Arşiv

  • Temmuz 2024 (7)
  • Haziran 2024 (14)
  • Mayıs 2024 (16)
  • Nisan 2024 (15)
  • Mart 2024 (19)
  • Şubat 2024 (19)
  • Ocak 2024 (18)
  • Aralık 2023 (17)
  • Kasım 2023 (14)
  • Ekim 2023 (15)
  • Eylül 2023 (12)
  • Ağustos 2023 (21)

    AB müzakere süreci ve ulusal reform stratejisi

    Hasan Ersel, Dr.12 Nisan 2007 - Okunma Sayısı: 1738

     

    Devlet Bakanı Ali Babacan geçen hafta cumartesi günü ekonomi yazarlarıyla bir toplantı yaptı. Bu toplantı Hazine Müsteşarı İbrahim Çanakçı ve Merkez Bankası Başkanı Durmuş Yılmaz'ın sunumlarıyla Türkiye ekonomisindeki makro ekonomik gelişmeler üzerine bir teknik seminer görünümündeydi. Çok yararlandım.

    Toplantıda Sayın Babacan, Avrupa Birliği (AB) ile olan ilişkilerimiz konusunu ele aldı. Bu yönde ilerlemeden vazgeçmenin artık olanaksız olduğunu vurguladı. Bunu söylerken kastettiği, Türkiye'de demokrasi yolunda atılan adımlar, ülkemiz ekonomisinin gelişme çizgisi ve küresel ekonomiyle eklemleşme biçimi hesaba katıldığında toplumun tercihlerinin bu çizgiden ayrılmaya izin veremeyecek yönde belirginleşmiş olduğuydu. AB ile olan ilişkilerdeki çalkantıların dikkat çektiği ve bir miktar da abartıldığı bir ortamda Sayın Babacan'ın bu görüşü samimiyetle ve kararlılıkla dile getirmesinden doğrusu hoşlandım. Neden böyle düşündüğümü kısaca özetleyeyim:

    Bir süredir Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) Ekonomi ve Tekonoloji Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Dr. Fatih Özatay ile birlikte Türkiye'nin AB müzakere sürecinin bir reform stratejisi olarak ele alan ve bunu olabildiğince basit bir çerçeve içinde, diğer seçeneklerle karşılaştıran çalışmalar yapıyoruz. Bunlardan birisini bu ay başında Moskova'da bir uluslararası toplantıda sunduk. [Hasan Ersel & Fatih Özatay: Given the EU's Absorbtion Capacity, Which Route Should Turkey Follow? The EU or National Reform Process?, Moskova'da 3-5 Nisan 2007 tarihinde yapılan "Modernization of the Economy and Social Development" adlı konferansa sunulan tebliğ] Bu tebliğ, Türkiye'de sıkça dile getirilen "AB müzakere süreci yerine ulusal reform stratejisini ikame edelim" görüşünün ne anlama geldiğini ortaya koymaya yönelikti. Bu amaçla her iki süreçte de hedeflenen reformların aynı olacağını varsaydık.

    AB müzakere sürecinin iki özelliği var. Türkiye'nin hangi reformları yapacağı belli ve bunları tamamlaması şart. Tabii bu reformların yükünün de toplum tarafından yüklenilmesi gerekecek. Yani bir dönem için toplumsal refah kaybı olacak. Bu süreç tamamlandığında ise reformlar nedeniyle bir toplumsal kazanç sağlanacak. Ayrıca Türkiye'nin AB üyeliğinin de bir ek toplumsal kazanç getirmesi söz konusu. (Böyle olmasaydı, Türkiye bu işe kalkışmazdı). Ulusal reform stratejisinde ise Türkiye, reformları tamamlanmasını daha özgürce zamana yayabilir. Dolayısıyla reformların herhangi bir dönemdeki yükünü düşürme olanağı var. Ancak bu yol izlendiğinde AB üyeliğinin sağlayacağı avantajlardan yararlanma olanağı yok.

    Çalışmamız herhangi bir dönemde reformlardan yararlananlar ile reformun külfetini yüklenenlerin farklı olması durumunda -ki genelde böyle olacaktır- ulusal reform stratejisini uygulamanın zorlaşacağını gösteriyor. Çünkü reformun külfetini yüklenenlere, uğradıkları refah kaybını ileride Türkiye'nin salt AB üyesi olması nedeniyle elde edecekleri ek kazançlarla telafi edebileceklerini söyleme olanağı kalkmaktadır. O zaman da hangi reformun ne zaman yapılacağı ve maliyetini kimin yükleneceği sorularının yanıtları ancak siyasal pazarlıklar sonunda verilebilecektir.

    Özetle ulusal reform süreci, bir seçenek olarak var olsa da uygulanması savunanların sandığı kadar kolay değil. Sayın Babacan da AB müzakere sürecinden Türkiye'nin ayrılamayacağını söylerken "elimiz kolumuz bağlı" demiyor, bu noktayı vurguluyordu.

     

    Bu köşe yazısı 12.04.2007 tarihinde Referans Gazetesi'nde yayınlanmıştır.

    Etiketler:
    Yazdır