Arşiv

  • Kasım 2020 (13)
  • Ekim 2020 (13)
  • Eylül 2020 (16)
  • Ağustos 2020 (13)
  • Temmuz 2020 (16)
  • Haziran 2020 (25)
  • Mayıs 2020 (22)
  • Nisan 2020 (25)
  • Mart 2020 (17)
  • Şubat 2020 (21)
  • Ocak 2020 (26)
  • Aralık 2019 (23)

    Dördüncü sanayi devrimini öncekilerden ayıran nedir?

    Güven Sak, Dr.24 Aralık 2015 - Okunma Sayısı: 5960

    Dünya baş döndürücü bir hızla değişiyor. Teknolojik değişim, hayatlarımızın örgütlenme biçimini, iş yapma yöntemlerimizi alt üst ediyor. Bilenler, torunlarımızın bizim bugünlerde hayal edemeyeceğimiz mesleklere sahip olacaklarını söylüyorlar. Bu, aynı zamanda bugün bildiğimiz, eğitim sistemini etrafına ördüğümüz mesleklerin önemli bir bölümünün çok değil, 20-25 yıl sonra ortadan kalkması demek. Yeni dünya bugün alıştığımız gibi olmayacak demek. Peki, hazırlık yapmak hiç mi mümkün değil? Aslında bugünkü eğilimleri takip ederek gelenin nasıl bir şey olduğunu kestirmeye çalışmak mümkün.

    Bugün müsaadenizle buna bir başlayayım. Dünyamız nereye doğru gidiyor ve Türkiye için bu noktada önemli olan nedir? Türkiye’de artık neden inovasyon dedikodusu yapmayı bırakıp bir an önce inovasyon yapmaya başlanmalıdır? Neden artık inovasyon konusu açıldığında, muhabbetin hemen bir nevi adabı muaşeret sohbetine dönmesine izin vermemeliyiz? Her yere neden “İNOVASYON, TEKNOLOJİ TRANSFERİDİR” diye yazmalıyız? Ortada öyle geniş, kocaman, dağınık bir alan yoktur konu inovasyon olunca. Hadise, teknoloji transferi ve teknoloji difüzyonu ile yakından alakalıdır bizim gibi ülkeler için. Gelin bakın anlatayım.

    Önce olmakta olandan başlayayım. Herkes dünyamızın bir dördüncü sanayi devriminin eşiğinde olduğu konusunda hemfikir. Ama bunun nasıl bir şey olacağı konusunda rivayet muhtelif. Ben dördüncü sanayi devriminin öncekilere benzemeyeceğini düşünüyorum. Birinci sanayi devrimi, su ve buhar gücü etrafında üretim sürecini organize etti. Mekanikleştik. İkinci sanayi devriminde, elektrik sayesinde, üretim süreci kitleselleşti. Üretim bandı o zaman ortaya çıktı. Üçüncü sanayi devriminde, elektronik ve bilgi işlem teknolojileri sayesinde üretim sürecinde otomasyon mümkün hale geldi. Kitlesel üretim için artık o kadar çok insan gerekmiyordu. Robotların sayısı gün be gün arttı. Şimdi bir dördüncü sanayi devriminin eşiğindeyiz ve işte ben bunun öncekilerden radikal bir biçimde farklı olacağını düşünüyorum. Bizi bekleyen, üretim sürecinin dijitalleşmesinin, makinelerin birbirleri ile doğrudan iletişime geçmesinin çok ötesinde olacak gibi geliyor bana.

    İlk üç sanayi devriminin ortak özelliği, üçünün de karbon bazlı bir büyüme stratejisinin ürünü olmalarıydı. Her üç sanayi devriminde de büyümek daha fazla karbon salımı demekti. İşin örgütlenme biçimi böyleydi bugüne kadar. Daha hızlı büyümek isteyenin, çevreyi daha fazla kirletmesi gerekiyordu. Bugün Çin’in başkenti Pekin’de sağlık açısından kırmızı alarma neden olan hava kirliliğine işte böyle bakmak gerekiyor. Dünün kalkınma anlayışının temelinde havayı kirletmek vardı. Çin yaklaşık 30 yıl içinde uyuşuk bir tarım ülkesinden dinamik bir sanayi ülkesi çıkardı. Yoksulluk hızla azaldı ama ülke içinde gelir eşitsizliği rekor hızda arttı. Hızlı büyüme çevreyi rekor hızla tahrip etti. Neden? Karbon bazlı teknolojiler, karbon bazlı büyüme getirdi. Dünya hızla kirlendi. Ortaya hem iktisadi hem sosyal hem de çevresel bir sürdürülebilirlik problemi çıktı. Kalubeladan beri dünyaya aynı sıcaklıkta ulaşan güneş ışınları, atmosferde, beşeri aktivite neticesi ortaya çıkan sera gazlarının tutucu etkisiyle birlikte dünyamız daha fazla ısınmaya başladı.

    Ben dördüncü sanayi devriminin, büyüme süreci ile karbon emisyonları arasındaki sıkı bağlantıyı ortadan kaldıran teknolojilerle gündeme oturacağını düşünüyorum. Biyoteknoloji, nanoteknoloji ile bilgi ve iletişim teknolojisi uygulamalarının iş ve üretim sürecini kalıcı bir biçimde değiştireceği kanaatindeyim. Birden fazla sektörü aynı anda değiştirebilme kabiliyetine sahip bu yeni teknoloji platformlarının, hem verimliliği artıracağını hem de karbon salımlarını azaltacağını söylüyor yapılan çalışmalar. Ben dördüncü sanayi devriminin dünyada bugüne kadar alıştığımız iş yapma biçimini kalıcı bir biçimde değiştireceği fikrindeyim.

    Bu durumda, Türkiye gibi bir ülkenin ne yapması gerekir? İlk olarak inovasyon tartışmasını bir an önce bir “kendinizi değiştirin, dünyaya farklı bakın” geyiği olmaktan çıkartmak gerekir diye düşünüyorum. İnovasyon tartışması bugün öyle “soft” değil, son derece “hard” bir meseledir.

    İkincisi, ülkemizde, sektörlerimizi, ekonomimizi dönüştürecek olan yeni teknoloji platformlarına dayalı uygulamaların yaygınlaştırılmasıdır. Böyle bakıldığında, inovasyon, öncelikle, teknoloji transferi demektir. Çağımız teknoloji transferinin yıllar geçtikçe kolaylaştığı değil zorlaştığı bir çağdır. 1980’lerde bugünkü fikri mülkiyet hakları rejimi olsaydı, Kore asla sıçrayamazdı. Bu çağda, bizim gibi ülkeler için inovasyon vasıtasıyla ekonomik dönüşüm demek, teknoloji transferini becerebilmek demektir. Nedir bu işin özü? Ne istediğini bilmek ve teknoloji platformları arasında seçim yapabilmektir. Daha uzun anlatırım ama işin özü budur. İnovasyon, öncelikle ülkeye teknoloji transferini becerebilmektir. Türkiye, yeni teknoloji platformlarına hazırlıklı olma açısından nal toplamaktadır. İsteyen ekteki grafiğe bir de böyle bakabilir.  Sanayi dönüşümünü hızlandırma potansiyeline sahip üç teknoloji platformunun üçünde de Türkiye en geride kalan ülkedir.

    Geleyim üçüncü noktaya. Ülkeye teknoloji transfer etmek yetmez. İnovasyon, o transfer edilen teknolojinin, bir sektörden diğerine, bir şirketten ötekine difüzyonudur. Yayılmayan teknoloji size ait değildir. Tek bir şirketin içine hapsedilen teknoloji transferinden ülke için ekonomik fayda çıkmaz. Türkiye’nin savunma sanayii, kısır teknoloji transferi için en güzel örnektir. Transfer edilen teknolojiler, başarıyla Aselsan ve TAİ gibi kamu vakıf şirketlerinin içine hapsedilmiştir. Yanlıştır. Ekonomiye nasıl yayılacağı önceden düşünülmemiş teknolojinin memlekete transferi için çaba ve kaynak harcamak israftır. Hesap yapamayan, inovasyon yapamaz. Hesap yapamayan, bir teknolojiyi hakikaten transfer edemez. Bugün artık, teknoloji transferi demek, “hadi şimdi de uçak yapalım” demek değildir. Türkiye’nin burnunun bir türlü kokudan kurtulamamasının nedeni, yöneticilerimizin halen 21’inci yüzyıla bir türlü geçememiş olmasıdır. 20’nci yüzyılın mantığı ile 21’inci yüzyılda iş yapılamaz.

    İnovasyon demek, teknoloji transferi ve teknoloji difüzyonu demektir. Ötesi laftır, dedikodudur. Türkiye’nin artık inovasyon dedikodusunu bırakıp inovasyon yapmaya başlaması gerekir.

    Dördüncü sanayi devrimi, karbon salımı ile büyüme arasındaki bağı kopartacaktır. Bu bir büyük inovasyon dalgasıdır ve Türkiye buna hazırlıklı değildir. Bugünlerde çocuklarımızın daha okula gitmesini temin edemezken, bu tartışma size çok manasız gelebilir. Ama değildir. Dünyanın bizi 19’uncu yüzyıldan kalma meselelerimizi çözelim diye bekleyecek hali yoktur. 19’uncu yüzyıldan kalma meseleleri artık bir an önce çözüp 21’inci yüzyılın meselelerine bakmaya başlamamız gerekmektedir.

    Şekil 1. Biyoteknoloji, Nanoteknoloji ve BİT'te Teknolojik Üstünlük Karşılaştırması, 2013

    Kaynak: OECD

    Bu köşe yazısı 24.12.2015 tarihinde Dünya Gazetesi'nde yayımlandı.

    Yazdır