Arşiv

  • Haziran 2020 (3)
  • Mayıs 2020 (22)
  • Nisan 2020 (25)
  • Mart 2020 (17)
  • Şubat 2020 (21)
  • Ocak 2020 (26)
  • Aralık 2019 (23)
  • Kasım 2019 (12)
  • Ekim 2019 (13)
  • Eylül 2019 (15)
  • Ağustos 2019 (12)
  • Temmuz 2019 (11)

    Etiketler

    Bu gidişle hibeler girişimcinin afyonu olacak

    Ussal Şahbaz19 Nisan 2013 - Okunma Sayısı: 5527

    Bugün üzücü bir haber aldım. ODTÜ Teknokent’te bildiğim bir şirket kapanmanın eşiğine gelmiş. Oysa son gördüğümde küresel birkaç müşteriyle görüşüyorlardı. Sonra yoğun bir “proje”ye girdiler. Aslında bir değil iki projeye girmişler. Duyduğuma göre bir kalkınma ajansı bir de KOSGEB projesi almışlar. İnsan kaynağını projelere göre genişletmişler. Ama projeler zamanında bitmeyince, hibe ödemeleri bittiği halde proje gelire dönüşmemiş. İnsan kaynağı ise şirketin envanterinde kaldığı için şirketin nakit akışı tepetaklak bozulmuş.

    Örnekleri çoğaltabiliriz. Özellikle de girişimcilere yönelik kamu desteklerinin yarısının dağıtıldığı Ankara’da. Aklıma sevgili Numan Numan’ın söyledikleri geldi: Bir şirketin başarılı olabilmesi için proje odaklı değil, ürün odaklı çalışması lazım.

    Girişimcilere verilen kamu destekleri proje bazlı veriliyor. Yani aslında para girişimciye değil, projeye veriliyor. Vergiyle toplanan paranın nasıl harcanacağının bir proje dahilinde önceden karara bağlanması ve izlenmesi de normal. Proje sonunda ortaya çıkacak ürünün ölçeklenebilir şekilde satılabileceğinin ise bir garantisi yok. Projesini bitiren girişimci, ürün satmazsa, genelde yeni bir projenin peşine düşüyor. Ürün değil proje odaklı şirket işte böyle ortaya çıkıyor. Proje bitmezse ya da yeni proje gelmezse, şirket kapanıyor.

    Melek yatırımcılar ise, genelde projeye ya da iş fikrine değil, girişimcinin kendine yatırım yapıyor. Çünkü ürün geliştirilirken her zaman müşterinin talebine göre değiştirilmesi gerekiyor. Eğer girişimci ürün odaklı ise yola çıktığı fikirle, sonuçta ortaya çıkan ürün arasında çoğu zaman neredeyse hiçbir benzerlik olmuyor.  Proje odaklı yola çıkan bir girişimci ise, hem projeye uyulmasına yönelik bürokratik gereklerden, hem de belki de daha önemlisi proje parası bu ihtiyacı ortadan kaldırdığı için müşteriyi dinleyip ürününü sürekli değiştirme ihtiyacı duymuyor.

    Sizin melek yatırımcı olacak kadar paranız ve tecrübeniz olsa, 100 binden başlayıp 500 bin liraya kadar değişen muhtelif  TÜBİTAK, KOSGEB, teknogirişim veya kalkınma ajansı desteklerinden faydalanarak işini kuran bir girişimciye yatırım yapar mıydınız? Büyük bir ihtimalle isteseniz bile yapamazdınız, çünkü bu kadar parayı hibe olarak alan girişimci zaten sizin hisse karşılığı vereceğiniz parayı almaz. Bence halinize sevinin. Proje yerine ürün odaklı çalışan bir girişimcinin, sizin tecrübe ve ilişkilerinizden faydalanarak ölçeklenebilir bir iş modeli geliştirip, uzun vadede hisselerinizin değeri artırma olasılığı çok daha yüksek.

    Yukarıdaki desteklerdeki kritik nokta genelde AR-GE destekleri ile girişimciliği geliştirmeye yönelik desteklerinin karıştırılması. Bize okulda kamunun bir faaliyeti desteklemesi için pozitif dışsal etkilerinin olması gerekir diye öğretmişlerdi. Yani desteklenen faaliyetin yeni faaliyetleri tetiklemesi gerekir diye. AR-GE faaliyetlerinin desteklenmesinin işte böyle bir mantığı var. Eskiden Türkiye’de yeni mezun kimse girişimci olmayı düşünmezken, teknogirişim desteğinin de bir mantığı vardı. Peki teknogirişim 4 yıldır 740 girişimciye verildikten, girişimcilik hakkında farkındalık oluştuktan sonra, hala eski haliyle işlemesinin bir mantığı var mı?

    Kamu destekli AR-GE projelerinin tabii ki öncelikle asli görevi bu olan üniversitelerde, halihazırda piyasadaki ürünlerinden cirosu olan ve hayatta kalması bu projeye bağlı olmayan şirketlerde yapılmasında fayda var. Bu hem projenin başarı şansının artması, hem de girişimlerin doğru kararlar verip hayatta kalabilmesi için önemli. Varlığını bu projelere bağlayan girişimlerin hayatta kalması zor.

    Girişimciliği geliştirmeye yönelik desteklerinse, doğrudan girişimciye verilip girişimciyi paraya boğmak, ama bir yandan da müşteriden uzaklaştırmak ve kararlarını çarpıtmak yerine, birçok girişimciyi destekleyecek, bunlara hem fon hem de akıl verecek ekosistem unsurlarına verilmesi lazım. Mesela hızlandırıcı programlarına, melek yatırımcı ağlarına, girişim sermayesi fonlarına.

    Bu hibelerin bir bölümünün batması normal. İyi bir girişimci hata yapar, ama hatasından ders alıp işe yarayacak yeni bir model çıkarır. Kamunun da iyi bir girişimci gibi davranıp, artık girişimciliğe yönelik destek modellerini yenilemesi gerekiyor. Karl Marks “din kitlelerin afyonudur” demişti, yoksa bu gidişle Türkiye’de hibeler de girişimcinin afyonu olacak.

     

    * Ussal Şahbaz, Ekonomi Çalışamları, Analist

    Yazdır