Arşiv

  • Temmuz 2019 (3)
  • Haziran 2019 (12)
  • Mayıs 2019 (14)
  • Nisan 2019 (13)
  • Mart 2019 (14)
  • Şubat 2019 (13)
  • Ocak 2019 (17)
  • Aralık 2018 (14)
  • Kasım 2018 (14)
  • Ekim 2018 (17)
  • Eylül 2018 (13)
  • Ağustos 2018 (19)

    Etiketler

    Girişimciler İçin Kuluçka Merkezleri…

    Ussal Şahbaz11 Şubat 2014 - Okunma Sayısı: 4945

    İzmir Kalkınma Ajansının desteklediği İZTEKGEB İnovasyon Merkezi’nin içindeki kuluçkanın işletme modelini tartışmak için 21 Ocak günü bir çalıştaya katıldım. Bu kuluçka merkezi, TEPAV olarak hazırladığımız  İzmir 2014-18 Bölge Planı için girişimcilik ekosistemi geliştirilmesi stratejisinin  –ki hala bölgesel olarak hazırlanan tek girişimcilik ekosistemi stratejisi özelliği taşıyor-- önemli parçalarından biriydi. İZTEKGEB İnovasyon Merkezi, Türkiye’de bir kalkınma ajansı tarafından desteklenen ilk güdümlü proje. İnovasyon merkezinin içinde kurulduğu İzmir Yüksek Teknoloji Enstitüsü İzmir’in dışında Urla’da sakin ve büyük bir kampüste. Enstitü bir üniversite statüsünde. Türkiye’de araştırmacı başına en çok yayını olan üniversiteymiş. TÜBİTAK’ın inovasyon ve girişimcilik endeksinde de altıncı sırada. Yani kuluçka merkezi sağlam bir AR-GE altyapısı üzerine kurulacak.

    Girişimcilere yönelik kuluçka merkezleri yeni bir kavram değil. Geleneksel kuluçka merkezleri girişimcilere ofis alanı ve bazı temel hizmetleri sağlayarak ortaya çıktı. KOSGEB’in TEKMER ve daha küçük işlere yönelik olsa da İŞGEM‘leri geleneksel yaklaşıma örnek gösterilebilir. İZTEKGEB’deki kuluçka merkezinin özelliği ise, girişimcilikle ilgili dünyadaki gelişmeleri takip ederek en yeni modeller üzerine kurgulanması.

    Son yıllarda tüm dünyada teknoloji girişimlerini desteklemeye yönelik olarak ortaya çıkan yeni akım hızlandırıcı (accelerator) programları. Hızlandırıcı programının teorik altyapısını “yalın girişim” modeli oluşturuyor. Steve Blank’ın 2013 Mayıs’ta Harvard Business Review’da yayınlanan makalesinde de anlattığı gibi, yalın girişimin temeli girişimcinin yola sadece müşteriyle test edeceği bir iş modeliyle çıkması ve müşteriyle olan sık etkileşim sonucu ölçeklenebilir bir ürünü hızla ortaya çıkarması. Hızlandırıcı programları, yoğun mentörlük ve ilişki ağları geliştirmek yoluyla iş modelinin evrimleştiği bu sürecin hız kazanmasını sağlıyor. ABD’de bu süre genelde 3 ay (örnek: olan Y-Combinator). Biz geçen sene Ankara’nın ilk hızlandırıcı programı olan TOBB-ETÜ GARAJ’da ise 6 aylık bir programla yola çıkmıştık.

    Hemen belirtelim, genel kanının aksine, hızlandırıcı programları yalın girişim yaklaşımını yazılım sektörünün dışında da uyguluyor. Örnek olarak, tasarımı ABD’de üretimi Çin’de yapan HAXLR8R donanım işlerine odaklanıyor.  Yaşam bilimleri alanında ise, Amerikan hükümeti geçen yıl ilk kez yalın girişim yöntemleri kullanan bir hızlandırıcı programını destekleme kararı aldı.

    Peki hızlandırıcı programları finansal açından nasıl ayakta duruyor? ABD’de kullanılan gelir modeli, programa kabul edilen girişimlerden %5-10 arası alınan hisselerin değerlenmesine dayanıyor. Hızlandırıcılar girişimleri en erken aşamada kabul ettiği için, girişimlerin çoğunun ölçeklenebilir bir iş modeli oturtamadan havlu atması beklenen bir durum. Yani risk yüksek. İşte bu noktada, ABD’deki hızlandırıcıların imdadına “yetenek satın alma”ları yetişiyor. Toplam 5 trilyon dolar nakit paranın üzerinde oturan Amerikan teknoloji şirketleri işlerini belli bir noktaya getirmiş girişimcilerin işlerini ortalama girişimci başı bir milyon dolar değerlemeyle satın alabiliyor.  Türkiye’de ise böyle bir gelir modeli kurmak mümkün değil. Bizde son iki üç yıl içinde kurulan tek tük hızlandırıcı programları şu ana kadar ayakta durmak için büyük şirketlerin sponsorlukları veya bünyelerindeki üniversitelerin kaynaklarını kullandılar. Ne yazık ki bu sürdürülebilir bir durum değil.

    Blog yazılarımı daha önce takip edenler, devletimizin girişimcilere TÜBİTAK ve Sanayi Bakanlığı vasıtasıyla cömertçe dağıttığı hibeler hakkında ne düşündüğümü de okumuşlardır. Bu tip proje odaklı destekler aslında piyasayı çarpıtıp müşteri taleplerine cevap veren  ölçeklenebilir bir ürüne odaklanan girişimler çıkmasının önünü kesiyor. Desteklerin girişimcileri ayakta tutan ekosistem unsurlarına yönelmesi gerekiyor. Kuluçka merkezleri de ekosistemin merkezinde yer alıyor. TÜBİTAK’a 2012 yılında yapılan bir kanun değişikliğiyle kuluçka merkezlerine yönelik destek programı geliştirme yetkisi verilmişti. Maalesef bu konuda bir adım atılmadı. Aynı değişiklikle düzenlenen teknoloji transfer merkezi destekleri ise uygulamaya başlandı. Anladığım kadarıyla kuluçka konusu teknoloji transfer ofisi desteği kapsamında ele alınmaya çalışılıyor.

    Gelin şimdiye kadar 20 üniversiteye verilen teknoloji transfer ofisi desteğine yakından bakalım.

    Teknoloji transferi, burada kullanıldığı anlamıyla, üniversitede üretilen teknolojilerin mevcut şirketlere lisanslanarak veya yeni girişimler kurularak piyasaya aktarılması demek. TÜBİTAK’ın 1513 programında kurulan teknoloji transfer ofisi mimarisi aslında teknoloji transferi dışında bir dizi alanı kapsıyor. Mesela proje yazımı, sanayi ile ilişkiler geliştirilmesi, girişimcilik faaliyetleri. Bizim TÜBİTAK 1513’le çizilen teknoloji transfer ofisi mimarisinde yapılan işleri Massachusetts Institute of Technology’de (MIT) 4 ayrı birim yapıyor (Technology Licensing Office, Technology Liason Office, Office of Sponsored Programs, Martin Trust Center for Entrepreneurship). Bu ofislerin birbirinden bağımsız olmasının tabii bir nedeni var. Amaçları birbirinden farklı olduğu için aralarında çıkar çatışması olması muhtemel. Örnek olarak, bir teknolojinin bir şirkete lisanslanması ilgili fikri mülkiyete daha çok gelir getirecekken, araştırmacı yeni bir girişim kurmak isteyebilir.

    TÜBİTAK 1513 programında, her alanda olduğu gibi, teknoloji transfer ofisi alanında da tek tip bir mimariyi, çevre koşulları, kapasiteleri, ihtiyaçları birbirinden farklı 20 üniversiteye dayatma yoluna gittik. Bunu yaparken de, o kadar para veriyoruz deyip, birbirinden farklı bir sürü alanı aynı idari birim çatısı altına soktuk. Peki hakikaten üniversite 5’er milyon TL hibe veriyoruz, bari teknoloji transfer merkezinin içine bir de girişimciler için kuluçka merkezi kursalar olmaz mı?

    İZTEKGEB, inovasyon merkezi için aldığı İZKA desteğinden sonra açılan TÜBİTAK 1513 programından da destek almış. Eğer İZKA’nın desteklediği proje olmasaydı, kuluçka merkezine ilişkin yapacağımız sohbetin çok farklı olacağına eminim. Teknoloji transfer merkezi çatısı altında kurulacak kuluçka merkezleri, çatısı altında kurulduğu birimin misyonunun doğal sonucu olarak üniversitede yapılan araştırmaların çıktılarına dayanan girişimleri destekleyecekler. Oysa, bir üniversitenin girişimcilik ekosistemindeki rolü yaptığı araştırmaların yeni girişimlere dönüşmesi kadar, yetiştirdiği insan kaynağının girişimci olup iş kurmasıdır. Hatta üniversiteler toplumda saygı duyulan kurumlar oldukları için, bulundukları yerlerde üniversiteyle doğrudan ilişkisi olmayan kişilerin girişimci olmasına yol açacak faaliyetler de gösterebilir. Kuluçka merkezlerinin işte teknoloji transferinin dışında kalan ama yine inovasyona dayanan çok geniş bir girişimcilik alanını desteklemesi beklenir. Bu noktada da, birçok sektöre uygulanabilmesi, kısa zamanda birçok girişimin piyasaya kazandırılmasını hedeflemesi ve küresel trendleri yakalaması açısından “hızlandırıcı” modeli öne çıkıyor. Bu esnek modelin TÜBİTAK 1513 ile çizilen teknoloji transfer ofisi çerçevesi içinde uygulanabileceğini düşünmüyorum.

    İZKA’nın desteğiyle İZTEKGEB’de kurulan kuluçka merkezine ilk takımların 2014 yazında kabul edilmesi bekleniyor. İZKA’nın verdiği hem teknoloji transferine bağlı kalmayan hem de yalın girişim yaklaşımını benimseyip bölgenin koşullarına da adapte olan kuluçka desteği modeli başka kalkınma ajansları tarafından da uygulanabilir. Nitekim, ilk defa plan döneminde girişimcilik alanında ayrı bir özel ihtisas komisyonu kurulan 10. Kalkınma Planı’nda hızlandırıcı programlarının desteklenmesine de yer verildi. Planda öngörülen sistem geliştikten sonra, şu anda TÜBİTAK ve Sanayi Bakanlığı’nın girişimcilere doğrudan verdiği hibelerin de bu hızlandırıcı programları aracılığıyla dağıtılıp etkin kullanması sağlanabilir. Girişimcileri destekleyen tüm aktörler yerel. Bu nedenle girişimciliğin desteklenmesinde kalkınma ajansları merkezi idareden daha etkin konumlanmış durumda. Umarım İZKA’nın adımı iyi bir başlangıç olur.

     

    * Ussal Şahbaz, Ekonomi Çalışmaları, Analist

    Yazarın diğer Günlük yazıları için tıklayınız.