Arşiv

  • Eylül 2020 (16)
  • Ağustos 2020 (13)
  • Temmuz 2020 (16)
  • Haziran 2020 (25)
  • Mayıs 2020 (22)
  • Nisan 2020 (25)
  • Mart 2020 (17)
  • Şubat 2020 (21)
  • Ocak 2020 (26)
  • Aralık 2019 (23)
  • Kasım 2019 (12)
  • Ekim 2019 (13)

    Etiketler

    “Hergün Sessizce Ölüyoruz”

    11 Ocak 2013 - Okunma Sayısı: 2920

    TEPAV’da dün “Suriye Türkmenleri ve Türkiye’nin Türkmen Politikası” başlıklı bir toplantı yapıldı.

    Keşke daha fazla katılımcı olabilseydi. Daha fazla ve daha çeşitli…

    Kendisi de Suriye Türkmenlerinden olan MHP Grup Başkan Vekili Mehmet Şandır’ın yanısıra Suriye Muhalefeti ve Devrim Güçleri Koalisyonu,  Suriye Demokratik Türkmen Hareketi ve Suriye Türkmenleri Platformu temsilcilerinin anlattıkları düşündürücüydü.

    Bize anlattıklarına göre, Suriye’de direnişlerin en yoğun olduğu bölgeler Türkmen nüfusun ağırlıkta olduğu yerler. Bu nüfus 60 senedir Suriye Devletinin baskısı altında yaşamış.  Türkçe köy adları Arapça adlarla değiştirilmiş. Türkçe konuşmak yasaklanmış. Toplum önderleri hayatlarını Suriye hapishanelerinde geçirmiş. Baskılar öylesine yoğunmuş ki 15 kişiyle düğünler yapmışlar, 10 kişiyle cenazelerini kaldırmışlar.

    Bu baskı altında örgütlenememişler. Şimdi yavaş yavaş örgütleniyorlar. İlk işleri Türkçe eğitim veren derslikler açmak olmuş. Halen 450 çocuğa Türkçe eğitim veriyorlar. Bunu da çok önemsiyorlar. Çünkü Türkmen nüfusun bir bölümünün yaşanan asimilasyon politikaları sonucu Türkçe konuşmayı öğrenememiş.

    Tanıdık geldi mi? Beş aşağı on yukarı… Politikalar aynı, yaşanan acı aynı…

    Peki ya bu ülkelerdeki çoğunluk toplumlarının, politikacıların, sivil toplum kuruluşlarının uygulanan politikaların tümüne verdikleri tepki aynı mı?

    Politikacımız diyor ki “Orada Türk olmak suç”. Evet doğru… Türk olmak ayrıca Yunanistan’da da Bulgaristan’da da “hoş” karşılanan bir durum değil.

    Peki oralar öyle… Buralar nasıl? Burada Kürt olmak, Ermeni olmak, Rum olmak çok mu hoş karşılanıyor?

    Şimdi bir soru da sivil topluma… Türkmenler konusunda ne yapıyoruz?

    Suriye’de Araplardan sonraki en büyük topluluk (sayılarının 3,5-4 milyon olduğunu iddia ediyorlar) Türkmenler… Son iki yıldaki kayıp sayıları 6.000 civarında. Ondan da öte Arap köyleriyle çevrili köylerde yaşıyorlar. Ve durumun daha da kötüye giderek, bir katliam yaşanmasından korkuyorlar.

    Bosna’nın yaraları bu kadar tazeyken kim “Korkmayın, olmaz bişey” diyebilir onlara?

    “Her gün sessizce ölüyoruz. Bizi duyun” diyorlar.

    Belki Türklerin haklarını korumak herkese “havalı” gelmiyor. O nedenle de bu sesi sadece “bir kesim”  duyuyor.

    Ne  yazık ki Türklerin çığlıklarına açık bu kesim genellikle Kürtlerin çığlıklarına sağır. Ama Kürtlerin çığlıklarını çok iyi duyanların da Türklerin seslerini duyduklarını söylemek pek mümkün görünmüyor.

    Oysa çığlıkların kimden geldiğin önemsemeden duyacak ve tavır alacak azınlık çoğalmadan barış hiç gelmeyecek.

    NOT:  Dünkü konukların en ilginci Halep’ten gelen Türkmen Birlik Komutanıydı. Lise öğretmenliğini bırakarak savaşmaya başlamış. Eskiden Kilis’e bağlı bir köyde doğmuş. Ama Türkçe konuşamıyor.(!) Arapça konuştu.

    Özellikle “savaşanlarla örgütlerde politika yapanlar arasındaki ilişkinin nasıl olduğu” sorusuna verdiği yanıt dikkat çekiciydi: “Kimse benim üzerimden siyasi kazanç elde edemez. İzin vermem.”

     

    * Nesrin Hocaoğlu, Direktör, Kurumsal İletişim.

    Yazdır