Arşiv

  • Kasım 2020 (13)
  • Ekim 2020 (13)
  • Eylül 2020 (16)
  • Ağustos 2020 (13)
  • Temmuz 2020 (16)
  • Haziran 2020 (25)
  • Mayıs 2020 (22)
  • Nisan 2020 (25)
  • Mart 2020 (17)
  • Şubat 2020 (21)
  • Ocak 2020 (26)
  • Aralık 2019 (23)

    MIT kadar olamadık!

    Ozan Acar29 Şubat 2012 - Okunma Sayısı: 3606

     

    Şubat ayı başında Massachusetts Teknoloji Enstitüsü (MIT) ’nde düzenlenen “Bölgesel Girişimciliği Hızlandırma Çalıştayı”nda yapılan tartışmalar, dünyayı değiştiren şirketlerin ortaya çıkmasında yerel girişimcilik ve yenilikçilik ekosisteminin önemi üzerineydi[1].

    MIT, 1861 yılında Boston’da kurulan, ABD’nin birçok bakımdan en iyi üniversitelerinden biri. Boston, MIT’nin kurulduğu dönemde, ülkenin önemli sanayi merkezlerindenmiş. Avrupalıların politeknik modelini örnek alarak, bölgedeki işletmelere nitelikli eleman yetiştirmek için kurulmuş. Elinde balyoz olan bir işçi ve kitap tutan bir üniversite hocasının birlikte yer aldığı logo, üniversitenin önceliğini güzel özetliyor aslında[2]. Kendilerine uygun bir de slogan seçmişler: Latince “mens et manus” yani “akıl ve el”.

    Hayatta olan MIT mezunları tarafından kurulan şirketlerin cirolarının toplamı, 2006 yılında 1,8 trilyon dolarmış. Toplam cironun yüzde 90’ını, teknolojik bir yeniliği ticarileştiren şirketler yapmış[3]. Türkiye’nin aynı yıldaki milli gelirinin üç katından daha büyük bir ekonomik değerin yaratılmasında, MIT ve çevresindeki girişimcilik ve yenilikçilik ekosisteminin, ikisinin bir arada, çok büyük bir rolü var. Hayal gücümüzü zorlayacak yeni teknolojiler MIT’de geliştiriliyor ve ticarileştiriliyor. Teknolojiyi geliştirenler aynı zamanda birer girişimci de olabiliyorlar. Böylelikle, başlangıç aşamasından hızla devleşmeyi başaran çok sayıda şirket ortaya çıkıyor.

    Girişimcilik kapasitesinin ölçüsü, kurulan şirket sayısı olarak alındığında aslında biz de çok başarılıyız. Nüfusumuz 1992’den 2002’ye yüzde 15 büyürken, kurulu şirket sayısını yüzde 73 arttırarak 1 milyon 860 bine çıkarmışız[4]. Ancak, bizdeki girişimciler, çoğunlukla haritası çıkarılmış topraklarda gezinmeyi tercih ediyorlar. Daha önceden kimsenin aklına gelmeyen ya da cesaret edemediği alanlardan ise uzak duruyorlar. Risk alamıyorlar çünkü başarısızlık ihtimalini en aza indirmek istiyorlar.

    Halbuki, The Undercover Economist kitabının yazarı Tim Harford, başarıyı, geçmişteki başarısızlıkların ödülü olarak görüyor. Harford, başarı getirecek başarısızlıklar için üç temel prensip sıralıyor[5].

    • Birinci prensip, başarısız olmaktan çekinmemek: Biz çekiniriz. Çünkü geçmişteki ekonomik krizlerin mağduru olmuş çok sayıda girişimcinin düştüğü durum hafızalarımızdadır. Krizleri yaşamamış olanların tecrübe eksikliklerini ise yakınları tamamlar. Destek olmak şöyle dursun, çevre çoğu zaman caydırıcı bir faktördür.
    • İkincisi, başarısızlık katlanılabilir büyüklükte olmalıdır. Bizde, girişimcinin işiyle beraber hayatı da batabilir. Türkiye’de, risk ve girişim sermayesi çok sınırlıdır. Dolayısıyla, riski ve getiri potansiyeli yüksek yeni bir işe ortak bulup riski paylaştırmak mümkün değildir.
    • Üçüncüsü, başarısızlığın gelmekte olduğunu önceden sezip hataya erken müdahale edebilmektir. Bizim girişimcilerin böyle bir fırsatları da ne yazık ki olmuyor. İnkubasyon merkezleri ve mentorluk müessesesinin yetersiz oluşu, girişimcileri yaparak öğrenmeye mecbur bırakıyor. Benzer yollardan geçen kişilerin tecrübelerine erişim o kadar da kolay olmuyor.

    Türkiye’deki girişimcilik ekosistemini, girişimcilerin başarısızlık kaygılarını hafifletecek şekilde yapılandırmak için; başarılı girişimcilerin hikayelerinin görünür kılınması, risk ve girişim sermayesi imkanlarının arttırılması ve inkubasyon merkezlerinin yaygınlaştırılması gibi birçok adımın atılması gerekiyor. Ancak, tek başına girişimcilik altyapısını güçlendirerek, başlangıç aşamasından hızla devleşen şirketlere sahip olmak mümkün değil.

    Yukarıda sayılanları yaparken, yenilikçilik kapasitemizi de geliştirmemiz gerekiyor. Fikri mülkiyet haklarının daha iyi korunmasından, öğretim görevlilerinin şirket kurmalarının teşvik edilmesine; üniversitelerde yapılan araştırmaların ve TÜBİTAK desteklerinin ticarileştirilebilir alanlara yönlendirilmesinden, bilim insanlarının gelişmiş ülkelerdeki araştırmacılarla ortak projeler yapmalarının sağlanmasına kadar çok sayıda işin yapılması son derece faydalı olacaktır.

    Her iki alanda da koordineli adımların atılması durumunda bizim de dünyayı değiştiren şirketlerimiz olabilir. Birinde ilerleyip diğerinde yerimizde saymak vasatı muhafaza etmektir.

     

     


    [1] MIT Enterprise Forum’un (MIT-EF) düzenlediği “Bölgesel Girişimciliği Hızlandırma Programı” (Regional Entrepreneurship Acceleration Program)  1-3 Şubat tarihlerinde MIT’de gerçekleştirildi. MIT-EF uzmanları, Cambridge’deki yenilikçi girişimcilik ekosisteminin temel unsurları hakkında bilgi paylaşımında bulundular. Çalıştaya, çok sayıda ülkeden katılım oldu. Çalıştaya, MIT-EF Türkiye öncülüğünde, Türkiye’den MIT Sloan İşletme Okulu’ndan Ant Bozkaya, Sabancı Üniversitesi’nden Dilek Çetindamar, Özyeğin Üniversitesi Rektörü Erhan Erkut, MIT-EF Türkiye Direktörü Selçuk Kiper ve TEPAV’dan Ozan Acar katıldı.

    [2]mit

    [3] Roberts, Edwards ve Eesley, Charles E. Entrepreneurial Impact: The Role of MIT – An Updated Report, Now Publisher Inc., 2011

    [4] TÜİK Nüfus İstatistikleri ve 1992 ve 2002 İşyeri Sayımı İstatistikleri

    [5] Tim Harford’un başarısızlıkla ilgili prensipleri anlattığı videoya http://bit.ly/mO2Ubh adresinden ulaşabilirsiniz.

     

    * Ozan Acar, TEPAV Ekonomi Politikaları Analisti, http://www.tepav.org.tr/tr/ekibimiz/s/1213/Ozan+Acar

    Etiketler:
    Yazdır