Arşiv

  • Kasım 2019 (8)
  • Ekim 2019 (13)
  • Eylül 2019 (15)
  • Ağustos 2019 (12)
  • Temmuz 2019 (11)
  • Haziran 2019 (12)
  • Mayıs 2019 (14)
  • Nisan 2019 (13)
  • Mart 2019 (14)
  • Şubat 2019 (13)
  • Ocak 2019 (17)
  • Aralık 2018 (14)

    Etiketler

    Beşiktaş şampiyon olursa yatırımlar artar mı?

    Fatih Özatay, Dr.21 Ekim 2015 - Okunma Sayısı: 1926

    Vaktiyle orta gelir grubunda olup da zamanla gelişmiş ülkelerin kişi başına gelir düzeylerine hızla yaklaşan az sayıda ülke var. Akademik çalışmalar bu ülkelerin üç ortak özelliği bulunduğuna dikkat çekiyor: 1) Yatırım düzeyleri yüksek. 2) Eğitimli bir nüfusa sahipler. 3) Yüksek teknolojili ürün üretip yurtdışına satabiliyorlar.

    Grafik 1’de 2011’den bu yana Türkiye’de özel sektörün yaptığı yatırım harcamalarının gelişimi gösteriliyor. 2015 için ilk yarı değeri var. Onu yıllık göstermek için 2014’ün ikinci yarısındaki yatırım harcamaları değerini ekledim. Muhtemelen bu nedenle 2015 yatırım harcaması gerçekten biraz fazla görünüyor. Zira aşağıda değineceğim gibi içinde bulunduğumuz koşullar yatırım yapmaya elverişli koşullar değil.

    Neyse; bu haliyle bile grafik oldukça çarpıcı ve temel mesaj çok açık: Son dört yılın (2012-2015) her birinde özel sektörün yatırım harcaması 2011’de ulaşılan düzeyin altında kalmış. Bu, açık ki, iyi değil. Hem de hiç iyi değil. Ha, diyebilirsiniz ki “Belki 2011’de müthiş bir yatırım hamlesi yapmıştır Türkiye. O nedenle sonraki yıllarda biraz frene basılmıştır.”

    Bakalım öyle mi? Türkiye’nin 2011 yılındaki toplam (özel artı kamu) yatırım harcamalarının milli gelire oranı yüzde 23.6. Aynı yıl yükselen piyasa ekonomilerinin ve gelişmekte olan ülkelerin yaptıkları yatırım harcamalarının milli gelirlerine oranlarının ortalaması ise yüzde 31.6. Kısacası, gelişmekte olan ülkelerle kıyaslandığında Türkiye’de bir yatırım patlaması falan yok. Patlama bir tarafa, gelişmekte olan ülkelerin yatırım oranlarının çok altında bir yatırım oranına sahip Türkiye.

    Hadi haksızlık yapmayayım. 2011’de toplam yatırımlarımızın milli gelirimize oranı daha önceki yıllara kıyasla birkaç puan artmışı. Ama durun bir dakika: 2011’de cari açığımızın ulaştığı düzeyi hatırlıyor musunuz? Yüzde 9.7. Yani tarihsel rekorumuz. Yanlış anlamayın; birkaç kötü göstergeyi cımbızla çekip ilgisiz biçimde alt alta sıralıyor değilim.

    Anlamı şu: Rekor düzeyde cari açık verilen bir yıl yatırım harcamalarımızın birkaç puan artmasının bir anlamı yok. Zira tanım gereği cari açık yatırım ile tasarruf arasındaki farka eşit. Yani, yatırımımız sürdürülemez bir biçimde (yüksek cari açık vererek) topu topu birkaç puan artmış. Yine de ulaşılan yatırım performansı gelişmekte olan ülkelerin ortalama performansının çok altında olmuş.

    Bizim özel sektör yeteri kadar yatırım yapmıyorsa ortaya çıkan yatırım açığını yabancı sermayenin yaptığı yatırımlar ile kapatmak mümkün. Mümkün de, teoride mümkün. Bakın, pratikte 2011-2015 döneminde durum ne: Grafik 2’de milyar dolar olarak net yabancı sermaye yatırımları var. 2012-2015’in her bir yılında 2011’in altına düşmüş yabancı sermaye yatırımları. Peki, 2011’de ulaşılan yabancı sermaye yatırım düzeyi pek mi matah? Ne gezer; 2001’de 13.8 milyar dolar iken, 2006’da 19.3, 2007’de 19.9 ve 20082de 17.2 milyar dolar yabancı sermaye yatırımı var.

    Üstelik bu rakamlar ‘net’. Yani, yabancıların Türkiye’de yaptıkları yatırımlar ile Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının yurtdışında yaptıkları yatırımlar arasındaki farkı ifade ediyor. Bu iki kalemi ayrı ayrı gösterseydim şunu fark edecektik. Yabancıların Türkiye’de yatırımları azalırken, yerlilerin yurtdışında yatırımları artıyor!

    ‘Ama’sız, ‘fakat’ sız apaçık bir gerçek var ortada. Yukarıdaki gelişmeler bir tesadüf olamaz. Bir şeyler ile ilintili olmalılar. Evet, mesela, 2012-2015 döneminde Beşiktaş hiç şampiyon olamadı. Aynı dönemde yatırım performansımız da berbat. Şimdi soru şu: Mayıs 2016’da sezon bittiğinde Beşiktaş büyük ihtimalle şampiyon olacağına göre, bizim yatırımlar da birden patlayacak mı?

    Yoksa yukarıdaki gelişmelerin deprem geçiren hukuk sistemimiz ile, basının baskı altına alınmasıyla, demokrasiden giderek uzaklaşıldığı algısı ile, dış politikamızla ve nihayet iç güvenlik sorunumuz ile bir ilgisi olmasın?

    Bu köşe yazısı 21.10.2015 tarihinde Dünya Gazetesi'nde yayımlandı.

    Vaktiyle orta gelir grubunda olup da zamanla gelişmiş ülkelerin kişi başına gelir düzeylerine hızla yaklaşan az sayıda ülke var. Akademik çalışmalar bu ülkelerin üç ortak özelliği bulunduğuna dikkat çekiyor: 1) Yatırım düzeyleri yüksek. 2)Eğitimli bir nüfusa sahipler. 3) Yüksek teknolojili ürün üretip yurtdışına satabiliyorlar.

    Grafik 1’de 2011’den bu yana Türkiye’de özel sektörün yaptığı yatırım harcamalarının gelişimi gösteriliyor. 2015 için ilk yarı değeri var. Onu yıllık göstermek için 2014’ün ikinci yarısındaki yatırım harcamaları değerini ekledim. Muhtemelen bu nedenle 2015 yatırım harcaması gerçekten biraz fazla görünüyor. Zira aşağıda değineceğim gibi içinde bulunduğumuz koşullar yatırım yapmaya elverişli koşullar değil.

    Neyse; bu haliyle bile grafik oldukça çarpıcı ve temel mesaj çok açık: Son dört yılın (2012-2015) her birinde özel sektörün yatırım harcaması 2011’de ulaşılan düzeyin altında kalmış. Bu, açık ki, iyi değil. Hem de hiç iyi değil. Ha, diyebilirsiniz ki “Belki 2011’de müthiş bir yatırım hamlesi yapmıştır Türkiye. O nedenle sonraki yıllarda biraz frene basılmıştır.”

    Bakalım öyle mi? Türkiye’nin 2011 yılındaki toplam (özel artı kamu) yatırım harcamalarının milli gelire oranı yüzde 23.6. Aynı yıl yükselen piyasa ekonomilerinin ve gelişmekte olan ülkelerin yaptıkları yatırım harcamalarının milli gelirlerine oranlarının ortalaması ise yüzde 31.6. Kısacası, gelişmekte olan ülkelerle kıyaslandığında Türkiye’de bir yatırım patlaması falan yok. Patlama bir tarafa, gelişmekte olan ülkelerin yatırım oranlarının çok altında bir yatırım oranına sahip Türkiye.

    Hadi haksızlık yapmayayım. 2011’de toplam yatırımlarımızın milli gelirimize oranı daha önceki yıllara kıyasla birkaç puan artmışı. Ama durun bir dakika: 2011’de cari açığımızın ulaştığı düzeyi hatırlıyor musunuz? Yüzde 9.7. Yani tarihsel rekorumuz. Yanlış anlamayın; birkaç kötü göstergeyi cımbızla çekip ilgisiz biçimde alt alta sıralıyor değilim.

    Anlamı şu: Rekor düzeyde cari açık verilen bir yıl yatırım harcamalarımızın birkaç puan artmasının bir anlamı yok. Zira tanım gereği cari açık yatırım ile tasarruf arasındaki farka eşit. Yani, yatırımımız sürdürülemez bir biçimde (yüksek cari açık vererek) topu topu birkaç puan artmış. Yine de ulaşılan yatırım performansı gelişmekte olan ülkelerin ortalama performansının çok altında olmuş.

    Bizim özel sektör yeteri kadar yatırım yapmıyorsa ortaya çıkan yatırım açığını yabancı sermayenin yaptığı yatırımlar ile kapatmak mümkün. Mümkün de, teoride mümkün. Bakın, pratikte 2011-2015 döneminde durum ne: Grafik 2’de milyar dolar olarak net yabancı sermaye yatırımları var. 2012-2015’in her bir yılında 2011’in altına düşmüş yabancı sermaye yatırımları. Peki, 2011’de ulaşılan yabancı sermaye yatırım düzeyi pek mi matah? Ne gezer; 2001’de 13.8 milyar dolar iken, 2006’da 19.3, 2007’de 19.9 ve 20082de 17.2 milyar dolar yabancı sermaye yatırımı var.

    Üstelik bu rakamlar ‘net’. Yani, yabancıların Türkiye’de yaptıkları yatırımlar ile Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının yurtdışında yaptıkları yatırımlar arasındaki farkı ifade ediyor. Bu iki kalemi ayrı ayrı gösterseydim şunu fark edecektik. Yabancıların Türkiye’de yatırımları azalırken, yerlilerin yurtdışında yatırımları artıyor!

    ‘Ama’sız, ‘fakat’ sız apaçık bir gerçek var ortada. Yukarıdaki gelişmeler bir tesadüf olamaz. Bir şeyler ile ilintili olmalılar. Evet, mesela, 2012-2015 döneminde Beşiktaş hiç şampiyon olamadı. Aynı dönemde yatırım performansımız da berbat. Şimdi soru şu: Mayıs 2016’da sezon bittiğinde Beşiktaş büyük ihtimalle şampiyon olacağına göre, bizim yatırımlar da birden patlayacak mı?

    Yoksa yukarıdaki gelişmelerin deprem geçiren hukuk sistemimiz ile, basının baskı altına alınmasıyla, demokrasiden giderek uzaklaşıldığı algısı ile, dış politikamızla ve nihayet iç güvenlik sorunumuz ile bir ilgisi olmasın?