika çerçevesi, önemli eksikleri olsa da, ilk defa CHP'nin programında görülebiliyor. Bu açıdan, CHP, iktidar da olsa, muhalefette de kalsa, kendi programının takipçisi olması durumunda, Türkiye'den uygulanan politikaların kalitesine önemli bir katkı yapabilecekmiş gibi duruyor.

    4.       Politika çerçevesinin tutarlılığı. CHP'nin, özellikle uzun ekonomi raporunda, mevcut durumun tespitine yönelik değerlendirmeler oldukça kapsamlı ve tutarlı. (Grafiklerdeki eksenlerle oynanmasaymış daha iyi olurmuş). Öte yandan, mevcut durum tespitleriyle politika çerçevesi arasındaki bağlantıların zayıf olduğu söylenebilir. Örneğin ileri teknoloji ihracatı neden Türkiye'de gelişmiyor sorusuna yönelik tespitler yapılmadan, Ar-Ge harcamalarının yüzde 3'e yükseleceğini vaat etmek, politika çerçevesinin tutarlılığını zedeleyebilir. Diğer partilerinin beyannamelerinde gözlemlediğimiz sorun CHP'de de görülüyor. Birçok alt-başlıkta sıralanan politika önerileri, bir çarşaf liste görünümü alıyor. Herhangi bir önceliklendirme olmaksızın yazılmış tedbirler setinin, sorunu çözme noktasında yeterli bir yaklaşım olduğunu söylemek zor. Aynı şekilde, bir yandan 2023 gibi uzun erimli bir makro hedef verilirken, diğer yandan vaatlere herhangi bir zaman perspektifi getirilmemesi, inandırıcılığı zedeliyor. Çok spesifik önerilerle (PPK üyelerinin oylarının açıklanması) çok genel önerilerin (maliye politikasının etkinliğini arttırılması) art arda yer alabilmesi de tutarlılığı olumsuz etkiliyor. Son olarak, CHP'nin ekonomi politikalarını açıklayan 3 ayrı belgenin olması ve bu belgeler arasındaki farklılıklar kafa karıştırabiliyor. Örneğin, uzun ekonomi raporunun 106. sayfasında kurulması önerilen "Bilim ve Teknoloji Bakanlığı", seçim beyannamesinin 134. sayfasında kurulacağı söylenen yeni bakanlıklar arasında yer almıyor.

    5.       Rekabet gücü politikaları. CHP'nin ekonomik program önerisinde, sanayi politikası ve rekabet gücü alanında, bir sanayicinin ve yatırımcının duymak isteyeceği çok sayıda vaat sıralanmış. Bunların hepsini aynı anda bir çarşaf listede görünce, rekabet gücünün yükseltilme noktasında sistematik bir yaklaşımının olmadığı kanısına varıyorum. Niteliksel açıdan da, AKP'nin beyannamesindeki vaatlerden farklılaştığını söylemek zor. CHP'nin yenilik getirdiği alanlar ise kamu alımlarında yerli üretime öncelik tanınması, teşvik sisteminin etkinleştirilmesi için ayrı bir müsteşarlık kurulması, bilişim sektörünün stratejik bir sektör olarak özel araçlarla desteklenmesi ve en azından söylem bazında da olsa AKP'nin bir kenara bıraktığı sanayi sektörüne yeniden sahip çıkılacağının vurgulanması. CHP'nin inovasyona "yenileşim" diyerek bir tercih yaptığını da bu belgeler sayesinde görmüş olduk. Ama "ulusal yenileşim stratejisini etkin hale getireceğiz" vaadinin ne anlama geldiği pek anlaşılmıyor. Ar-Ge hedefleri ise AKP'ninkilerden pek farklılaşmıyor.

    6.       "Altın Kural" ve kamu yatırımları. CHP, ekonomik büyümeyle ilgili tespitlerini yaparken, örtülü olarak da olsa, Türkiye'nin orta gelir tuzağı içinde bulunduğu tanısını ortaya koyuyor ve bundan çıkmak için ciddi bir yatırım hamlesine ihtiyaç duyulduğu önermesini yapıyor. Bu benim katıldığım, çok yerinde bir tespit. Aynı zamanda CHP'nin programında getirdiği yeniliklerin başında, basında da yer alan "altın kural" geliyor; yani hükümetin cari ve transfer harcamalarının vergi ile, yatırım harcamalarının ise borçlanma ile finanse edilmesini öngörüyor. Çoğu yorumcu, bu kuralın mali disiplini bozabileceği endişesini dile getirdi. Bu endişenin arkasındaki temel varsayım ise, kamu yatırımlarının getirisinin, borçlanma maliyetinden daha düşük olacağı. Ancak, ben yatırım önceliklerinin doğru saptanması durumunda bu varsayımın yanlış olabileceğini düşünenlerdenim. CHP'nin programında ise maalesef bu öncelikleri, yani hangi kamu yatırımlarının en yüksek getiriyi sağlayacağının cevabını göremiyoruz. Örneğin, Türkiye'de rekabet gücünün önünde önemli bir engel olan iç taşıma maliyetlerini azaltmayı hedef alan bir yaklaşım görülemiyor. Ulaştırma bölümü, beyannamenin en zayıf olduğu yerlerden. Bu gibi önceliklerin yeterince açık olmaması ise, birçok yorumcunun altın kural hakkındaki endişesini haklı hale getirebilir. Öncelikleri doğru belirlenmemiş alanlara yatırım yapılması (böyle bir program altında), mali istikrarı ciddi ölçüde sekteye uğratma riski taşıyor.

    7.       Maliye politikası ve vergi reformu. Vergi reformu ve kayıtdışılıkla mücadele için CHP'nin ortaya kuvvetli bir siyasi irade koyacağını vaat etmesini olumlu olarak değerlendiriyorum. Özelikle, gelir idaresinin bağımsızlığı vaadi iş dünyası için oldukça sevindirici olabilecek bir vaat. Bir plan dahilinde, toplam vergi gelirleri içinde dolaylı vergilerin ağrılığının azaltılması hedefi ise, eğer başarıldığı takdirde, Türkiye'de rekabet gücünü olumsuz etkileyen bir çok sorunu kendiliğinden ortadan kaldırabilir. Bu alanda uygulanması gereken politikaların ne olduğu büyük ölçüde belli, bugüne kadar eksik olan siyasi iradeydi. CHP bunu farklılaştıracağını iddia ediyor, ne kadar takipçisi olacak hep birlikte göreceğiz.

    8.       Kamu yönetim reformu ve yeni kurumsal yapılanmalar. CHP'nin beyannamesinde gördüğüm en eksik noktaların başında kamu yönetimi reformunun yapılmasına yönelik ürkeklik yer alıyor. Ekonomide öngörülen, hatta "devrim niteliğinde" olduğu söylenebilecek farklı bir büyüme modeline geçiş stratejisi, maalesef etkin bir kamu yönetimi reformu çerçevesiyle desteklenmiyor. CHP'nin kamu sektöründeki aksaklıkları çözmek için uygun gördüğü strateji ise büyük ölçüde yeni kurumlar oluşturmaya dayanıyor. Beyannamede yeni olarak iki bakanlık, bir müsteşarlık, yedi genel müdürlük, altı kurum ve dört komisyonun kurulması öngörülüyor. Böyle bir strateji belki kısa vadede adım atabilmek için uygun olsa da, uzun vadede kamu yönetiminin etkinleşmesine nasıl bir katkı sağlar emin değilim. Sonuç olarak, kuvvetli bir reform perspektifi olmadan, bazı işlevler için yeni kurumların oluşturulması, tempolu büyüyen bir ekonominin kurumsal altyapısını kuvvetlendirmeye ne ölçüde hizmet edecek noktasında ciddi soru işaretleri bulunuyor. Bu bağlamda Avrupa Birliği'ne tam üyelik için yürütülen müzakere sürecine CHP'nin ekonomi alanında hiç yer vermiyor olması da kurumsal altyapı açısından yetersizlik algısını kuvvetlendiriyor.

    9.       İstihdam ve işgücü piyasası politikaları. İstihdam alanında CHP oldukça iddialı bir vaatler dizisi ortaya koymuş. Her sene 800 bin iş yaratılması dikkat çekici. Her sene 800 bin kişiye iş sağlanması, kulağa hoş gelen bir vaat. Türkiye'de 2004'den bu yana her sene ortalama 500 bin yeni iş yaratıldığını hesaba kattığımızda, potansiyel büyüme hızının yükselmesiyle çok da imkansız olmayacak bir vaatmiş gibi geliyor. Ama elbette, bu noktada TÜİK marifetiyle tarım istihdamını yükseltmek yerine, nitelikli işlerin yaratılmasının takipçisi olmak gerekiyor.  Kadınların işgücüne katılım oranı ise yüzde 40 düzeyine çıkarılacakmış (5 sene mi 15 sene mi içinde olacağı yazmıyor). İşgücü piyasaları reformu alanında ise en temel stratejik tercih olan "iş mi korunacak işçi mi" sorusunun yanıtını CHP'nin programında göremiyorsunuz. İşgücü piyasasındaki katılıkları gidermeye yönelik kuvvetli bir yaklaşım da göze çarpmıyor.

    10.    Bölgesel kalkınma ve kentlere yönelik yeni vizyonlar. CHP'nin bölgesel gelişmişlik farklılıklarını azaltma iradesi, hatta bölgeler için farklılaşmış ekonomik büyüme oranların telaffuz edilmesi (Güneydoğu ve Doğu için yüzde 9.5) çok olumlu. Ancak bu işin nasıl yapılacağı, kurumsal altyapısı; örneğin Bölgesel Kalkınma Ajanslarının bu süreçteki işlevleri yeterince tanımlanmamış. Öte yandan, başlıca kentlere yönelik yeni vizyon koymaya çalışılması ve 20 kentin cazibe merkezi haline getirileceğinin vaat edilmesi de olumlu olmakla birlikte, bu gibi önemli konuların üstünde daha fazla düşünülmüş olması daha iyi olurdu. Beyannamede sıralanan kent vizyonların, yerel paydaşların talepleriyle ne kadar uyumlu olduğu ve daha da önemlisi ekonomik büyümeye ne ölçüde katkı yapabileceği noktasında şüpheler olabilir. Bu haliyle bakıldığında, plan ve vizyonlar yetersiz olsa da, stratejik olarak CHP'nin İstanbul dışında yeni büyüme kutupları ortaya çıkartmaya çabalamak istediğine bir işaret olmasını ben olumlu bir gelişme olarak yorumluyorum.

    Sonuç olarak, bu beyannamelerle seçim kazanılmayacağını, güzel hazırlanmış raporların seçmen davranışı üzerindeki etkisinin minimal düzeyde olduğunu Türkiye'de siyaseti biraz takip eden herkes biliyordur. Ancak CHP'nin geçmiş yıllara kıyasla en azından kuvvetli bir düşünsel temele oturan, yeni bir yaklaşımla Türkiye'nin büyüme sorunlarını değerlendirmeye ve çözümler geliştirmeye başlamış olması, en azından önümüzdeki dönemde ekonomi politikaları gündeminin kalitesinin artacağına işaret ediyor.

    Özellikle, 2008-9 küresel krizinin ardından, devlet-piyasa ilişkilerinin yeniden tanımlandığı bir dönemde, Türkiye'de devletin piyasaya müdahalesinin niteliklerinin ve sosyal devlet vasıflarının tartışılmaya başlanmış olmasını sağlıklı bir gelişme olarak yorumlayabiliriz.

    AKP, 2011 seçimlerini kazansa bile, ekonomi alanında eskiye kıyasla çok daha etkin bir muhalefete hazırlık yapsa yerinde olur. CHP, ekonominin geleceğine yönelik yeni fikirler üretme noktasında, üzerindeki ataleti ve kısırlığı atmaya başlamış görünüyor.

     


    [1] AKP'nin makro-ekonomik tahminleri herhangi bir varsayımla birlikte açıklanmadığı ve teknik detay içermediği için ben de iddia edilen 500 milyar ihracat sıçraması değerlenen bir TL ile pek mümkün olmayabilir diye, AKP'nin açıkça telaffuz etmediği örtülü büyüme hedefini 8.48 olarak yazmıştım. Kimileri değişik hesaplarla ve TL-USD değeri yakınsaması varsayımlarıyla bunun reel olarak aslında yüzde 4 ile 4.75 arasında bir yerlere geleceğini söyledi. Kurun değerlenmesi durumunda, örneğin 1 TL 'nin 2023'e doğru giderek 1 $'a yaklaşması durumunda, ihracat=ithalat=500 milyar dolar hedefindeki ortaya çıkacak çelişkiyi başka bir yazıya bırakıyorum.

     

     

    *Esen Çağlar, TEPAV Ekonomi Politikaları Analisti, http://www.tepav.org.tr/tr/ekibimiz/s/25/Esen+Caglar


     

    Etiketler:
    Yazdır