Arşiv

  • Mayıs 2019 (12)
  • Nisan 2019 (13)
  • Mart 2019 (14)
  • Şubat 2019 (13)
  • Ocak 2019 (17)
  • Aralık 2018 (14)
  • Kasım 2018 (14)
  • Ekim 2018 (17)
  • Eylül 2018 (13)
  • Ağustos 2018 (19)
  • Temmuz 2018 (21)
  • Haziran 2018 (24)

    Etiketler

    İnternet’inizi nasıl alırsınız?

    30 Ocak 2014 - Okunma Sayısı: 3809

    Türkiye İnternet’le tanışalı 20 yıldan fazla olmuş. ODTÜ ve TÜBİTAK’ın işbirliği ile Türkiye dünyaya ilk kez İnternet’le bağlandığında herhalde çok az kişi bugün geleceğimiz yeri tahmin edebilirdi.  21 Nisan 1993 tarihinde gazetelerimiz, “İnternet sistemi”nin Türkiye’de günde 750 bin bilgisayarı birbirine bağlayabileceğini ve yaklaşık 1 milyon kişi tarafından kullanılabileceğini kaydetmişler. Bugün Türkiye’de 35 milyondan fazla İnternet kullanıcısı var.  Onuncu Kalkınma Planında, bu sayının 2018’de 63 milyona çıkması hedefleniyor. Aynı planda yüksek teknolojili ürünlerin imalat sanayi ihracatı içindeki payının yüzde 3,7’den 5,5’e, Ar-Ge harcamalarının milli gelir içindeki payının ise yüzde 0,86’dan 1,8’e çıkması öngörülüyor.

    Ancak şirketler kesiminin İnternet kullanım alışkanlıkları, Türkiye’nin teknoloji odaklı kalkınma hedefleriyle bağdaşmıyor. (Hoş, 2014 yılında teknoloji odaklı olmayan kalkınmadan da bahsetmek artık mümkün değil.) Bilgi ve iletişim teknolojilerinin (BİT) kısıtlı kullanımı ve yatırımı, verimlilik artışını yavaşlatarak rekabet gücünü ciddi boyutlarda olumsuz olarak etkileyebilir. Öyle ki, 1990’lardan itibaren ABD’deki verimlilik artışının Avrupa’ya kıyasla daha fazla olmasının sebepleri arasında, Amerikalı firmaların BİT’i daha fazla kullanması da var. Benzer bir hikaye, İtalya’nın son birkaç on yılda verimlilik artışı ve kişi başına düşen milli gelir bakımından diğer büyük Avrupa ülkelerinden ayrışması için de söz konusu. Bugünse dijital adaptasyonu zamanında gerçekleştirmeyen firmalar sadece geride kalma değil tamamen ortadan kalkma tehlikesiyle karşı karşıya.  Halbuki İnternet doğru kullanıldığında tüm ekonomiyi değiştirecek bir devrimi tetikleyebilir.

    Bugün hem tüketicilerin İnternet’i kullanış biçimlerini, hem de firmaların her türlü faaliyetini (bir sonraki büyük teknoloji gelene kadar) değiştirebilecek bulut bilişim, şeylerin İnternet’i, büyük veri gibi uygulamaların Türkiye’yi henüz neden yeterince değiştirmediğini düşünürken, belki de çok uzaklara gitmemek lazım.  Türkiye gibi nüfusun üçte birinin yoksul olduğu bir ülkede, İnternet’e erişim maliyeti birçok kişi için başlı başına bir engel olabilir – ki gerçekten de öyle:  Geniş bant İnternet’e erişim fiyatları satın alma gücü paritesine göre endekslendiğinde, Türkiye’deki en ucuz İnternet paketinin fiyatı, OECD’deki hemen her ülkeden daha yüksek. (Şekil 1.)

    Ancak Türkiye’de İnternet kullanıcısının çilesi yüksek ücreti ödedikten sonra da bitmiyor: Google’ın yayınladığı Şeffaflık Raporu’na göre, 2012 yılında Türkiye Google’dan en çok içerik kaldırma talebinde bulunan üçüncü ülke.  (Tablo 2)  Google’ın kabul ettiği mahkeme emriyle içerik kaldırma taleplerini her ülkedeki IP adresi sayısına[1] böldüğümüzde ise, Türkiye’nin dünyada içeriğe en çok müdahale eden ülke olduğu ortaya çıkıyor. (Ancak belirtmekte fayda var, bu raporda Çin ile ilgili veriler mevcut değil.) Yani ülkelerin dijital dünyadaki büyüklükleri hesaba katıldığında, Türkiye’nin kendi “dijital dünya”sına en çok müdahale eden ülke olduğunu görüyoruz. Bu tür müdahalelerin firmaların ve bireylerin İnternet kullanım alışkanlıklarını olumlu etkilemeyeceği aşikâr.

    Elbette ki, bu iki verinin beraber sunulması aralarında bir nedensellik ilişkisi olduğu anlamına gelmiyor.  Türkiye’de İnternet’in bu kadar pahalı olması, geniş bant hizmetlerinde rekabet eksikliğine işaret ediyor.  İnternet’teki içeriğin müdahaleye bu derece maruz kalması ise, İnternet’in vaat ettiği hızlı ve özgür bilgi paylaşımını zorlaştırırken, Türkiye’deki fikir ve ifade özgürlüğü ile ilgili akıllara soru işareti getiriyor. Bana kalırsa her iki durum da, Türkiye’deki İnternet yönetişiminin sorunlu yapısının bir göstergesi.  İnternet ekonomisini geliştirmeye dair yapılan onca yatırım ve yazılan sayfalarca strateji belgesine[2] rağmen İnternet’imizin bu denli pahalı ve müdahaleye maruz olmasını başka türlü açıklamak mümkün görünmüyor.

     

    Şekil 1: Milyon IP adresi başına mahkeme emriyle içerik kaldırma vakası ve en düşük İnternet fiyatı

    Kaynak: OECD, Google, TEPAV hesaplamaları

     

    Tablo 1: OECD’de en yüksek saniye / megabit geniş bant fiyatı olan ülkeler*, 2012


    ABD Doları, PPP

    Meksika

    1,69

    Yunanistan

    1,25

    Türkiye

    1,12

    İsrail

    0,77

    İspanya

    0,74

    Yeni Zelanda

    0,65

    İtalya

    0,64

    İrlanda

    0,61

    Belçika

    0,59

    Avusturya

    0,56

    Kaynak:OECD

    *Her ülkenin fiyatı en düşük İnternet paketi kullanılmıştır.

     

    Tablo 2: Milyon IP adresi başına içerik kaldırma vaka sayısı en yüksek 10 ülke, 2012

     

    Google'da mahkeme emriyle içerik kaldırma vaka sayısı

    IP adresi sayısı, milyon

    Milyon IP başına içerik kaldırma vaka sayısı

    Türkiye

    311

    16

    19,4

    Almanya

    378

    120

    3,2

    Belçika

    19

    12

    1,6

    İspanya

    35

    29

    1,2

    Fransa

    93

    96

    1,0

    İngiltere

    109

    124

    0,9

    Güney Kore

    78

    113

    0,7

    İtalya

    36

    53

    0,7

    İsviçre

    14

    22

    0,6

    İsrail

    5

    8

    0,6

    Kaynak: Google

     


    [1] IP adresi, İnternet’e bağlı her elektronik cihazın alması gereken bir etiket.  Bir anlamda IP adresini, “İnternet’teki nüfus kağıdı” olarak kabul edebiliriz.

    [2] Türkiye’de ilk kez 2006 yılında yayınlanan Bilgi Toplumu Strateji Belgesi, ülkemizdeki politika yapıcıların bu konuyu gündeme aldığının göstergesi. Ancak belirtmekte fayda var ki, 2012 yılı itibariyle, 120’den fazla ülke de benzer amaçlarla bu tür bir belge yayınlamış.

     

    *Bilgi Aslankurt, Araştırmacı, Ekonomi Çalışmaları