Arşiv

  • Mart 2019 (7)
  • Şubat 2019 (13)
  • Ocak 2019 (17)
  • Aralık 2018 (14)
  • Kasım 2018 (14)
  • Ekim 2018 (17)
  • Eylül 2018 (13)
  • Ağustos 2018 (19)
  • Temmuz 2018 (21)
  • Haziran 2018 (24)
  • Mayıs 2018 (22)
  • Nisan 2018 (22)

    Etiketler

    Türkiye ekonomisinin geleceği için Edirne’den öğrenmemiz gerekenler (1)

    Esen Çağlar18 Aralık 2015 - Okunma Sayısı: 2864

    Türkiye ekonomisi 2016’da yüzde 4 civarında büyüyecek. Bu rakam bankacıya, yatırımcıya bir şey ifade edebilir ama sıradan vatandaşa bir şey ifade etmiyor. Örneğin bu aralar Antalyalılara hiçbir şey ifade etmiyor; zira son Rusya krizinden sonra Antalya ekonomisi yüzde 4 falan büyümeyecek, elindekini koruyabilirse şanslı olacak. Sizin mahalleniz de büyük ihtimalle büyümeyecek, eğer etrafta yeni açılan bir dükkan veya yeni bir inşaat için vinç göremiyorsanız.

    Ekonomik büyüme meselesi Türkiye’nin meselesiyse, ki bence öyle olmalı, bunu vatandaşın meselesi haline getirmek gerekiyor. Bunun için de ekonomik büyümeyi mahalle bazında, mahalle bazında yapamıyorsak da en azından il ya da ilçe bazında düşünmeyi öğrenmemiz gerekiyor. Ekonomik analiz birimini, sıradan vatandaş için çok muğlak olan ülke düzeyinden, yerel düzey indirmeye ihtiyacımız var.

    İşte bu ihtiyaçtan hareketle, TEPAV’dan bir ekip olarak son 18 ayın bir kısmını Edirne’de geçirdik. İki amacımız vardı; birincisi yerel aktörlerin ekonomik kalkınma stratejilerini hazırlamalarına yardımcı olmak; ikincisi de Türkiye’nin ekonomik büyüme sorununu ilçe bazlı düşünebilmek için sahadan bir şeyler öğrenebilmekti.

    Neden mi oradan başladık? Çünkü Edirne’de ciddi bir ekonomik sorun var: Kabartmalı fiziki harita üzerinden baktığınızda Hollanda kadar gelişmiş olmasını bekleyeceğiniz bir yerleşimler sistemi, iyi yetişmiş gençlerini kent ekonomisi içinde tutamıyor, sürekli olarak İstanbul’a kaybediyor. Tarihinde Osmanlı Devletine 91 sene başkentlik yapmış bir kent olan Edirne merkez ve ona bağlı olan ilçeler, son on yıllarda Türkiye ekonomisinin yaşamakta olduğu dönüşümü ıskalamış durumdalar. Bundan dolayı Edirne’nin Türkiye nüfusu içinden aldığı pay hızla azalıyor. Bölgede oldukça ilginç sosyal bir olgu da var: Gençler ve emekliler, Türkiye ortalamasının üzerinde mutluyken; çalışma çağındakiler Türkiye genelinden daha mutsuzlar. Eğitim ve sağlık imkanları oldukça gelişmişken, ekonomik imkanlar daha kısıtlı. Uzun lafın kısası, bizim iktisatçılar için Edirne çok ilginç bir iktisat bulmacası sunuyor.

    Geçtiğimiz hafta itibariyle, üç ayrı proje ile çalışmalarımızı tamamladık. Uzunköprü ile ilgili hazırlığımıza buradan; Keşan-Enez-İpsala ilçeleri için çalışmamıza buradan, Edirne merkez ilçesi için yaptıklarımıza da pek yakında yine TEPAV web sitesinden erişebilirsiniz.

    Türkiye gibi verilerin zor bulunduğu bir ülkede ekonomik analiz birimini ilçe düzeyine indirmeye çalışmak pek kolay olmadı. Sahadaki tüm firma ve paydaşlarla görüşmeye gayret ettik. Ayrıca vatandaş toplantılarıyla, toplamda 1000’e yakın kişinin katılımıyla, ilçelerin ekonomik sorunlarını, önceliklerini ve algılarını derledik, ulusal ve uluslararası verilerle birlikte analiz ettik. Bunların sonucunda ortaya çıkardığımız sentez raporlarının, hem bölgenin geleceğini değiştirmeye çalışan aktörlerin işine yaramasını; hem de genç girişimcilere ilham kaynağı olmasını umuyoruz.

    Tüm bu süreçten, bizim neler öğrendiğimize gelince… Bunların da Ankara’daki ekonomik büyüme ve yerelleşme gibi farklı başlıklarda yapılacak tartışmalara biraz ışık tutabileceğini düşünüyoruz.

    1. Bir ilçenin ekonomik büyümesinin sorumlusu kimdir? Türkiye’de 78 milyon vatandaşımızın yaşadığı tam 957 ilçe var; Bunların 9’u Edirne’de. Peki, bu ilçelerin ekonomik büyümesinden kim veya kimler sorumlu? Yani bir ilçenin ekonomik performansı potansiyelin altında kalıyorsa kim hesap veriyor? Potansiyelini yakalar veya geliştirebilirse kim ödüllendiriliyor? Milletvekili? Vali? Kaymakam? Belediye Başkanı? Ticaret Odası Başkanı? Hayır, hiçbiri değil. Tek bir kişi. O da Başbakan. Türkiye’nin tüm ilçelerinin ekonomik performansının tek sorumlusu Başbakan. Bu iyi bir şey mi, kötü bir şey mi, bilmiyorum. Ama bunun yönetilmesi çok zor bir şey olduğu açık. Hele oylarının çoğunu iktidar partisine vermeyen bir yer için daha da zor olduğu ise daha da açık. Çözümü ise herhalde yerelleşme gündemini hızlandırmaktan, yerel aktörleri güçlendirmekten geçiyor.  Bunu yapamazsak, gençlerimiz, ekonomik mıknatıs işlevi gören birkaç büyükşehre doluşmaya devam edecekler. (Bir parantez açayım, çok aşırı bir örnek olacak ama; Çin’de bir kentin valisinin terfi alıp almayacağı, doğrudan o kentin ekonomisini ne kadar büyüttüğüne bağlı.).

    2.  İlçeleri ve oradaki yaşamı iyileştirmek istiyorsak, bunun ilk adımı mekanı daha iyi anlamaktır; bunun için de veri gerekir. GSMH verileri yayınlanmasaydı ekonomi politikası tasarlanabilir miydi? Peki ilçelerin ekonomik verilerini göremiyorsak, onlar için nasıl bir gelecek tasarlayabiliriz? Edirne’nin bir ilçesi olan Keşan’ın ekonomisi yüzde kaç büyümüş ancak el yordamıyla tahmin edebiliyoruz, çünkü TÜİK ekonomik büyüklüğe dair verileri ilçe ve il bazında değil, bölge bazında yayınlıyor. Yani Keşan’ın değil ancak etrafındaki 27 ilçenin (Tekirdağ, Kırklareli ve Edirne’nin oluşturduğu TR21 Bölgesi) ortalamasını görebiliyoruz. Ayrıca, mesele sadece ekonomik büyüklüğü görmek değil; kamu hizmetlerini geliştirebilmek için, ilçelerin diğer hangi ilçelerle etkileşim içinde olduğunu bilmek de önemli. Örneğin, Keşan’daki firmaların neredeyse tamamı Keşan’da yapamadıkları işlerini halletmek için Tekirdağ veya İstanbul’a gidiyor, Edirne merkeze gitmiyor. Aynı şekilde vatandaşlar da sağlık, eğitim, alışveriş, eğlence vb. ihtiyaçları için Edirne merkeze değil, Tekirdağ veya İstanbul’a gidiyor. İdari sınırlar ile ekonomik işlevlerin örtüşmemesinin yol açtığı aksaklıkları çözmenin ilk adımı, mekanı daha iyi anlamak ve mekana dair veri üretimini güçlendirmek olmalı. Meseleyi anlamak için sadece TÜİK’e değil, Turkcell, THY, Sağlık Bakanlığı gibi kurumların tuttukları “Büyük Veri”lere ve devletimiz içinde bunlardan manalı sonuçlar çıkaracak kapasiteye ihtiyacımız var.

    3. Teşvik sistemi, üretimi artırmak için tek araç değil, ancak maalesef en önemli araç olarak görülüyor. Sizi teşvik sistemin sıkıcı detaylarına boğmayacağım ama yukarıdaki veri probleminden dolayı, Edirne aldığı teşviklerde Tekirdağ ile aynı klasmanda bulunuyor (2. Bölge). Yani devletimizin, İstanbul’un hemen yanı başındaki Çorlu ve Çerkezköy için uygun gördüğü teşvik bölgesi Edirne’yi de kapsıyor. Edirne’nin kanaat önderleri bu açıdan kendilerine bir haksızlık yapıldığını düşünüyor. Teşvik sistemini tam anlamıyla mekanlar arasında adil hale getirmek için, ilçe bazına ya da Keşan-Enez-İpsala gibi bütünleşik ilçe kümelerine (kademelerine) indirmemiz gerekiyor. Ama elbette, özel sektör yatırımlarını artırmak için tek yol devletin teşvik vermesi değil. Diğer hizmetleri de hakkıyla sunması. Örneğin sanayi arsasına erişim (OSB’ler), iç ve dış pazarlara iyi bir yol bağlantısı, iyi bir üniversite gibi unsurlar önemli. Bunların yanında, bugün olmayan hızlı tren bağlantısı ve işleyen bir havalimanı gibi faktörler de gelirse, Edirne gerçekten de bir cazibe merkezi olabilir. Zira bunlar olursa, birçok insan İstanbul’un Avrupa yakasında yaşayacağına, Edirne’de yaşamayı tercih edecektir. İsterseniz iddiaya girebilirim.

    4. Güven ve sosyal sermayeyi geliştirmek için devlet ne yapabilir? Edirne’nin sahip olduğu avantajlar gerçekten fazla. Yukarıdakilere ek olarak, yemekleri şahane (benim için en önemli kriter). Yaşam rahat ve eğlenceli. İnsanları eğitimli ve sağlıklı. Kent çok güzel. Ancak bunlara rağmen Edirne neden sıçrayamıyor? Tüm suç devlette mi? Bizim saha çalışmalarında gördüğümüz ciddi bir problem var: sosyal sermaye eksikliği. İnsanlar birbirine güvenmiyor, birlikte hareket etmekten pek fazla hoşlanmıyor. Dayanışma, bilgi paylaşma eğilimleri zayıflıyor. Ayrıca, bölgedeki aileler genelde tek çocuk yapıyor ve onlara iyi eğitim veriyor; dolayısıyla insan sermayesi güçleniyor; ancak kardeşlik azaldığı için sosyal sermaye de hızla azalıyor. Bu Türkiye için de çok ciddi bir sorun, ancak Edirne için daha da önemli bir sorun; hatta bence Dani Rodrik hocamızın tabiriyle Edirne’nin “bağlayıcı kısıtı”, yani en önemli gelişim problemi. Bu sorunun öyle kolay bir reçetesi yok; ancak öğretmenlere, hakimlere ve yerel liderlere önemli görevler düşüyor. İnsanlar dayanışma ortamlarına girdikçe birbirlerine güvenleri gelişebilir. Her şeyin merkezden beklendiği bir ortamda dayanışma maalesef olmuyor. Merkez müdahaleci, yerel yönetimle rekabet eden bir yapıda değil de, yönlendirici, kolaylaştırıcı, yerel tercihlere saygı duyan ama doğru bildiğini de müzakere eden, ikna etmeye çalışan bir yapıya doğru evrildikçe, sosyal sermaye de belki gelişmeye başlayabilir.

    5. Yerel kalkınmada yerel liderlik çok önemlidir; ancak başkanlık ile liderlik aynı şeyler değildir. Kalkınma için gerekli olan unsurların toplamı, bir doktorun hastasına yazdığı reçeteden ziyade, bir aşure tarifine benziyor. Yani, bence, dünyanın en sofistike tatlısı olan aşurenin, tek bir tarifi yok. Örneğin kimisi yoğun, kimisi sulu oluyor; kimisinin üstünde nar oluyor; kimisinde olmuyor. İyi olup olmadığını ise tattığınızda, tek bir lokmada, anlıyorsunuz. İşte yerel liderlik de, yerel kalkınmanın unsurlarından, malzemelerinden bir tanesi; ancak en önemlilerinden biri. Saha çalışmamız kapsamında çok sayıda başkanla tanıştık. Belediyeler, odalar, borsalar, dernekler, kurumlar; hepsinin başkanları var. Ancak her başkan bir yerel lider midir? Yerelde liderlik yapabilmek için hangi özelliklere sahip olmak gerekir? Ben bu konuda soru sormakla yetineyim ve Edirne’de aşure değil de peynir tatlısı yediğimizi belirteyim.

    Edirne’den öğrendiklerimiz bu beş dersle sınırlı değil; bir sonraki yazıda devam edeceğim. Ancak sonuç ortada: Türkiye’nin daha demokratik, daha mutlu ve daha güçlü bir ekonomiye sahip bir ülke haline gelmesi için bu meseleleri tartışması gerekiyor. Yerelleşmeyi cesur biçimde, bölünme korkumuz olmadan, bu ülkeyi daha da demokratikleştirmek ve de ekonomimizi güçlendirmek için tartışmamız gerekiyor. Belki Edirne bunun için çok iyi başlangıç noktası olabilir.

    Ha bir de esas sonucu unutmayalım: Edirne’yi görmediyseniz mutlaka gidin görün :)