Arşiv

  • Temmuz 2020 (10)
  • Haziran 2020 (25)
  • Mayıs 2020 (22)
  • Nisan 2020 (25)
  • Mart 2020 (17)
  • Şubat 2020 (21)
  • Ocak 2020 (26)
  • Aralık 2019 (23)
  • Kasım 2019 (12)
  • Ekim 2019 (13)
  • Eylül 2019 (15)
  • Ağustos 2019 (12)

    Etiketler

    G20, Türkiye yılında 20’nci yüzyıldan 21’inci yüzyıla adım attı

    Güven Sak, Dr.17 Kasım 2015 - Okunma Sayısı: 1585

    Türkiye’nin G20 dönem başkanlığı bu hafta sonu Antalya’da sona erdi. Dönem başkanlığını Çin’e devrettik. Bu arada, 2017 yılının dönem başkanı da Almanya olarak belirlendi. Türkiye, dönem başkanlığını Çin’e devretti ama G20 sürecinin yönetiminden ayrılmadı. Bu yıl, Türkiye, G20 troykası (Türkiye-Çin-Almanya) içinde yer alıp deneyimlerini bundan sonrakilere anlatacak. G20’nin sabit bir sekretaryası yok. Mevcut idari birikim bir yıldan diğerine işte bu troyka mekanizması yoluyla aktarılıyor.

    Ben 2015 yılının, Türkiye’nin dönem başkanlığının da katkısıyla G20 için bir “ilkler” yılı olduğunu düşünüyorum. Yayımlanan bildirgeye baktığımda tam 7 adet “ilk” görüyorum G20 tarihi açısından. İşte bu ilkler sayesinde G20, 21’inci yüzyıla da ilk adımını attı bana sorarsanız. G20 gündemi Türkiye’nin dönem başkanlığında zenginleşti. Gelin bakın nasıl?

    Önce bu 7 adet “ilki” bir özetleyeyim. Sonra da 3 kısa yorum yapayım müsaadenizle.

    İlklerin ilkiyle başlayayım. İnternet kelimesi bu yıl ilk kez bir G20 bildirgesi içinde kendisine yer bulabildi. G20, 21’inci yüzyıla geçti. G20, 1999’dan bu yana faaliyet gösteriyor. 2008 yılından beri de Zirve formatında G20 ülkelerinin liderlerini buluşturuyor. Bugüne kadar pek çok bildirge yayımlandı ama ilk kez bir G20 bildirgesinde internetten bahsedildi. Üstelik bu,

    tam da Türkiye’nin dönem başkanlığında oldu. İnternet kelimesi ile birlikte dijital altyapıya sahip olanlar ve olmayanlar arasındaki ayrım, interneti olanlar ve olmayanlar arasındaki uçurum G20 bildirgesinde çözülmesi gereken meseleler olarak anıldı. Siber hırsızlık konusu da bir hükme bağlanmak üzere bildirgeye girdi. İyi oldu.

    İkincisi, yine ilk kez temiz enerji teknolojilerinin difüzyonu için yatırımların önemi ve işbirliği meselesinden bahsedildi. Sürdürülebilirlik teması altında bu yeni teknolojiler ile ilgili faaliyetlerin destekleneceği vurgulandı. Ben teknoloji difüzyonunun, temiz enerji temelli bile olsa, üzerinde anlaşılanlar arasına girmesinin önemli olduğunu düşünüyorum. Şimdi Paris’teki COP 21 iklim değişikliği toplantısında yeni bir pazarlık imkanı daha var.

    Üçüncü olarak, Arjantin’in cebinde parası olduğu halde, bu yıl mahkeme kararıyla iflas etmiş sayılmasına neden olan uluslararası alanda sorun teşkil eden devlet borçlarının yeniden yapılandırılması meselesi bildirgeye girdi.

    Yukarıdaki her 3 konu da bu yıl liderliğini TEPAV’ın yaptığı T20 toplantılarında ele alınmıştı. Bu konularda kağıtlar üretilerek resmi tarafa iletilmişti. Doğrusu ya, ben özellikle memnun kaldım.

    Dördüncüsü, G20 ilk kez, destek gruplarının birinden gelen bir öneriyi kabul ederek Dünya KOBİ Forumu’nun oluşumuna ve yürüteceği faaliyetlere destek açıklaması yaptı. Dünya KOBİ Forumu, B20’nin önerisi ile Milletlerarası Ticaret Odası (ICC) ve TOBB tarafından kurulmuş, Dünya Bankası ve OECD ile de güç birliği anlaşmaları imzalamıştı. Bu da iyi oldu.

    Beşincisi, G20 ilk kez bir Hesap Verme Raporu (Accountability Report) yayımladı. Bu yolla G20 zirvelerinde verilen sözlerin ne kadar tutulduğunun Dünya Bankası, OECD ve IMF tarafından izlenmesine destek verdi. İlk rapora göre, Brisbane Aksiyon Planı’nda küresel büyümeyi desteklemek için kararlaştırılan ulusal yapısal reformların yalnızca yüzde 40’ı uygulamaya aktarılabildi. Bu çerçevede, büyüme hedefinin yalnızca yüzde 35’ine ulaşabilmek mümkün olacak. Nedir? Daha yapılacak çok iş var. Türkiye’nin bu yıl 3 ilkesinden biri uygulamaydı. Rapor, uygulamanın nasıl gittiğine ışık tutmak için yazıldı.

    Altıncısı, genç işsizliğini azaltmak için liderlerin ilk kez rakamsal bir hedef koymalarıydı. G20 ülkelerinde 2018 yılına kadar genç işsizliğini yüzde 15 azaltmak için tedbirler alınacak. Geçen yıl kadın istihdamı için bir hedef konmuştu ve gençler dışarıda kalmıştı. Şimdi onlar da kapsanmış oldu. Kapsayıcılık bahsinde bir diğer yenilik ise, ülke büyüme stratejilerinin içine bu yıl ilk kez bu büyümeden kadınların ve gençlerin nasıl yararlanacağına ilişkin kapsayıcılık bölümleri eklenmesi oldu. Böylece bu hedefleri orta vadeli bir perspektifle izleyebilmek için de bir yol bulunmuş olur umarım.

    Yedincisi, G20 bildirgesinin içine ilk kez siyasi ve sosyal bir konunun, mülteciler meselesinin genel olarak eklenmesi oldu. Bu yıl 2’nci savaştan beri ilk kez dünyada mültecilerin sayısı zirveye ulaştı.

    Bu 7 ilkle birlikte bakınca ben, G20’nin artık olgunlaşmaya başladığını düşünüyorum doğrusu. Türkiye’nin de bu sürece doğrudan katkı yapmış olması ayrıca çok güzel oldu. Peki, hiç mi beklentilerimiz kırılmadı? Durun şimdi sırayla: Önce farkı bir anlatayım, sonra size farklı olmayandan da bahsedeceğim.. İlkleri ve bunların manasını sıraladım, şimdi yorumlara geçeyim.

    Birincisi, ben Türkiye’nin üstüne düşen görevi teknik ve titiz bir biçimde yaptığını düşünüyorum. Türkiye’nin G20 dönem başkanlığını bir bütün olarak başarılı görüyorum doğrusu. Hazine ve Dışişleri bürokrasisi, küresel gündeme vakıf olduğunu bu bildirge ile göstermiş oldu. İyi oldu.

    İkincisi, bu yıl G20’yi de daha başarılı buluyorum. Neden? G20 gündeminde bugüne kadar bir asimetri vardı. Finans hattı ile kalkınma hatlarından oluşan G20 gündemi dengeli değildi. Finans hattı son derece iyi biçimlendirilmişken, kalkınma hattı karışıktı. Yine ek büyüme hedefi pek tek taraflı bir biçimde,  yalnızca altyapı yatırımları ile ilişkilendirilmişti. Şimdi ilk kez kalkınma gündemini biçimlendirecek bir yeni adım atıldı. Sürdürülebilir kalkınma gündemi ve teknolojinin difüzyonunun devreye sokulması ile birlikte, artık hem G20 gündemini daha dengeli hale getirme hem de büyüme sürecini daha zengin bir çerçeve için de düşünebilme imkanı doğdu. Ben G20’nin bu kararlarla 21’inci yüzyıla adım attığını, 20’inci yüzyıldan kalan krizin etkileri ile boğuşmak yerine ileriye bakmaya başladığını düşünüyorum doğrusu.

    Üçüncüsü, ben bu zirvenin bir eksiği de ortaya çıkardığını düşünüyorum. Türkiye’nin bir bütün olarak küresel gündemin meselelerinden ne kadar uzak olduğunu, Türk medyasının meseleleri verme biçiminden kolaylıkla izleyebilmek mümkün sanırım. Ben, Türkiye’nin dünyadan kopuk, kendi içine kapanık bir ülke olduğunu bir kere daha görmüş oldum.

    Nedir? Türkiye, 2,5 milyon mülteciye rağmen hala kendi içine kapalı bir ülkedir. Not edeyim ve sonra bunu daha da açayım.

    Bu köşe yazısı 17.11.2015 tarihinde Radikal Gazetesi'nde yayımlandı.

    Yazdır