Arşiv

  • Temmuz 2020 (10)
  • Haziran 2020 (25)
  • Mayıs 2020 (22)
  • Nisan 2020 (25)
  • Mart 2020 (17)
  • Şubat 2020 (21)
  • Ocak 2020 (26)
  • Aralık 2019 (23)
  • Kasım 2019 (12)
  • Ekim 2019 (13)
  • Eylül 2019 (15)
  • Ağustos 2019 (12)

    Etiketler

    Müteahhitlikte katma değer nasıl artar?

    Ozan Acar04 Ekim 2011 - Okunma Sayısı: 3060

     

    Müteahhitlik hizmetleri, Türkiye’nin en küresel sektörleri arasında yer alıyor. 1950’li yıllardan itibaren kamu yatırım projeleri sayesinde sermaye yapılarını güçlendiren ve becerilerini geliştiren inşaat şirketleri; 1980’lerin dışa açılma hamleleriyle birlikte dünyada söz sahibi olmaya başladılar. Bugün Arjantin’den Endonezya’ya, Güney Afrika’dan Rusya’ya kadar oldukça geniş bir coğrafyada Türk inşaat şirketlerinin imzası var. Geçtiğimiz on yılda, Dünya Bankası finansmanıyla gerçekleştirilen yapım ihalelerinin neredeyse tümünü kazananlar da yine aynı şirketler. Engineering News Record (ENR) tarafından yayınlanan dünyanın en büyük 225 uluslararası inşaat şirketi sıralamasında yer alan Türk müteahhitlerinin sayısı 2003’te 8’den 2011’de 31’e çıktı. Türkiye; ABD, İngiltere ve Almanya gibi ülkeleri geride bırakarak, Çin’den sonra en çok şirkete sahip ikinci ülke konumuna yükseldi.

    Cari açığın ulaştığı seviyeler dikkate alındığında, müteahhitlik hizmetlerinin önemi her geçen gün daha da artıyor. Ancak, sektöre yönelik tespitlerin, ağırlıklı olarak sektörde faaliyet gösteren şirket sayısı, bu şirketlerin kaç tanesinin en büyükler ligine girdiği ve bugüne kadar gerçekleştirilen taahhütlerin yayıldığı ülkelerin sayısı gibi niceliksel göstergelerle sınırlı olduğunu görüyoruz. Bu saydıklarımızın her biri son derece önemli başarılar. Ancak, sadece niceliksel unsurlara odaklanmak sektördeki problemlerin görünürlüğünü azaltıyor. Halbuki, eldeki veriler, yurtdışında iş yapan inşaat şirketlerimizin büyük hacimli işler yapamadıklarını ve bu sebeple rakiplerinden daha küçük ölçekli olduklarını gösteriyor.

    ENR-225 listesinde en çok şirkete sahip ikinci ülke olmak başarı için yeterli mi? Listedeki 225 şirketin toplam cirosu içindeki paya göre yapılan sıralamada, Türkiye’nin durumu o kadar da parlak değil. Türkiye, listede en çok sayıda şirkete sahip ikinci ülke ama listedeki Türk şirketleri ENR-225 cirosunun sadece yüzde 3,8’ini üretebiliyor. Gelişmiş ülkelerin listedeki şirketlerinin sayısı Türkiye’den belirgin bir biçimde daha az olmasına rağmen ENR-225 cirosu içindeki payları Türkiye’nin en az iki misli. Bir diğer ifadeyle, en büyük Türk müteahhitlerinin ortalama ölçeği diğer birçok ülkede olduğundan daha küçük. Türkiye, müteahhitlik şirketlerinin ortalama ölçeklerine göre yapılan sıralamada, 35 ülke içerisinde 29. sırada yer alıyor.

    sekil.520px

     

    Rakiplerimizin daha büyük ölçekli olmalarının temel sebeplerinden birisi tasarım başta olmak üzere proje zincirinin tümünde rekabet gücüne sahip olmaları. ABD, Almanya, Fransa ve İspanyalı büyük inşaat şirketlerinin ortak özelliklerinin güçlü bir tasarım kapasitesi ve satın alma ve planlama gibi iş süreçlerinde ileri teknoloji kullanımı olduğunu söyleyebiliriz. Nükleer santraller, yeni nesil ulaştırma projeleri ve endüstri tesisleri gibi karmaşık yapıların inşası söz konusu olduğunda işveren idareler, konsept tasarımından devreye almaya kadar tüm süreçleri başarıyla tamamlayacak şirketlerle çalışmayı tercih ediyorlar. Bu tip projelerin yapım ihalelerinde gelişmiş ülkelerdeki büyük inşaat şirketlerinin şansı oldukça yüksek. Proje zincirinin tüm aşamalarını üstlenebilecek kapasiteye sahip olmanın, teklif edilen fiyat kadar önemli olduğu işlerde gelişmiş ülkelerdeki büyük şirketler göreli olarak daha avantajlı konumda yer alıyorlar.

    Türk müteahhitleri proje zincirinin yapım aşamasında önemli bir rekabet avantajına sahiplerken, katma değerin daha yüksek olduğu halkalarına geçişte yeterli performansı ortaya koyamıyorlar. Bu sebeple, yukarıda bahsedilen türdeki projelerde ciddi bir varlık gösteremiyoruz. ENR’nin dünyanın en büyük uluslararası tasarım müteahhitleri listesinde Türkiye’den sadece 2 şirket yer alıyor. Tasarım kapasitesi düşüklüğünün bir diğer işareti, üçüncü boğaz köprüsü, körfez geçiş projesi ve Akkuyu nükleer santrali gibi sofistike yatırım projelerinin yapım ihalelerinde yabancı ortak olmadan yarışabilen Türk şirketleri bulunmamasıdır.

    Proje zincirinin, tasarım başta olmak üzere, daha yüksek katma değerli aşamalarında rekabet gücü geliştirmeden, yabancı ülkelerdeki inşaat şirketleriyle benzer ölçeklere ulaşmak mümkün değil. Türk inşaat şirketleri, yapım işlerinde yüksek tecrübe ve organizasyon becerisinin yanında proje zincirinin diğer halkalarındaki kapasitelerini de geliştirmeliler. Çevre ülkelerdeki zenginleşmeyle birlikte bu ülkelerdeki inşaat projelerinin daha sofistike hale gelmesi kaçınılmaz. Bu tip projelerde, gelişmiş ülkelerdeki büyük müteahhitlik şirketlerinin, inşaat yapımını üstlenen küçük ortağı ya da taşeronu rolünü üstlenmek yerine ana müteahhit olabilmek için proje zincirinin tüm aşamalarının özellikle de tasarım ayağının güçlendirilmesi gerekiyor.

    Türkiye’de müteahhitlik hizmetleri sadece yapıma odaklı gelişirken, Çin’deki şirketler tasarım konusunda hızla ilerliyorlar. ENR-225 listesindeki Çinli şirketlerin toplam cirodan aldıkları pay 2003’te yüzde 6’dan, 2011’de yüzde 15’e ulaştı. Aynı dönemde şirket sayısı 41’den 53’e, ortalama ölçek ise 165 milyondan 1,1 milyar dolara yükseldi. Şirket sayısında ciddi bir artış yaşanmazken ortalama ölçeğin neredeyse yedi kat yükselmesinin temel sebeplerinden biri Çinli şirketlerin proje zincirinin her aşamasında rekabet gücü geliştirebilmeleridir. ENR-225’teki 53 Çin şirketinin 16 tanesi aynı zamanda en büyük uluslararası tasarım şirketi listesine girmeyi de başardılar. Karmaşık ve karlılığın yüksek olduğu projelerde Çinli şirketlerin isimlerini sıkça duymamızın temel sebebi budur.

    Türkiye’nin yurtdışı müteahhitlikte daha rekabetçi olabilmesi için özel sektör, üniversiteler ve kamuya önemli görevler düşüyor. Özel sektörden başlayacak olursak, Türk müteahhitlerinin tasarım kapasitelerini geliştirmeye daha fazla kaynak ayırmaları gerektiğini söyleyebiliriz. Bu alanda yapılan yatırım kısa vadede kendini amorti etmese de uzun vadede daha rekabetçi olabilmek için oldukça kritik. Üniversitelerin öncelikli olarak yapması gereken, özel sektörün ihtiyaçlarıyla uyumlu olarak mühendislik eğitiminin tasarım ayağını güçlendirmeleridir. Kamunun ise mühendislik hizmeti veren şirketlere yönelik destek mekanizmaları geliştirmesi yerinde olacaktır. Bu kapsamda, akla gelen ilk tedbir, tasarımın önemli olduğu kamu ihalelerinde yerli şirketlere avantaj sağlanmasıdır. Bu gibi projeleri üstlenebilecek teknik yeterliliğe sahip şirket olmaması durumunda, yabancı şirketlerin yerli ortak bulmalarını özendirici adımlar atmak da son derece önemli. Buna ilaveten, Türkiye’de iş yapan yabancı inşaat şirketlerinin tasarım ofislerinde, Türk mühendis çalıştırma şartı getirilerek teknoloji transferi amaçlanmalıdır. Aksi takdirde, proje zincirinin katma değeri yüksek halkalarına doğru ilerlemek ve yurtdışı pazar payımızı arttırmak güçleşecektir.


    Ozan Acar, TEPAV Ekonomi Politikaları Analisti, http://www.tepav.org.tr/tr/ekibimiz/s/1213/Ozan+Acar

    Etiketler:
    Yazdır