Arşiv

  • Kasım 2019 (7)
  • Ekim 2019 (13)
  • Eylül 2019 (15)
  • Ağustos 2019 (12)
  • Temmuz 2019 (11)
  • Haziran 2019 (12)
  • Mayıs 2019 (14)
  • Nisan 2019 (13)
  • Mart 2019 (14)
  • Şubat 2019 (13)
  • Ocak 2019 (17)
  • Aralık 2018 (14)

    Etiketler

    Paris saldırısı tartışmalarında gözden kaçan “püf noktası”

    Metin Gürcan18 Ocak 2015 - Okunma Sayısı: 2663

    Büyük bir şok ile Batı Avrupa’nın bir başkentinde her davranışlarından eğitimli, profesyonel, soğukkanlı, şehirde özel operasyon teknikleri uygulayabilecek kadar mahir, hatta doğru dürüst nişan almadan tüfekle isabetli atışlar yapabilecek kadar tüfeği “kollarının kas hafızasına” yedirmiş tipleri seyrettik. Belli ki bu “tecrübeye” ulaşabilmek için binlerce mermi yakmışlar, aylarca askeri teknik ve taktik eğitim almışlar. Anlaşılan sadece eğitimle kalmamışlar daha önce defalarca gerçek operasyonel ortamlarda bir insanı hedef bilip ateş etmişler. Paris’te gördüğümüz tablo hem uygulanan teknikler hem de kullanılan silah, araç gereç açısından “kriminal” olanın çok daha ötesinde bir maharet gerektiren “askeri” olana yakın şeyler. Ama ilginç olan bu “askeri” olanı yapanlar asker değil, siviller. Daha da acısı yaptıkları kişiler de asker değil, siviller. Olan sivilin sivile yaptığı şiddetin askerleşmesi.

    Medyamız Paris saldırısını her meseleyi tartıştığı şekilde önce ontolojik bir zemine çekip sonra 24 saat içinde “Saldırıyı kınıyorum”cular ile “saldırıyı kınıyorum ama” cılar şeklinde iki kampa ayırmayı başardı. Ve mesele İslami bir tartışmaya döndü. Bu nedenle, meselenin özünü anlamadan kamplara ayrılmak ve meselenin özünü anlamadan geliştirilen “söylem” üzerinden  ötekine vurmak daha basit ve daha popüler.

    Biz daha zor ve daha popüler olmayana talip olalım. Bu kısa yazıda “nedir meselenin özü?” buna odaklanalım.

    Nedir gözden kaçan “Püf Noktası?”

    Tabi ki “bana göre” diyerek ve bu yoğurt yiyişinde haddimizi de bilerek söze bir soru ile başlayalım. Sizce Paris saldırıları bir sebep mi, yoksa bir sonuç mu? Meselenin özünü anlamak için “bu saldırıya ne neden oldu?” ya mı yoksa “bu saldırı nelere neden olacak?” a mı odaklanmak önemli?

    Bence ilki. Yani “Bu saldırıya ne neden oldu?” sorusu meselenin özünü anlamak için önemli. Soruyu daha da açalım. Bu saldırıya acaba 3 eylemcinin kafasındaki fikirler mi yoksa bu fikirleri önce Fransa’ya ve sonra tüm yer küreye silahlı şiddetle dayatmak istemeleri mi neden oldu? Veya asıl sorun kişilerin aşırı siyasi fikirler taşıması mı (Paris olayında dini aşırılık) yoksa bu fikirleri çok sofistike yöntemlerle ve askeri profesyonellikle topluma dayatmak istemeleri mi? Veya biz bu üç eylemci ve onlar gibi düşünenlerin fikirlerinden mi (dolayısıyla kendilerinden) yoksa kullandıkları şiddet yönteminden mi korkmalıyız?

    Bu sorulara cevap vermek için radikalleşme süreçleri ve küçük gruplarda radikalleşme dinamikleri üzerine çalışan Prof. Clark McCauley’e başvurmam gerekecek (Lütfen bkz: Clark McCauley: Friction: How Radicalization Happens to Them and Us, 2014).

    Prof.McCauley’e göre; bir kişinin bir fikri benimsemesi ile bu fikir uğruna öldürmeye başlaması bilimsel olarak açıklanabilecek nedensel mekanizmalara bağlı. McCauley bize biri “fikirde radikalleşme” piramidi, diğeri de “eylemde radikalleşme” piramidi olarak iki piramit öneriyor. Şimdi yapmanız gereken her iki piramidi ters çevirip fikirde radikalleşme piramidini eylemde radikalleşme piramidinin üzerine ters şekilde koymak. İşte yukarıdan fikirde radikalleşme piramidinin tabanına giren bir kişi en aşağıda eylemde radikalleşme piramidinin zirvesinden bir “ölüm makinası” olarak çıkıyor.

    McCauley dikkatimizi bu iki piramidin birleştiği yere çekiyor. İşte meselenin özüne inmede fikirde radikalleşenlerin ellerine ilk kez silahı aldıkları veya fikri uğruna eylem yapmaya karar verme anlarında gizli. Çünkü bu anda artık zararsız fikirsel radikalleşme piramidini terk edip zararlı eylemde radikalleşme piramidine geçiş yapmış oluyoruz.

    Şimdi sıkı durun. 1970’li ve 80’li yıllarda tüm dünyadaki 70’e yakın terör örgütünü inceleyen McCauley’in önemli bir bulgusu var. Bu örgütlerde fikirsel radikalleşme piramidinden eylemsel radikalleşme piramidine geçiş süresi ortalama 7 ay. Yani eskiden bu işin bir raconu vardı. Öyle radikal fikir benimseyenler hemen eline silahı alıp sokağa fırlamazdı. Şimdi daha da sıkı durun. İşte bomba: özellikle 11 Eylül saldırıları sonrası radikal İslamcı görüşleri benimseyen yaklaşık 200 kişinin radikalleşme süreçlerini inceleyen McCauley’in çok önemli bir gözlemi var. 11 Eylül sonrası dönemde radikal İslami fikirlerden etkilenen ve bunları topluma dayatmak için silahlı şiddeti benimseyen aşırıcıların fikirde radikalleşme piramidinden eylemde radikalleşme piramidine geçişlerindeki (yani silahlı şiddete yönelik bir arayışa girme) ortalama süre 5 hafta. Özetle bu gençler radikal fikirle tanıştıktan tam 5 hafta sonra elime bir yerden silah bulsam da birilerini öldürmeye başlasam diye düşünmeye başlıyor. İşte bu bana göre meselenin özü. Ne yazık ki 11 Eylül sonrasında ister yanlış terörle müdahale stratejileri benimseyen Batı’nın hatası deyin, ister İslam dünyasının yaşadığı sıkıntılara dem vurun, veya bunu post-modernist yorumlarla açıklayın, internet ve sosyal medya deyin, veya meseleyi ekonomik dinamiklerle açıklayın realite şu: Özellikle adrenalini yüksek, bulunduğu topluma yabancılaşmış, atarlı genç Müslümanlar fikirsel radikalleşme piramidinden eylemsel radikalleşme piramidine çekirge misali “5 HAFTADA” zıplayıveriyorlar. Ne yazık ki, ne siyasi karar alıcılar ne de sivil toplum önce bu zıplamanın süresini açmak sonra bu iki piramidi birbirinden ayırmak için çok da bir şey yapamıyor.

    mgblog 01

    Bu gün hem Batı medyasında hem de bizim medyamızda meseleyi ontolojik zemine çeken ve İslam dini üzerinden kendini üreten bir tartışma yaşansa da bana göre asıl mesele kişilerin şu veya bu radikal fikirler taşıması değil, asıl mesele bu radikal fikirleri demokratik süreçlerle değil de artık profesyonelleşerek “militarize” haline gelen silah şiddetle topluma ve dünyaya dayatmak istemesi. O halde sorulması gereken asıl soru: Niçin bu atarlı, adrenalini yüksek aşırıcı gençler bulundukları toplumlarda “zararlı” da olsa fikirlerini demokratik süreçlerle savunmuyorlar da illa ki sofistike silahlı şiddeti bir vasıta olarak benimsiyorlar? Acaba demokrasi mi eski coşkusunu yitirdi yoksa sorun bu gençlerde mi?

    Sonuç olarak yapılması gereken aslında çok basit. Bir şekilde önce bu gençlerin yaşadığı radikalleşme süreçlerinde fikirde radikalleşme piramidi ile eylemde radikalleşme sürecinin zamansal olarak arası açılacak ki hemen çekirge misali zıplayamasınlar, sonra da bu iki piramit arasındaki bağ kopartılacak. Nasıl mı? Öncelikle yapılacak bir iş var. Biraz hazmetmesi zor olsa da galiba bizim için bir paradigma değişimi gerekiyor. “Biz sizin aşırıcı fikrinize değil, kullandığını şiddet yöntemine yani bu fikri sofistike bir şiddetle masum sivilleri öldürerek bize dayatmanıza karşıyız. Bu fikirlerinizi demokratik süreçlerle de savunabilirsiniz.” Bu yeni yaklaşım bence bu gençlere “Hayır o sizinki gerçek İslam değil. Siz kandırıldınız. Gelin size gerçek İslam’ı öğretelim” yaklaşımından daha çok işe yarar düşüncesindeyim.

     

    *Metin Gürcan

    Yazarın diğer Günlük yazıları için tıklayınız.

    Etiketler: Güvenlik, Terör,