Arşiv

  • Temmuz 2020 (4)
  • Haziran 2020 (25)
  • Mayıs 2020 (22)
  • Nisan 2020 (25)
  • Mart 2020 (17)
  • Şubat 2020 (21)
  • Ocak 2020 (26)
  • Aralık 2019 (23)
  • Kasım 2019 (12)
  • Ekim 2019 (13)
  • Eylül 2019 (15)
  • Ağustos 2019 (12)

    Etiketler

    ‘Hafif silahlarla’ hendekte savunma

    Nihat Ali Özcan, Dr.29 Aralık 2015 - Okunma Sayısı: 1377

    PKK ile mücadelenin çok yönlü bir süreç olduğu ortada. Üstelik iç ve dış gelişmeler sorunu her geçen gün daha da karmaşık hale getiriyor.

    Yıl biterken gündemi işgal eden can sıkıcı konu yine güvenlik. Devlet, bazı şehir ve kasabalarda erozyona uğrayan otoritesini yeniden inşa etmeye çalışıyor. Ancak sorunun boyutları tahminlerin de ötesinde. Öyle ki karakol polislerinin üstesinden gelemeyeceği boyuttaki güvenlik sorunlarına müdahale amacıyla kurulan Polis ve Jandarma Özel Harekât birimlerinin bile sayı ve teknik kapasitesini aşmış durumda. Bu nedenle, ilgili yasalar esnetilerek Kara Kuvvetleri birlikleri devreye girmiş görünüyor.

    PKK ise hukuk kurallarına uymak zorunda olmayışının avantajlarını kullanıyor. Askeri ve politik hedefleri için kazdığı hendekleri patlayıcılarla tahkim etmeyi sürdürüyor. Sivilleri sahaya çekerek, öz yönetim ilan ederek, kendi konumunu güçlendirmeye, hamlelerine yeni boyutlar kazandırmaya çalışıyor.

    Bu çerçevede Demirtaş’ın iddia ettiği gibi “barikattakilerin hafif silahlı” olması, PKK’lı teröristlere hukuki ve ahlaki meşruiyet sağlamayacağı gibi, eylemleri birer “polisiye hadise” ölçüsünde tutmaya da yetmez. Çünkü örgütün uyguladığı politik-askeri strateji, taktikler, ulaştığı uluslararası boyut, kullandığı silahlar, patlayıcılar, roketler, eylemlerin yayıldığı alanın genişliği vs. işin “polisiye” boyutu çoktan aştığını gösteriyor.

    Daha açık bir ifadeyle, mevzu, “suçun önlenmesi ve suçlunun yakalanarak yargının önüne çıkarılması” ölçüsünü aşmış olmalı ki şehitlerin sayısı artıyor, tanklar şehirlerde dolaşıyor ve sokağa çıkma yasakları devam ediyor. Mevcut veriler, kullanılan araçlar, güvenlik sorununun “askeri harekâta” dönüştüğünü gösteriyor. Bu çerçevede fiili durum ile “hukuki tanımlama” arasında ciddi bir makas söz konusu.

    Basitçe durum şu: Verem olmuş bir hastaya, “resmi reçete”de verem kaydı düşmek yerine, “soğuk algınlığı” kaydı düşüyorsunuz. Ancak yine de tedavi yöntemleriniz, araçlarınız ve uyguladığınız ilaçlar “mahcup ve tereddütlü” olsa da veremi tedaviye yönelik. Dolayısıyla, resmi kaydınız ile resmi tedaviniz uyumsuz. Tıpkı geçen kırk yılda olduğu gibi.

    Bu yaklaşım üç açıdan sorunlu ve zorlayıcıdır: Birincisi, mücadelenin en değerli unsuru olan “zamanın” boşa harcanması. İkincisi, sivil kayıp endişesinin hem işi uzatması hem de güvenlik güçlerinin moral üstünlüğünü erozyona uğratması. Son olarak ise, kayıtlara “soğuk algınlığı” olarak geçen, ancak sahada vereme göre tatbik edilen tedavinin siyasi, ahlaki ve hukuki sorumluluk ve bedelinin kim tarafından ödeneceğinin müphem olmasıdır.

    Bu köşe yazısı 29.12.2015 tarihinde Milliyet Gazetesi'nde yayımlandı.

    Etiketler: PKK, Terör,
    Yazdır