Arşiv

  • Mart 2021 (2)
  • Şubat 2021 (12)
  • Ocak 2021 (14)
  • Aralık 2020 (16)
  • Kasım 2020 (13)
  • Ekim 2020 (13)
  • Eylül 2020 (16)
  • Ağustos 2020 (13)
  • Temmuz 2020 (16)
  • Haziran 2020 (25)
  • Mayıs 2020 (22)
  • Nisan 2020 (25)

    Kadınları evde tutmanın faturası yılda 574 milyar dolar

    Esen Çağlar02 Nisan 2012 - Okunma Sayısı: 3528

     

    1980’leri yaşayanlar Devekuşu Kabaresinin “Yasaklar” adlı oyununu hatırlayacaktır. O oyun içinde “minik kelebek” isimli bir bölüm vardı.[1] Özgürlükçü bir zihniyetin, devlet denetiminden nasıl geçebileceğini ve neye dönüşebileceğini çok güzel anlatıyordu. Son 30 yılımızı nasıl geçirdiğimizi de anlatıyor aslında. Bu yazıda, “2023’de şöyle mi oluruz, böyle mi oluruz” tartışmasına girmeden, minik kelebek piyesinin bana düşündürttüğü soruyu cevaplamaya çalışmak istiyorum: Acaba son 30 yılı farklı biçimde geçirseydik bugün nerede olabilirdik?

    Bu soruyu cevaplamak için aşağıdaki tabloyu kullanacağım. Bu tabloyu hazırlarken, biraz bakkal hesabı biraz da “halamın bıyıkları olsaydı” yöntemini kullandım. Tabloda Güney Kore’yi seçmemin nedeni ise bu ülkenin 30 yıl önce Türkiye’yle aynı kişi başına milli gelir düzeyine sahip olması. Bir diğer nedeni de ilk defa geçen hafta görme şansına sahip olduğum Seul’u bir İstanbullu ve de bir Ankaralı olarak çok kıskanmış olmam.

    Önce tablonun ilk iki satırına bakalım ve Kore ile Türkiye’nin mevcut durumunu kıyaslayalım. Benim hemen gözüme çarpan şunlar:

    • Koreliler, Türklere kıyasla iki kat daha zengin olsa da, aradaki büyük fark verimlilik düzeyi (çalışan başına üretim) için geçerli değil. Bizde bir çalışan yılda 30 bin dolar üretirken, Kore’de bir çalışan 41 bin dolar katma değer üretiyor. Yani Türkiye’den sadece yüzde 37 daha fazla. Kore her ne kadar gelişmiş ülke statüsüne geçmiş olsa da bir Fransa  (100 bin dolar) veya bir Almanya (86 bin dolar) kadar çalışan başına üretim düzeyine sahip değil.
    • Kore’nin nüfusu 49 milyon, Türkiye’nin nüfusu ise 73 milyon. Ancak iki ülkede de çalışan sayısı tıpatıp aynı: 25 milyon. Yani Kore 25 milyon çalışanıyla 49 milyonluk nüfusa bakarken, Türkiye 25 milyon çalışanıyla 73 milyona bakıyor.
    • Kore’de toplam 10 milyon kadın çalışırken, Türkiye’de sadece 7 milyon kadın çalışıyor. Bu fark da bizdeki kadın işgücüne katılım oranının (%24) yerlerde sürünmesinden kaynaklanıyor. Ben bu tabloya baktığım zaman, Türkiye ile Kore’nin esas farkının kadınların ekonomiye katılımında görüyorum açıkçası.

    Şimdi tablonun bakkal hesabı ve halamın bıyıkları yöntemiyle oluşturduğum son iki satırına bakalım:

    • Birinci Senaryo’da Türkiye’de, Kore’deki kadın işgücüne katılım oranının aynısı olsaydı diye bir hesap yaptım. Ayrıca işgücüne bu sayede yeni katılacak olan 7 milyon kadının, Türkiye’nin ortalama verimlilik düzeyi olan 30 bin doları bir yılda üretebileceğini hayal ettim. Böyle bir Türkiye olsaydı bugün, kişi başına gelir 13 bin dolar, toplam milli gelir de 1,1 trilyon dolar oluyordu.
    • İkinci Senaryo’da, hem Korelilerle aynı oranda kadının (%50) çalıştığı, hem de Koreliler kadar verimli olduğumuz, yani her çalışanın 41 bin dolarlık katma değer üretebildiği bir Türkiye hayal ettim. Böyle olsaydı, kişi başına gelir 18 bin dolar, milli gelir de 1,3 trilyon dolar olabiliyordu. Yani İspanya’nın hemen ardından, dünyanın 13. en büyük ekonomisi olabiliyorduk bugün.

    Şimdi şu soruları duyar gibiyim: Bu kadar kadın işgücüne katılacak olursa, işsizlik oranları hemen yükseliverir, onlara nasıl iş bulacağız? Yeni katılacak kadınların verimlilik düzeyini nasıl Türkiye ortalamasına yükselteceğiz? Türkiye’nin genel verimlilik düzeyini nasıl yüzde 37 arttırarak Kore’nin düzeyine getireceğiz?

    Peki affedersiniz, bunları yapmadık da, son 30 yılda ne yaptık biz?  Örneğin, işgücü piyasasının özellikle kadınlar için esnekleştirilmesi, kadınlara gerekli bilgi ve becerilerin kazandırılması, çocuk bakım hizmetlerinin güçlendirilmesi, kentli kadınların çalışabileceği özellikle hizmetler sektörünün modernleşmesi ve rekabete açılması, kadınların evlerinden işlerine güvenli biçimde, taciz edilmeden ulaşabilmeleri gibi sorunları çözmek için ne yaptık? Kore devleti Seul metrosunu, Koreliler bizden çok daha fakirken, ta 1974 yılında hizmete açarken, bizim aklımız nerdeydi? Bugün Seul’un 328 metro durağı varken 2000 yılında açmayı becerdiğimiz İstanbul metrosunun sadece 12 durağı olmasını nasıl açıklamalıyız?

    Kendini şu klasik masalla avutmaya çalışanları da duyar gibiyim: “Kore demokratik değil ama biz çok demokratiğiz.” Kadınlar olmadan nasıl demokratik oluyoruz, bana da bir anlatın lütfen.

     

    Tablo: Türkiye ve Güney Kore’de milli gelir, nüfus, kişi başına gelir, çalışan başına üretim, çalışan sayısı, çalışan kadın sayısı, kadın işgücüne katılım oranı (2010 verileri)

    ec.520px

    Kaynak: TÜİK, Kore İstatistik Kurumu (Statistics Korea), Dünya Bankası Kalkınma Göstergeleri


    [1] http://www.youtube.com/watch?v=sxqHq8roVYM

    *Esen Çağlar, TEPAV Ekonomi Politikaları Analisti, http://www.tepav.org.tr/tr/ekibimiz/s/25/Esen+Caglar

    Etiketler:
    Yazdır