Arşiv

  • Ağustos 2019 (7)
  • Temmuz 2019 (11)
  • Haziran 2019 (12)
  • Mayıs 2019 (14)
  • Nisan 2019 (13)
  • Mart 2019 (14)
  • Şubat 2019 (13)
  • Ocak 2019 (17)
  • Aralık 2018 (14)
  • Kasım 2018 (14)
  • Ekim 2018 (17)
  • Eylül 2018 (13)

    Etiketler

    Özel soyunma odasına tropik meyve isteyen zurnacı

    Serdar Sayan, Dr.09 Ağustos 2012 - Okunma Sayısı: 1989

     

    İşgücü talebi ile arzı arasındaki uyumsuzluk

    dendiğinde çoğumuz bunun, işsizlik kavramına atfen uydurulmuş; gereğinden uzun ve cilâlı bir karşılık olduğunu düşünür. Bağlamına bağlı olarak, ‘uyumsuzluk’ ile kastedilen, belli bir beceriye sahip işgücüne olan talep ya da bunun arzından herhangi birinin diğerinden fazla olduğu bir durum olabilir. Yahut aynı beceri türü için bir yerde arz fazlası varken, başka bir yerde talep fazlası olabilir. Mesela benim ABD’de öğrenci olduğum yıllarda, yanlış hatırlamıyorsam Chicago’da yaşayan bir zurnacı vardı. Amerika’nın her yerindeki üniversitelerde okuyan Türk öğrenciler ve çeşitli şehirlerde yerleşik Türk asıllı Amerikalıların kurduğu halk dansları topluluklarının gösterilerinde zurna çalmaya ikna edilebilmesi için, hem iyi bir ücret ödenmesi, hem de, uçak biletinin gönderilip, gerektiğinde iyi bir otelde konaklatılması gerekiyordu (yerel gönüllüler arasından bir davulcu çıkıyordu bir biçimde). Nitekim benim doktora yaptığım üniversitenin Türk Öğrenci Derneği’nin yıllık bütçesindeki 1 numaralı gider kalemi de bu masraflardı: Derneğin tüm faaliyetleri, her yıl Kasım ayının ikinci hafta sonu düzenlenen Birleşmiş Milletler Festivali’nde gösteri yapan halk dansları ekibimize, canlı olarak eşlik etmek üzere getirtilen zurnacının maliyeti düşüldükten sonra kalan paraya göre planlanıyordu. En azından ABD’nin Orta Batı eyaletlerini kapsayan bir coğrafyada rakipsiz olduğu için, becerisinin getirisi, Türkiye’de hem mutlak anlamda, hem de talebe nispeten çok sayıda bulunan zurnacılara kıyasla hayli yüksekti.

    Amerika’daki (talebe nispeten) eksik olan zurnacı arzına karşın, Türkiye’de bir arz fazlası var. Yani Türkiye’de zurnacılık, öyle çok kaprisli isteklerde bulunmaya, “özel soyunma odamda tropik meyve tabağı bulunmazsa çalmam” nazına katlanmaya izin verecek bir meslek değil. Hatta genellikle belli bir ücret bile ödenmeyen, sahibinin bahşişlerle idare etmesi beklenen bir beceri zurna çalmak. Esasen zurnacı arzı ile talebi arasındaki, arz lehine uyumsuzluk Türk işgücü piyasasının geneline bakıldığında gözlenen temel ve kronik uyumsuzluk ile aynı: Yani toplam işgücü arzının, toplam işgücü talebinden fazla olması hali (yani işsizlik).[1] Boyutları, ekonomi hızlı büyüme evresinden, yavaşlama ve durgunluk (kriz) evrelerine geçtikçe, konjonktürel olarak değişse de; Türkiye işgücü piyasasının genelinde gözlenen temel yapısal sorunun arz fazlası olduğu gerçeği değişmez. Ancak toplamda doğru olan bu arz fazlalığı, sektörel, coğrafi ya da mesleki alt kırılımların tümü için doğru değil. Mesela ülke çapındaki ziraat ve kimya mühendisi arzı, çok uzun zamandır bu meslek sahiplerine olan talebin üstünde seyrederken, doktor ya da hemşire arzı için bu durumun tersi geçerli.[2] Özel eğitim gerektiren bu tür profesyonel meslek sahiplerinin arzı ile bunlara olan talep arasındaki uyumsuzlukları giderme yönünde atılabilecek adımlar yok değil. Mesela ziraat fakültelerinin bir kısmının kapatılıp, yerlerine tıp fakültelerinin açılması bu tür adımlar arasında. Ancak bunu yapma kararını almak, çeşitli nedenlerle kolay değil. Karar alınsa bile, kimi fakülteleri kapatıp, başkalarını açmak yıllara yayılması gereken süreçler.

    Geçen ayki yazımda sanayicilerin temin etmekte zorluk çektiğinden söz ettiğim kimi becerilere sahip (ara) eleman arzı eksikliği (yahut talep fazlası) sorununun çözümü ise, nispeten daha kolay gözüküyor. Mesela arzı, sanayi işletmelerinin talep ettiği sayıların altında kalan elektrik ark kaynakçılığı, gaz altı kaynakçılığı, CNC torna ya da freze tezgâhı operatörlüğü, dikiş makinesi operatörlüğü gibi becerilere sahip elemanları, birkaç ay süren kurslar yoluyla yetiştirmek imkân dâhilinde. Hatta halen işsiz olup, iş arayan kişilerin bu kursları tamamlamak suretiyle, sanayide ihtiyaç duyulan becerilerle donatılmalarının sağlanması halinde,

    Bir taşla iki kuş vurmak

    da mümkün. Yani kurslardan edindikleri mesleki beceriler sayesinde, eleman arayan sanayicilerin beklediği niteliklere kavuşan vasıfsız işsizlerin işe yerleşmesi, hem işsizliğin düşmesine; hem de sanayi üretimini kısıtlayan vasıflı eleman sıkıntısını hafifletmeye katkıda bulunabilir.

    Sanayide aranan niteliklere sahip ara eleman arzı ile talebi arasındaki uyumsuzluğu, mesleki beceriler kazandıracak kurslar yoluyla gidermek teorik olarak mümkün olsa da, bunu hayata geçirmenin kolay olmadığını geçen yazımda örnekleriyle anlatmıştım. Mesela İşkur’a kayıtlı işsizleri, sanayi üretimi yapan firmaların ihtiyaç duyduklarını önceden beyan ettiği becerileri kazandıracak biçimde eğitmek suretiyle işe yerleştirmeyi öngören Uzmanlaşmış Meslek Edindirme Merkezleri (UMEM) projesinden söz etmiş; proje kapsamında açılması planlanan birçok kursun, işsizlerin yeterince ilgi göstermemesi yüzünden açılamadığını vurgulamıştım. Yeterince ilgi gösterilmeyen bu kursların katılımcılarına istihdam garantisi verilmekle kalmayıp, devam ettikleri gün başına 20 TL cep harçlığı ödendiği ve bunların genel sağlık sigortası kapsamına alındıkları da düşünüldüğünde, işsizlerin tavrı daha ilginç hale geliyor. Görünen o ki,  sanayi istihdamı fırsatı altın tepside sunulduğunda bile, işsizler bu fırsatı yakalamak için izlemeleri gereken sürece kayıtsız kalıyorlar yahut süreci tamamlamadan ayrılıyorlar. Yazının geri kalanında bu durumun nedenlerine ilişkin bazı düşüncelerimi aktarıyorum.

    Öncelikle belirteyim ki, bunun nedeni bazılarının iddia ettiği gibi, gençlerin tembelliği ya da sorumsuzluğu değil. Bunun, en azından önde gelen neden olduğu kanaatinde değilim. Öyle olsaydı, sanayi dışındaki işlere başvuruların sayısının da yetersiz kalması gerekirdi. Oysa, hizmet sektöründe faaliyet gösteren firmalardaki pozisyonlara, özellikle ofis işlerine yapılan başvuruların sayısı, alınacak eleman sayısının çok üstünde seyrediyor. Kamuda açılan her türlü işe yapılan başvuruların sayısı ise zaten rekorlar kırıyor. Gerçekten de, örneğin

    POMEM dolup taşarken, UMEM kursları boş kalıyor

    gibi bir durum var. Polis Meslek Eğitim Merkezi POMEM’e (polis olma şansı yakalamak üzere) başvuran üniversite mezunlarının sayısı yılda 30 binler mertebesinde dolaşırken, bir sürü farklı mesleğe adım atmayı sağlayan UMEM kurslarını son bir buçuk yılda tamamlayan kursiyer sayısı 26 bin civarında –yani sanayi sektörünün aynı sürede talep ettiği 57 bin civarındaki UMEM mezununun sayısının yarısından az. Kamudan herhangi bir personel alım ilânı verildiğinde, açılan pozisyon ne olursa olsun; ilgili personelin Türkiye’nin neresinde istihdam edilmesi öngörülürse görülsün, alınacak personel sayısının yüzlerce, hatta bazen binlerce katı sayıda insan başvuruyor. Özel sektörün açtığı, sanayi dışındaki eleman alımlarında da başvuru sıkıntısı genellikle yaşanmıyor. Özellikle ofis işlerine, satış pozisyonlarına, AVM güvenlik görevliliği gibi işlere mebzul miktarda başvuru oluyor. Çetin Altan’ın deyimiyle “mesleksiz yığınlar”ın büyüme eğilimi her zamanki hızında devam ediyor.

    Sanayi sektöründe faaliyet gösteren firmaların UMEM kursu mezunlarına olan talebinin karşılanmasını engelleyen bu durumun nedenlerinden biri, işsizlerin iller-arası (kısmen de meslekler ve sektörler-arası) hareketliliğinin kısıtlı olması. Yukarıda da vurguladığım gibi, toplamda doğru olan (potansiyel) işgücü arzı fazlalığı, sektörel, coğrafi ya da mesleki alt kırılımların tümü için doğru değil. UMEM istatistikleri de bu gözlemle örtüşüyor. Farklı illerdeki sanayi firmalarından gelen UMEM kursu mezunu talepleriyle, o illerdeki kursiyer arzı arasındaki uyumsuzluğun yönü, ilden ile ve kursların kazandıracağı bir mesleki beceriden ötekine değişiyor. Bazı illerde firmaların talep ettiği mesleki becerilere sahip eleman sayısı, kurslara kaydolanların sayısını geçerken; diğer illerdeki durum bunun tersi olabiliyor. Keza aynı illerde, başka mesleki becerilere sahip elemanlara olan talep ile ilgili kurslara devam etmek isteyenlerin sayısı arasındaki denge de tersine dönebiliyor. Yani diyelim Aydın’da yaşayan ve freze operatörü olmak isteyen bir işsiz, bu ilde o kurs açılmadığı için devam edemezken; örneğin Trabzon’da açılan freze operatörlüğü kursu, yeterli kayıt olmadığı için kapatılabiliyor.[3]

    İkinci ve muhtemelen daha önemli olan neden, sanayideki ara elemanlara ödenen ortalama ücretlerin düzeyi. Bu ücretlerin, işsizleri, daha steril ortamlarda çalışmalarına izin verecek ve dolayısıyla daha popüler olan ofis, AVM vs.’lerdeki iş fırsatlarını beklemek yerine, bir meslek öğrenip sanayide çalışmaya başlamaya ikna edecek seviyelerde olmadığı anlaşılıyor. TOBB ETÜ Sosyal Politikalar Uygulama ve Araştırma Merkezi’nin Mayıs ayı ortasında çıkardığı "Sanayide Çalışmaya Olan İlgisizliğin Sebebi Düşük Kazançlar mı?" başlıklı araştırma notunda (No. 11/C-01A) da yer alan şu tablo, belki de fazla söze gerek bırakmıyor.[4] TÜİK tarafından 20 binin üzerinde işyeriyle görüşülerek toplanan, mesleklere göre kazanç verilerini sunan tablodaki rakamlar 2006 ve 2010 yıllarına ait kazanç yapısı anketlerine dayalı. Tablo çeşitli meslek gruplarının yıllık ortalama brüt kazançlarını, sanayide çalışan nitelikli ara elemanların kazançlarını temsil eden “Tesis ve makine operatörleri ile montajcılar”ın ortalama kazançlarına oranları ile birlikte gösteriyor.

    ssayan

    Kaynak: TÜİK, Kazanç Yapısı Anketi Sonuçları

    *Çeşitli mesleklerdeki ortalama kazancın, tesis ve makine operatörleri ile montajcıların ortalama kazancına oranı

    Tablodaki rakamlar, 2006’dan 2010’a, hizmet ve satış elemanlarının kazançlarının da, niteliksiz elemanların kazançlarının da sanayideki nitelikli ara elemanların kazançlarına yaklaştığını gösteriyor. Kanımca daralan bu kazanç makası, işsizlerin UMEM ve benzeri sanayi meslek eğitim programlarına gösterdiği düşük ilginin en önemli nedenlerinden biri. Çalışma yaşındaki nüfusun büyük çoğunluğunun kamuda veya –bu mümkün olmazsa– hizmetler sektöründe çalışmak istediği bir ortamda, işsizleri sanayide ara eleman olarak çalışmaya ikna etmenin yolu, bu işi Türkiye’de zurnacı aramaktan ziyade, Amerika’da zurnacı aramak gibi görmekten geçiyor. Bir başka deyişle, eğer ara eleman eksikliği, üretimde gerçekten sanayicilerin sıkça şikâyet ettiği çapta sorunlara yol açıyorsa, bu pozisyonlarda çalışanlara ödenecek ücretlerin de, bu becerilerin göreli kıtlığıyla uyumlu olması gerekiyor. Politika yapıcılar açısından da, unutulmaması gereken bir husus, Türkiye’de ekonomik faaliyetin, hızla büyüyen işgücünün sürekli, uluslararası ticarete konu olmayan ve dolayısıyla döviz üretmeyen kamu işlerine ve hizmet sektörlerine yığılarak yürütülmesinin de mümkün olmadığı. Sürdürülebilir büyüme, sanayidekiler de dâhil olmak üzere ticarete konu olan ve döviz üretebilecek nitelikte olan ürünleri üretme kapasitesinin ve rekabet gücünün korunmasını, hatta artırılmasını zorunlu kılıyor. Bunu sağlayacak becerilerle donatılmış ara elemanlar da, bu süreçte ihtiyaç duyulan, kritik öneme sahip girdiler.

     

     


    [1] Bu aslında ülkenin ekonomik büyüme hızının, nüfusun mevcut artış hızına yetişememesi anlamına geliyor. Yani yatırımlarımız ne kadar artarsa artsın; çalışma yaşına gelip, çalışmak isteyen insan sayısında her yıl yaşanan artışa yetecek kadar iş üretemiyoruz. Beğensek de beğenmesek de tartışmasız olan teknik gerçek, nüfusun daha da hızlı artmasının sefaleti arttırmaktan başka bir sonuç doğurmayacağı. Nüfus yaşlanmasını geciktirmek ya da her ne gerekçeyle olursa olsun, nüfus artışını hızlandıralım demek kendimizi ayağımızdan vuralım demekle eşdeğer. Bunu başka bir yazıda ayrıntılı anlatırım.

    [2] Esasen sadece bu sağlık profesyonelleri düşünüldüğünde bile, bazı il ya da bölgelerde gözlenen talep fazlası (ya da arz eksikliği), başka bazı il ya da bölgeler için geçerli değil. Hatta bazı il ya da bölgelerde doktor arzı fazlalığı var ama konumuz açısından bu çok önemli değil.

    [3] TOBB ETÜ Sosyal Politikalar Uygulama ve Araştırma Merkezi’ndeki genç araştırmacıların yakınlarda yaptığı bir araştırma (SPM Politika Notu No. 11/C-01P), farklı iller ya da meslekler bazındaki kursiyer arzı-talebi dengesizliklerinin, iller ve sektörler-arası geçişlerin artması durumunda, bir ölçüde giderilebileceğini gösterdi. Çalışmaya internetten spm.etu.edu.tr adresindeki “Yayınlar” bölümüne giderek yahut bit.ly/ KuXkDC adresi üzerinden doğrudan ulaşmak mümkün.

    [4] Çalışmaya internetten spm.etu.edu.tr adresindeki “Yayınlar” bölümüne giderek yahut bit.ly/KAJUaf adresi üzerinden doğrudan ulaşmak mümkün.

     

    Bu yazı İktisat ve Toplum Dergisi'nin Mayıs-Haziran 2012 sayısında (No. 19-20) yayınlanmıştır.

    Etiketler: