Arşiv

  • Haziran 2020 (4)
  • Mayıs 2020 (22)
  • Nisan 2020 (25)
  • Mart 2020 (17)
  • Şubat 2020 (21)
  • Ocak 2020 (26)
  • Aralık 2019 (23)
  • Kasım 2019 (12)
  • Ekim 2019 (13)
  • Eylül 2019 (15)
  • Ağustos 2019 (12)
  • Temmuz 2019 (11)

    Etiketler

    Yeni anayasanın Kürt sorununa dair dört stratejik zorluğu

    Nihat Ali Özcan, Dr.06 Kasım 2015 - Okunma Sayısı: 1153

    Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye’nin kronik sorununu yeni dönemde “milli birlik ve kardeşlik süreci” olarak tanımladı. Ardından da “Terör örgütü silahlarının bırakıp, toprağa betonlayarak gömene kadar, tüm elemanları teslim olmak veya ülke dışına çıkmak suretiyle tasfiye olana kadar bu mücadeleyi sürdüreceğiz” dedi. Nitekim Başbakanlık açıklamasında “operasyonların kışın da devam” edeceğini bildirildi.

    Elbette mücadelenin birden fazla ayağı var. Güvenlik, ekonomi, kamu diplomasisi, dış politika ve anayasal/yasal düzenlemeler. Her ne kadar bu günlerde en fazla şehir eylemleri, kara ve hava operasyonları işitiliyor olsa da önümüzdeki günlerde ağırlıklı olarak “yeni anayasayı” tartışacağımız açık. Mevzu, sonuçta  “milli birlik ve kardeşlik süreci” ile alakalı.

    Gündelik tartışmalar bir yana, çözümde ilerleme kaydedebilmek, stratejik düzeyde dört temel soruya cevap bulabilmekle mümkün görünüyor. İlk olarak, “milli birlik ve kardeşlik süreci”nin varacağı nokta, önerilen model, yeni anayasada başkanlık sistemiyle nasıl ilişkilendirilecek?

    Cevaplanması gereken ikinci soru, PKK/PYD’nin Suriye’de kontrol ettiği, önümüzdeki yıllarda da kontrolünü sürdüreceği, siyasi, askeri, ideolojik ve ekonomik varlığının, Türkiye’nin yeni anayasa modelinde nasıl bir karşılık bulacağıdır. İstikrarlı bir Suriye için uzun yıllar beklemek gerektiği açık. Bu süreçte, PKK/PYD’nın bir yandan Suriye’deki devletimsi yapısını tahkim ederken, bir yandan da hırslarını ve beklentilerini yükseltmesi kaçınılmazdır. Örgüt Suriye’de sürekli “savaş halinde” olma mazeretine sığınırken, silah bırakma işini savsaklayabilecektir.

    Üçüncü stratejik sorun alanı, PKK’nın Suriye krizi ve IŞİD ile mücadelede üçüncü taraflarla geliştirdiği ilişkileri nereye, ne kadar, hangi bağlamda ve nasıl sürdüreceğidir. Bunun anayasal taleplerdeki karşılığının ne olacağıdır.

    Son olarak üstesinden gelinmesi gereken stratejik konu, sanılanın aksine Kürtler arası barış ve uzlaşmanın nasıl sağlanacağıdır. PKK’nın “ulusal kurtuluş mücadelesi” olarak gördüğü ve tüm adımlarını bu hedef için attığı göz önüne alındığında, örgütün tam kontrol ve farklılıklara asla izin vermeyen bir modelin peşinde koşacağı açıktır. Oysa yeni anayasa, tabiatı icabı, Kürtler arasında var olan farklılıkların da nasıl korunacağını göz önünde bulundurmak, buna uygun mekanizmalar kurmak zorundadır. Üstelik bu sorun, Suriye ve Irak’ta devam eden iç savaşın, Türkiye içindeki uzantısı Kobani, 6-7 Ekim 2014 olayları,  Diyarbakır, Suruç ve Ankara saldırılarının gölgesinde anayasada karşılık bulmak zorundadır.

    Sonuçta yeni anayasa tartışmaları sanıldığının aksine sadece bir “başkanlık” mevzusu değildir. Ondan çok daha karmaşıktır.

    Bu köşe yazısı 06.11.2015 tarihinde Milliyet Gazetesi'nde yayımlandı.

    Yazdır