Arşiv

  • Ağustos 2019 (6)
  • Temmuz 2019 (11)
  • Haziran 2019 (12)
  • Mayıs 2019 (14)
  • Nisan 2019 (13)
  • Mart 2019 (14)
  • Şubat 2019 (13)
  • Ocak 2019 (17)
  • Aralık 2018 (14)
  • Kasım 2018 (14)
  • Ekim 2018 (17)
  • Eylül 2018 (13)

    Etiketler

    Güney Kıbrıs’ta “müzakereci” seçimi

    20 Şubat 2013 - Okunma Sayısı: 1748

    17 Şubat Pazar günü gerçekleştirilen Güney Kıbrıs başkanlık seçimi, sandık çıkış anketlerine göre %50’nin üzerinde oy alması beklenen merkez sağ parti DISY (Dimokratikós Sinayermós – Demokratik Seferberlik) lideri Nikos Anastasiades’in zaferiyle sonuçlanacaktı. Fakat anketler yanıldı. İlk turda Anastasiades %45.46, AKEL’in (Anorthotikó Kómma Ergazómenou Laoú – Emekçi Halkın İlerici Partisi) desteklediği Stavros Malas ise %26.91 oy aldılar. Bir hafta sonraki ikinci tur için ittifak kurma yarışına girmiş bulunuyorlar. İlk turu %24.93 oyla üçüncü sırada kapatan EDEK’in (Kinima Sosialdimokraton - Sosyal Demokrat Hareket) desteklediği bağımsız aday Yorgos Lillikas’ın geride bıraktığı seçmenler, Lillikas’ın Troyka’ya karşı bağımsızlığı savunma çağrısından Anastasiades’in daha uzlaşmacı tavrına geçiş yapabilecekler mi, hep birlikte göreceğiz. Yine de birçok yorumcu ikinci turu Anastasiades’in kazanmasına kesin gözüyle bakıyor.

    Seçim, önemli bir farkla, hâlâ bir “başmüzakereci seçimi” niteliğini koruyor. Bu kez, KKTC Cumhurbaşkanı’ndan çok, AB Komisyonu, AB Merkez Bankası ve Uluslararası Para Fonu’nun oluşturduğu Troyka’ya müzakere partneri aranıyor. Güney’in iflas eşiğinde olması sebebiyle “ilk kez Kıbrıs sorununun değil, ekonominin tartışıldığı ve oylandığı bir seçim” olarak nitelense de, 2013 başkanlık seçiminin, aslında, Kıbrıs sorununun ekonomik arka planını görünür kıldığını söylemek yanlış olmaz. Ne de olsa, henüz iflas bayrağı çekmese de, Türkiye’den akan kaynaklarla ayakta duran Kuzey Kıbrıs’ı da parlak bir iktisadi geleceğin beklediğini söyleyemeyiz. Öte yandan, Türkiye Cumhuriyeti Başbakan Yardımcısı Beşir Atalay, 18 Şubat Pazartesi günü KKTC ziyareti sırasında yaptığı açıklamada tam tersini ileri sürüyor: “Kıbrıs  Türklerinin geleceği daima daha iyi olacak. Bugünkünden daha kötü hiç olmayacak. Burada Türkiye’nin garantörlüğü var, ekonomik gücü ve potansiyeli var. Su ve elektrik de geldiğinde göreceğiz,” diyerek Güney’in bile Kuzey’e bağımlı hale gelebileceğini müjdeliyor.

    Bana sorarsanız, Kıbrıs’ın güneyiyle kuzeyiyle bugünden daha kötü olmamasının ön koşulu, ekonomik “bağımlılık”tan ziyade ekonomik “işbirliği”nin müşterek menfaatlere dayanan politik bir dostluk çerçevesinde hayat bulması. Dolayısıyla Güney’in seçimi üzerinde bir Kıbrıs sorunu gölgesi hâlâ var. Hürriyet Daily News yazarı Yusuf Kanlı’nın da hatırlattığı gibi, Anastasiades, Ankara’ya gelip AKP hükümetiyle görüşme yapması, 2004’te Annan Planı’nı desteklemesi ve Kıbrıs Türk tarafının savunageldiği konfederasyona oldukça yakın bir gevşek federasyon önerisini dile getirmesi bakımından birçoklarının çözüm beklentilerini artırıyor. Ama son zamanlarda gevşek federasyondan bahsetmiyor oluşu tesadüf değil. Seçim sonrasında bahsedecek mi, göreceğiz.

    Kırk yıllık sonuçsuz çabalar yersiz bir iyimserliğe kapılma lüksümüz olmadığını gösteriyor. Yine de illa iyimser olunacaksa, bunu “ekonomik sorunların çözümüyle birlikte politik çözüm de gerçekleşir” varsayımına dayandırmamak gerekir. Varsayımı tersine çevirmeliyiz. Ekonomik sorunlara ancak politik bir çözümün sağlayacağı ortamda çözüm bulunabilir. Benzer bir şekilde, Akdeniz’deki hidrokarbon yatakları kendiliğinden barış getirmez; ancak herkesin şimdikinden daha fazla kazanmasına olanak tanıyacak bir barış ya da işbirliği ortamı, hidrokarbon yataklarının iyi değerlendirilmesini sağlayabilir. Kanlı’nın şu yorumu üzerine hep birlikte düşünelim:

    “Yeni başkan için ilk önemli sınav, atacağı iktisadi ve siyasi adımlar olacak, çünkü, kanımca, politik çözüm, ekonomik çözüm için katalizör işlevi görebilir. Türk pazarını Kıbrıslı Rumlar açmak, Bakü-Tiflis-Ceyhan petrolünü Kıbrıs Rum tankerleriyle taşımak, Kıbrıs Rum münhasır ekonomik bölgesinden çıkarılan doğalgazı Türkiye üzerinden ihraç etmek... Bütün bunlar Güney Kıbrıs’ın ekonomik konsolidasyonunu hızlandırabilir.” Ve bütün bunlar, politik irade gerektirir.

    Önem sırasına göre, iki soruyla bitirelim: Haftaya Güney’de “bütün bunlar”ı masaya getirecek bir politik lider göreve gelir mi? Peki Anastasiades “bütün bunlar”ı masaya getirecek gücü kendinde bulursa, masanın öteki ucunda aynı güce sahip Kıbrıslı Türk ve dolayısıyla Türkiyeli muhataplar bulabilir mi?

     

    * Mehmet Ratip, Araştırmacı

    Etiketler: Kıbrıs,