Arşiv

  • Haziran 2024 (11)
  • Mayıs 2024 (16)
  • Nisan 2024 (15)
  • Mart 2024 (19)
  • Şubat 2024 (19)
  • Ocak 2024 (18)
  • Aralık 2023 (17)
  • Kasım 2023 (14)
  • Ekim 2023 (15)
  • Eylül 2023 (12)
  • Ağustos 2023 (21)
  • Temmuz 2023 (18)

    Dünya Bankası'nın geleceği

    Hasan Ersel, Dr.24 Mayıs 2007 - Okunma Sayısı: 1376

     

    Doğrusu Paul Wolfowitz'in Dünya Bankası Başkanlığı'ndan bu kadar garip bir nedenle ayrılacağı aklıma gelmemişti. Bana böyle bir olayın "olmuş olmasından" çok "olabilmesi" önemli geliyor. Sonuçta olayı şöyle özetleyebiliriz: Bu kuruluşta, yöneticinin, şu ya da bu nedenle kurallara aykırı bir karar aldığını düşünelim. Eğer yönetişim (governance) ilkelerine uygun olarak çalışan bir organizasyondan söz ediyorsak, bu kararın saydamlık ilkeleri çerçevesinde bilinmesi ve uygulamaya konulmadan geri alınmasını sağlayacak bir sürecin çalışması gerekirdi. Oysa, anlaşıldığı kadarıyla Dünya Bankası'nda böyle olmamış. O halde, bir başka, daha önemli, sorun var. Demek ki, Türkiye dahil pek çok ülkeye yönetişim ilkelerine uymanın önemini anlatıp öğüt veren Dünya Bankası'nın kendisi, bu ilkeleri uygulayacak bir yapıya sahip değilmiş. Bunun söz konusu kuruluşun itibarını zedeleyeceği sanırım açıktır. Artık Dünya Bankası'nın bir çalışanı ya da danışmanı herhangi bir yerde "yönetişim" konusunda konuşurken sadece kendi kişisel itibarına dayanmak zorunda kalacak, hatta bir de üstüne kurumsal ilişkisinin bunu törpülemesi sorunuyla baş etmek zorunda kalabilecektir.

    Dünya Bankası'nın bu nedenle kaybettiği itibarını yenilemesi de o kadar kolay olmayacaktır. Öte yandan, bu konuyu kapsamlı bir biçimde ele almak gibi bir niyetin olduğu da kuşkuludur. Yeni Dünya Bankası Başkanı'nın seçiminin yine eskisi gibi olacağı anlaşılmaktadır. ABD yönetimi, "daha fazla danışarak" bir aday belirleyeceğini açıklamıştır. Potsdam'da toplanan G-8 bakanları da ABD'yi bu konuda serbest bırakmış, böylelikle eskinin devamına ışık yakmışlardır. Anlaşılan kimse durup dururken ortaya çıkan bu sorunun söz konusu ülkeler arasında, zaten pek de yumuşak olmayan, siyasal ilişkileri bulandırmasını istememektedir. Zaten sorunun özünde de bu konunun siyasi olması yatmaktadır. Yoksa, sorun Dünya Bankası'nın başına bir ABD vatandaşının getirilip getirilmemesinde değildir. ABD'de pek çok değerli, kalkınma sorunlarına vakıf ve yöneticilik yapabilecek insan vardır. Bunlardan birisi pekâlâ böyle bir kuruluşun başına geçebilir ve onu başarıya götürebilir. Ama sorun siyasal olarak ele alındığı sürece Dünya Bankası'nın işleyiş biçimini ve işlevini değiştirmeye yönelik bir atılım yapılamayacak gibi görünmektedir.

    Oysa bu olay böyle bir yeni açılım için bir fırsat olarak değerlendirilebilirdi. Dünya Bankası'nın değişen küresel ortamda rolünün ne olması gerektiği üzerinde düşünülüp, örgüt buna göre yeniden yapılandırılabilirdi. Bankanın yaşadığı yönetişim sorununa da bu çerçeve içinde çözüm bulunurdu. Oysa, büyük bir olasılıkla, kısa vadede yapılacak olan, gözlenen aksaklıkları düzeltmeye yönelik önlemleri yürürlüğe koymaktan ibaret kalacak. Tabii, hatanın neresinden dönülse kârdır ama bu Dünya Bankası'nın itibarını artırmaya yetmeyecek, belki daha düşmesini önleyebilecek.

    Küreselleşmenin olumsuzluklarını hafifletmek hatta olumluya çevirmek için Dünya Bankası'ndan yararlanılabileceğini düşünüyorum. Başta küresel ısınma olmak üzere pek çok küresel sorunun çözümü için uluslararası işbirliğine gerek var. Dünya Bankası, farklı çıkarların daha iyi temsil edildiği bir yönetişim yapısı içinde, hem bu konuda bir şeyler yapmak isteyen ülkelere teknik ve mali destek sağlayabilir hem de diğer ülkelerin de bu kervana katılmalarını özendirmeye yönelik çabaları yürüten merkez rolünü üstlenebilir.

     

    Bu köşe yazısı 24.05.2007 tarihinde Referans Gazetesi'nde yayınlanmıştır.

     

    Etiketler:
    Yazdır