Arşiv

  • Aralık 2020 (3)
  • Kasım 2020 (13)
  • Ekim 2020 (13)
  • Eylül 2020 (16)
  • Ağustos 2020 (13)
  • Temmuz 2020 (16)
  • Haziran 2020 (25)
  • Mayıs 2020 (22)
  • Nisan 2020 (25)
  • Mart 2020 (17)
  • Şubat 2020 (21)
  • Ocak 2020 (26)

    G20 gündemindeki asimetri ne zaman düzelir?

    Güven Sak, Dr.19 Kasım 2015 - Okunma Sayısı: 1707

    Eğer G20 toplantısını bir tek Türk medyasından izlemişseniz G20 hakkında nasıl bir kanaat edinirdiniz? Adını daha önce hiç duymadığınızı varsayın. İlk kez Türk medyasına bakarak ne olduğunu anlamaya çalıştığınızı düşünün. G20’nin, liderleri ikili görüşmeler yapmak için Antalya’ya getiren bir organizasyon şirketi olduğunu düşünebilirdiniz. Ya da liderleri bir araya getiren bir çay partisi organizasyonu olduğu kanaatine de varabilirdiniz. Ama bu yalnızca Türkiye’nin küresel gündem karşısındaki vaziyetini gösteriyor doğrusunu isterseniz.

    G20, aslında bunların ötesinde katı gündemi olan bir platform. Katı bir gündemi var çünkü o gündemi değiştirmek için konsensüs gerekiyor. Konsensüs ise en zor işlerden biri G20’de. Ben, G20’nin mevcut gündeminin asimetri ile malul olduğunu ve bu asimetrinin G20’nin gelişmekte olan ülkeler için daha geçerli bir platform olmasını zorlaştırdığını düşünüyorum. G20’de 2015 Türkiye yılından sonra, 2016’nın Çin yılı, 2017’nin ise Almanya yılı olmasının, G20’nin gündem asimetrisini düzeltmek ve G20’yi gelişmekte olan ülkeler için de geçerli bir platforma çevirmek için önemli bir fırsat olduğu kanaatindeyim. Anlatmak isterim.

    Ama önce, “canım nedir zaten G20, bir nevi liderlerin çay partisi” yorumlarına dair iki şey söylemek isterim. Birincisi, küreselleşme sürecinin sürdürülebilirliği açısından, küreselleşme süreci için önemli ülkelerin liderlerinin hiçbir gündem olmadan bir toplantı yapmalarının dahi son derece önemli olduğunu düşünüyorum ben. Neden? Siyaset, tamamen kişiseldir. Kişisel düzeyde ilişkilere dayalı olarak yapılır. Dünya liderlerinin birbirlerini kişi olarak tanımaları, birlikte vakit geçirmeleri, birbirlerinin sesini duymaları, yüz yüze bakmaları dünyamızın geleceği açısından kesinlikle iyidir. Bunu bir tespit edelim. İkinci olarak ise, G20’nin babası olarak kabul edeceğimiz Kanada’nın eski başbakanı Paul Martin’in bir anekdotunu aktarmak isterim. Paul Martin geçenlerde bir toplantıda, G20’nin en iyi toplantılarının liderlerin gündemsiz olarak birbirleri ile sohbet ettikleri toplantılar olduğunu söylüyordu. Demek ki neymiş? Söz konusu olan liderlerse kahve muhabbetinin hatırı daha bir katmerli oluyormuş. Bunu da teslim edelim.

    Şimdi geleyim G20 Antalya Zirvesine. Ben bu yılki zirvenin üç nedenle Türkiye açısından bir büyük başarı olduğunu düşünüyorum.

    Birincisi, Türkiye bu zirveden hiçbir şeyi kırıp dökmeden, küresel gündem üzerinde kanaat sahibi bir ülke olduğunu göstererek çıktı. Dünyada devrim filan yapmadık ama mevcut gündemi başarılı bir biçimde yönetebilecek kabiliyete sahip olduğumuzu gösterdik. Türkiye gibi orta büyüklükte bir ülke için bu önemli bir performans. Önce bunu bir not edelim.

    İkincisi, G20 gündemini Türkiye’nin yönetimi altında ilerletebileceğimizi herkese gösterdik. Bu ne demek? Türkiye, 2015 yılı boyunca Dünya Bankası, OECD ve IMF gibi uluslararası kurumlarda G20 için oluşturulan takımları başarılı bir biçimde yönetti. Vergi alanında şirketlerin vergi cennetlerine matrah kaydırmasını engellemek için yapılmakta olan düzenleme tamamlandı ve karara bağlandı. Uluslararası kalkınma bankalarının altyapı projelerine daha fazla kaynak aktarmasına imkan verecek bilanço optimizasyonu tedbirleri tamamlandı. Ayrıca G20’nin geçen yıl Brisbane Eylem Planı’nda ortaya koyduğu 5 yılda fazladan yüzde 2 büyüme hedefi ile ilgili olarak, ülkelerin almayı vaat ettikleri tedbirleri alıp almadıklarını denetlemek üzere bir hesap verme raporu da yayımlandı. Türkiye bir nevi uygulamanın denetimi için önemli bir adım atmış oldu.

    Üçüncü olarak ise, Türkiye, kapsayıcılık başlığı altında, G20’nin gündem asimetrisini giderecek ilk adımları da atmış oldu.

    Nedir G20’nin gündem asimetrisi? G20 gündemi başlangıçta tek bir konudan oluşuyordu. Amaç, küresel kriz sonrasında uluslararası finansal sistemi yeniden işler kılmak, ticaret akımlarının kesilmesini engellemek, bir nevi küreselleşmenin kazanımlarını korumaktı. G20 bu amaçla 1997 krizinden sonra bir maliye bakanları ve merkez bankası guvernörleri toplantısı olarak kurulmuştu. Sonra, yine bir başka finansal krizden, 2008 Amerikan krizinden sonra liderlerin katıldığı bir zirve formunu almıştı. Dil ağrıyan dişe gider misali, G20 başlangıçta hep küresel finansal sistemin işlerliğine odaklandı. 2010 yılından sonra kalkınma meseleleri de G20 gündeminin içine Şerpa hattı adı altında ayrıca eklendi. Böylece gündemin iki temel hattı oldu: Finans hattı ve Şerpa hattı. Finans hattı ne kadar açık, iyi yapılandırılmış ise Şerpa hattı da o kadar karışıktı. Finans hattı gelişmiş ülkeler için ne kadar önemli ise, Şerpa hattı da gelişmekte olan ülkeler için o kadar önemliydi. İşte bu iki hat arasında bir asimetri oluştu. Türkiye bu yıl ilk kez bu asimetriyi yoğun bir biçimde dile getirmeye başladı. Kapsayıcılık başlığı altında yürütülen çalışmalar bu açıdan önemliydi. G20, bugüne kadar, gelişmiş ülkeler ve çok uluslu şirketler için önemli ve geçerliydi. Bundan böyle gelişmekte olan ülkeler ve KOBİ’ler için de önemli ve geçerli olmalıydı.

    Ben bu dengeleme sürecinin Çin’in ve Almanya’nın dönem başkanlığında da süreceğini düşünüyorum. Sonra 2018 yılında, büyük bir olasılıkla Hindistan dönem başkanlığını üstlenecek. Neden?

    Ankara-Sina-Beyrut-Paris saldırıları G20’nin bundan böyle gelişmekte olan ülkeler için daha geçerli bir platform konumuna getirilmesi gerektiğine işaret ediyor. Bu işin bir tarafı. Öteki tarafı ise , Antalya Zirvesi’nin takvim olarak sürdürülebilir kalkınma açısından önemli bir noktada bulunuyor olması. Eylül ayı sonunda Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri (SDG) çerçevesi onaylanmıştı. Birkaç hafta sonra da Paris’te yapılacak olan İklim Değişikliği Konferansı’ndan yeni bir iklim anlaşmasının çıkması bekleniyor.Sonra iş, bunları operasyonel politika önermelerine çevirmeye gelecek. Nedir? SDG gündemi aslında G20’nin Şerpa hattı olacak. SDG’ler çerçevesinde, karbon emisyonlarını azaltarak büyüme hedeflerinden iskonto yapacak gelişmekte olan ülkelerin maliyetini, hem karbon emisyonlarını azaltan hem de verimliliği artıran yeni teknolojilerin yaygınlaştırılması ile tazmin etmek aslında mümkün olacak.  Bu çerçevede yeni teknolojilerin difüzyonu için uluslararası işbirliği mekanizmaları gündemde olacak. Antalya zirvesinde yeniden gündeme giren bu ödünleşim (trade-off) bağıntısının artık bir manası olduğunu düşünüyorum ben.

    G20 Antalya Zirvesi, Paris saldırısının gölgesinde mi kaldı? Hayır. Güncel bir hadise olan Paris saldırısı G20’nin kalkınma gündeminin güçlendirilmesi için halihazırda yürütülmekte olan çalışmalara güç kattı bana sorarsanız. G20’nin gündeminin güncel hadiselerle oynamasını beklememek gerekiyor zaten.

    Bu köşe yazısı 19.11.2015 tarihinde Dünya Gazetesi'nde yayımlandı.

    Yazdır