Arşiv

  • Haziran 2024 (9)
  • Mayıs 2024 (16)
  • Nisan 2024 (15)
  • Mart 2024 (19)
  • Şubat 2024 (19)
  • Ocak 2024 (18)
  • Aralık 2023 (17)
  • Kasım 2023 (14)
  • Ekim 2023 (15)
  • Eylül 2023 (12)
  • Ağustos 2023 (21)
  • Temmuz 2023 (18)

    Başkasının çapasıyla demirlemek

    Hasan Ersel, Dr.31 Mayıs 2007 - Okunma Sayısı: 1382

     

    "AB ve IMF çapaları" ifadelerinin önemine ilişkin açıklamaları büyük ölçüde anladığımı sanıyorum ama başkasının çapasıyla demirleme fikrini bir türlü içime sindiremedim gitti. "Gemimi demirleyeceksem, kendi çapamı kullanırım" diye düşünüyorum.

    Bazen açıkta demirlemiş bir gemi görürsünüz. Ona yanaşan daha ufak bir tekne, kendisi demir atmaz, o gemiye bağlanır. Geminin çapası iki teknenin de istedikleri yerde olmasını sağlar. Eğer Ahmet Güleryüz'ün Yavuz ve Midilli (İstanbul: Denizler Kitabevi, 2007) adlı kitabına bakarsanız Yavuz'a bağlanmış gemi resimlerini (örneğin s. 32) bulursunuz. Ama Yavuz'un bir başka gemiye yanaşmış, onun çapasından yararlanırken çekilmiş hiçbir resmi yok. Sökülmeye gideceği günü Poyraz rıhtımında beklerken bile kendi çapasını atmış! (s. 89). Bana onurlu bir davranış olarak geliyor.

    "AB ve IMF çapaları" denildiğinde, bende yaptığı çağrışım olumsuzluk dolu. Bizim bir şeyler yapmamız, kendimizi disipline sokmamız gerek. Ama biz bunu beceremiyoruz. Bu nedenle bizim dışımızda birilerine bunu yapacağımıza ilişkin söz veriyoruz. Sözümüzde durmazsak onlar bize kızar diye korkumuzdan kendimiz için yapmamız gerekeni yapıyoruz. Şu kurduğum cümlenin garipliğine, içerdiği ilişkilerin anormalliğine bakın! Başladığımız işi bitireceğimize güvenimiz yok. Kendi insanlarımıza verdiğimiz sözü de önemsemiyoruz. Ya onları "insan" yerine koymuyoruz ya da bunca yıl tutulmayan sözleri duymaktan bıktıkları için bizi "insan" yerine koymadıklarını düşünüyoruz. Buna karşılık, "ötekiler"den çekiniyoruz. Ama bu çekinme de onları "insan" yerine koymaktan kaynaklanmıyor. "Ötekiler"in, sözümüzde durmazsak bizi cezalandırabilecekleri güçte olduklarını düşünüyoruz. Yine bir saygı ilişkisi yok.

    Oysa olay başka bir çerçevede ele alınabilir. Bazı politika kararlarının alınması gerek. Bunların bir maliyeti var. Ne kadar uğraşırsak uğraşalım, bu kararların maliyetini toplumda herkesi tatmin edecek biçimde dağıtmak pek olanaklı değil. Bunun sorumluluğu da kararı alanın ve uygulayanındır. Ne yapacağını, nasıl yapacağını ve ne sonuç beklediğini topluma anlatır. Gerekli yasal düzenlemeleri yapar ve uygulamaya başlar. Uygulama boyu da topluma bilgi verir. Toplumdan da çeşitli tepkiler alır. Bunların bir kısmı "Bu işten vazgeç" gibi öneriler olurken bir kısmı da "Şurası aksıyor, düzelt" biçimde olacaktır. Eğer sadece ikincilere itibar ederse, büyük bir olasılıkla ilk gruptakilerin oyunu kaybeder. Ama çok kimse ona "sözünün eriymiş" der, güven duyar. Bunun dengesini kurmanın yolu ise ders kitaplarında yazılı değildir. Siyasal beceri ya da siyaset sanatı bunu yapabilmektir. Bu çerçevenin yürüyebilmesi için gerekli çapalar teknik başarı, saydamlık ve siyasal beceridir. Bu üç çapanın her birinin çok sağlam tutması gerekmeyebilir. Bir çapa hafif tararsa ötekiler dengeleyebilir. Bu durumda da başkasının (IMF) çapasına gerek yoktur.

    Bir gemi rıhtıma yanaştığında bağlanacağını bekler. Bu, gemiden inip binenlere büyük kolaylık sağlar. Türkiye'nin AB üyesi olma çabası, geminin rıhtıma yanaşmasına; Avrupa Birliği (AB) üyeliğine kabulü de geminin rıhtıma bağlanmasına benzetilebilir. Biz gemimizin AB rıhtımına bağlanacağı beklentimize "AB çapası" diyoruz. Aslında, gemi rıhtıma yanaşıp çapasını attığında, artık oradadır. Sahildekiler ya gemiyi rıhtıma bağlarlar ya da "Size hizmet veremiyoruz" derler. İkinci durumda gemi demir alır, kendi yoluna devam eder. Durum değişirse, belki, gemi o rıhtıma dönüşte yanaşır.

     

    Bu köşe yazısı 31.05.2007 tarihinde Referans Gazetesi'nde yayınlanmıştır.

    Etiketler:
    Yazdır