Arşiv

  • Haziran 2020 (3)
  • Mayıs 2020 (22)
  • Nisan 2020 (25)
  • Mart 2020 (17)
  • Şubat 2020 (21)
  • Ocak 2020 (26)
  • Aralık 2019 (23)
  • Kasım 2019 (12)
  • Ekim 2019 (13)
  • Eylül 2019 (15)
  • Ağustos 2019 (12)
  • Temmuz 2019 (11)

    Etiketler

    Türkiye’nin Zuckerberg’i Ağaoğlu’ymuş haberimiz yokmuş

    Esen Çağlar05 Kasım 2012 - Okunma Sayısı: 6363

     

    Geçtiğimiz aylarda bir yazımda bu topraklardan Mark Zuckerberg gibiler neden çıkmıyor diye sormuştum.[1] Son günlerde fark ettim ki Türkiye’den de genç[2] yaşında milyar dolarlar kazanan girişimciler çıkıyormuş. Ali Ağaoğlu reklamlarıyla birlikte bir sosyal fenomene dönüştüğü için onun girişimciliği üzerine birkaç şey söylemek istedim. Bence Ağaoğlu’nun hikayesi Türkiye’nin nasıl bir yer olduğunu anlamamıza ışık tutuyor.

    Ali Ağaoğlu’nun müteahhitliği hakkında diyecek bir şey yok. Yaptığı evler gerçekten kaliteli. Bugüne kadar 30 bin adet konut tamamlamış, 10 bin adet konutun da inşaatı devam ediyormuş. Yani nerdeyse 150 bine yakın kişi Ağaoğlu’nun yaptığı evlerde oturuyor. Bu özelliği ile Ağaoğlu aslında bir yirmi birinci yüzyıl şehir ağası: İnsanlara sunduğu güvenli ve kaliteli yaşam alternatifi sayesinde, onları konut kredileri yoluyla 10-20 yıl boyunca kendisine çalıştırıyor. İstanbul’daki konutların taşıdığı deprem riski, küçük çocuklar için yeşil alan eksikliği, güvenlik kaygısı gibi nedenler Ağaoğlu’nun ağalığını perçinliyor.

    Buraya kadar aslında “alan memnun satan memnun” durumu var, bize diyecek bir şey olmaz. Ama Ali Ağaoğlu’nu reklamlarda gördüğümüz “Ali Ağaoğlu” yapan sistem hakkında ise diyecek çok şey var. Sistem derken karmaşık bir ilişkiler ağından bahsediyorum. Bu ilişkilerden üç tanesi beni fena halde kaygılandırıyor:

    1. Yeni yapılan siteler ve kent arasındaki ilişki. Ağaoğlu Maslak 1453 projesinden önce Batı Ataşehir’de adeta sıfırdan bir şehir yarattı. Buradaki sitelerdeki insanların yaşamları İstanbul’daki pek çok diğer alternatife göre daha kaliteli olabilir. Ama aynı gelir grubunda olup da, Seul’de, Paris’te, Londra’da yaşayan insanlarla kıyaslandığında bence Ağaoğlu’nun konutlarında yaşayanlar bir nevi hapis hayatı yaşıyorlar. Kanıt mı? Bu geçtiğimiz haftasonu, Kadıköy’den Ağaoğlu’nun Ataşehir’deki sitesine metro ile ulaşmaya çalıştım. En yakın durak olan Yenisahra’da indim ve yürüdüm. İşte size 30 dakika süren bu yürüyüşten 3 tane foto:

    esen.520px

    Bogota Belediye Başkanı’nın da dediği gibi, “kentlerin gelişmişliği, fakirlerin araba sahibi olması ile değil, zenginlerin toplu taşıma kullanmasıyla ölçülür.” Ama Ağaoğlu’nun konutlarına sadece ve sadece arabanızla ulaşabilirsiniz, ayaklarınızla ulaşamazsınız. Sizce burada bir problem yok mu? Bu büyük konut projeleri ile kent arasındaki ilişki nasıl kuruluyor? Maslak 1453 konutlarına ormandan atla gitmek mümkün sanırım, ama önce kentten yürüyerek gitmeyi bir deneseydik?

    2. Siyasetçi ve müteahhit arasındaki ilişki. 150 bin kişiye konut yapma iddiasındaki bir girişimcinin, TOKİ’sinden belediyesine kamu kurumları ile sıkı fıkı olması gerekir. Arsa üzerinde verilecek yüzde 1’lik bir imar artışı, milyonlarca liralık ek rant kazanmak demek. Bu kararlar nasıl verilir? Ek kazançlar nasıl paylaşılır, nereye gider? Sağlanan rantın ne kadarı girişimcilere, ne kadarı kamu yatırımlarına gider? Bu koca koca projelerden etkilenen insanların görüşleri, hassasiyetleri dikkate alınır mı? Ben bu sorularının cevabını bilmiyorum. Cevap sanırım ülkemizdeki siyasetçi-müteahhit ilişkilerinde ve siyasetin esas finansman biçiminde saklı.

    3. İnşaat sektörü ve Türkiye ekonomisi arasındaki ilişki. Türkiye’de genç yaşınızda nasıl milyar dolar kazanabilirsiniz? İleri teknoloji sanayi ürünü yapıp dünyaya ihraç ederek mi? Bunu yapmaya çalışana galiba Türkiye’de salak diyorlar. Üzerinde 30 bin metrekare inşaat izni olan bir arsa satın alıp, imar planında yapılacak bir değişiklik ile o arsaya 165 bin metrekare inşaat yaparsanız, 1 milyar euro, yani 1,3 milyar dolar, yani 2,3 milyar lira, yani sayın Başbakanımızın ifadesiyle 2,3 kattrilyon lira ek kazanç sağlayabilirsiniz. İstanbul’da 2004’den sonraki dört sene içinde tam 3900 adet plan değişikliği yapılmış.[3] Eğitime minimal yatırım yaparak bu kadar hızlı zenginleşebilmenin anahtarı sanırım buralarda bir yerde gizli. Benim aklımdaki temel soru ise şu: Türkiye’nin kısıtlı olan sermayesini, eğitime ve sanayi yatırımlarına değil de, kentsel rantla ilgili alanlara yatırıyor oluşumuzun manası nedir? Uzun vadede bize zarar verir mi?

    Peki bu sorular ve ilişkiler ülke gündeminde tartışılmazsa ne olur? Fantastik projeler tartışılır. Örnek mi?

    İstanbul’da bugün hiç kullanılmayan 5350 kilometrekarelik orman arazisi var. Şu anda İstanbul’da 1 kilometrekare’de sadece 2500 kişi yaşıyormuş. (Bu değil.) Bunu 11 bin kişiye çıkarırsak, 60 milyon kişi imara açılacak ormanlara taşınabilir. Yani İstanbul dışındaki Türkiye nüfusunu İstanbul’a taşıyabiliriz. (Bu da değil) Manhattan’da ise kilometrekareye tam 40 bin kişi düşüyormuş. (İşte bu!) Yani Manhattan yoğunluğuna ulaşırsak, 5 katlı binalar yerine 20 katlı binalar yaparsak, İstanbul’un ormanlarına tam 240 milyon kişi sığdırabiliriz. (Hayal ettim oldu!) Yani Türkler hariç, dünyadaki 400 milyonluk Arap nüfusunun yarısına ev satabiliriz. (…)

    Bu fantastik projenin ekonomiyi ne kadar büyüteceğini düşünün. Kaç tane daha Ağaoğlu gibi ağa, Zuckerberg’den bile daha zengin girişimci çıkartacağını düşünün.

    Bunu duyarsa kimler heyecanlanabilir bir de onu düşünün.

     


    [1] http://www.tepav.org.tr/tr/tum-kose-yazisi/s/3016

    [2] Magazin basınımızdan takip ettiğim kadarıyla, Ali Bey, Mark Zuckerberg’den daha “genç” bir yaşam tarzını sürdürüyor.

    [3] Ek gelir hesabını ve plan değişikliği verisini İlhan Tekeli Hoca’nın Birinci İstanbul Tasarım Bienali kapsamında sunduğu “İstanbul’da Yaşanan Kentsel Dönüşüm Üzerine Düşünmek” başlıklı ve 17 Ekim 2012 tarihli konferans metninden aldım.

    Etiketler:
    Yazdır