Arşiv

  • Ekim 2022 (2)
  • Eylül 2022 (11)
  • Ağustos 2022 (11)
  • Temmuz 2022 (9)
  • Haziran 2022 (10)
  • Mayıs 2022 (10)
  • Nisan 2022 (12)
  • Mart 2022 (13)
  • Şubat 2022 (9)
  • Ocak 2022 (9)
  • Aralık 2021 (13)
  • Kasım 2021 (11)

    2016’da ekonomimiz (3)

    Fatih Özatay, Dr.13 Ocak 2016 - Okunma Sayısı: 1782

    Geçen hafta, ekonomimizin 2016’da nasıl şekilleneceğini tayin eden temel dışsal unsurlara ilişkin varsayımlarını vermiştim. O temel senaryo altında önemli makroekonomik büyüklüklere ilişkin tahminlerim ise şöyle:

    Büyüme oranının yüzde 3 civarında kalacağını düşünüyorum. Dikkat ederseniz bu oran, 2012-2015 arasında gerçekleşen ortalama büyüme oranına eşit. Rusya yaptırımları ve ABD Merkez Bankası’nın faiz artırım kararları büyümeyi daha da aşağıya çekme potansiyeline sahipler. Buna karşılık asgari ücretin artırılması ve düşük petrol fiyatları yukarıya doğru baskı yapacaklar.

    Büyüme oranı kadar ‘kalitesi’ de önemli. Kaliteli büyümeden kasıt yatırımların büyümeye ne kadar katkı vereceği. Bu köşede defalarca yazdım; 2012-2014 döneminde özel yatırım harcamaları 2011’e kıyasla daha düşük düzeyde gerçekleşti. 2015’in son çeyreğine ilişkin veri yok. Ama görünen o ki 2015’te de 2011’e kıyasla daha az yatırım yaptık. Zengin ülkelerle aralarındaki gelir farkını azaltan az sayıdaki ülkenin ortak özelliklerinden biri de uzun süren hızlı bir yatırım hamlesi gerçekleştirmiş olmaları. Bu çerçevede bakıldığında hoş bir gelişme değil bu anlattığım. 2016’da da benzeri bir gelişme bekliyorum; özel yatırım harcamalarında kayda değer bir artış olmayacağını düşünüyorum.

    Düşük petrol fiyatları (daha geniş manada düşük enerji fiyatları) ithalat faturamızı aşağıda tutmaya devam edecek. Yüzde 3 büyüme oranı tahmini ise enerji dışı ithalatımızın sınırlı düzeyde artacağı anlamına geliyor. Buna karşılık, düşük enerji fiyatları nedeniyle enerji ihraç eden ülkelere 2015’te olduğu gibi ihracat yapmakta zorlanacağız. Avrupa’daki ılımlı toparlanma çerçevesinde o bölgeye olan ihracatımız ise artmayı sürdürecek. Bu gelişmeler sonucunda cari işlemler açığımızın milli gelire oranı 2015’te olduğu gibi yüzde 5 dolaylarında kalacak.

    Geçen yıl cari işlemler açığının finansmanında belirgin bir zorlanma yaşamıştık. Türkiye’ye gelen net dış kaynak miktarı cari açıktan doğan finansman gereksinimimizin altında kalmıştı. Aradaki farkı Merkez Bankası rezervlerinden ve net hata noksan kaleminden gelen dövizlerle kapatmıştık. Bu durumun bu yıl da devam etmesini bekliyorum. Doğrudan yabancı sermaye yatırımında ise kayda değer bir artış öngörmüyorum.

    Büyüme oranına ilişkin tahminimin bir sonucu olarak işsizlik oranının geçen yıl gerçekleşen düzeye yakın bir yerde, yani yüzde 10,4 dolaylarında gerçekleşmesini bekliyorum. Yıllık ortalama enflasyon oranını tahmin etmek görece daha kolay; zira 2006’dan bu yana ya da fark etmez 2011’den bu yana yüzde 8,3 etrafında bir o yana bir bu yana salınıyor. Geçen yılın ortalama enflasyonu yüzde 7,6 düzeyinde gerçekleşti. Bu yıl biraz daha yüksek olacak; yüzde 8,5 civarı makul görünüyor.

    Bu öngörülerim geçen yazıda açıkladığım temel senaryo altında geçerli. O senaryonun dışına çıkıldığı ölçüde açık ki bu tahminler sapacak. Mesela hukuk sistemimiz, demokrasi, çözüm süreci ve özgürlükler gibi alanlarda olumlu yönde bir adım beklemediğimi söylemiştim. En sevimli yanılgım bu konuda olumlu ve belirgin adımlar atılması halinde ortaya çıkar: Özel yatırım harcamalarında ve yurda gelen yabancı sermayede artış beklemek gerekir bu koşullarda. Tahminlerimde olumsuz yönde sapma yaratacak bir olası gelişme ise bahar ayında şekillenecek Merkez Bankası yönetiminin macera arayan bir para politikasına yönelmesi olur. Bu durumda yurda gelen net sermaye miktarı belirgin biçimde azalır. Kur hızlı biçimde artacağından enflasyon da yükselir.

    Bu köşe yazısı 13.01.2016 tarihinde Dünya Gazetesi'nde yayımlandı.

    Yazdır