Arşiv

  • Mart 2019 (7)
  • Şubat 2019 (13)
  • Ocak 2019 (17)
  • Aralık 2018 (14)
  • Kasım 2018 (14)
  • Ekim 2018 (17)
  • Eylül 2018 (13)
  • Ağustos 2018 (19)
  • Temmuz 2018 (21)
  • Haziran 2018 (24)
  • Mayıs 2018 (22)
  • Nisan 2018 (22)

    Etiketler

    Peki, biz, mesela, TÜBİTAK’ı hala neden açık tutuyoruz?

    Güven Sak, Dr.18 Ocak 2016 - Okunma Sayısı: 4415

    Sayın Başbakan, evvelki gün bir AR-GE reform paketi açıkladı. Yurt içinden ve yurt dışından insanlar beni arayıp ne düşündüğümü soruyorlar. Çünkü dışarıdan bakınca ne yapıldığı öyle açıklıkla belli olmuyor. Anlatmak isterim.

    Ben basın toplantısından beri kamu kuruluşlarının web sitelerinde AR-GE reformu konusunda bir “white paper” arıyorum. Nedir? AR-GE reform paketinin dayanaklarını, her bir kararın neden alındığını açıklayan bir doküman. Ortada son derece ciddi, yeni bir kamu politikası adımı var. Üstelik alınan tedbirlerin bir bölümü doğrusu ya, kulağa pek de hoş geliyor. Ancak reform paketi ile getirilen tedbirlerin ne olduğunu bilsek de bu desteklerin neden verildiği ve tam olarak nasıl tasarlanmış olduğu konusunda ortada bir muamma var. İşte bu nedenle kimseye bir cevap vermeden ben bir açıklama aramaya başladım.

    Önce hiçbir kamu kurumunun web sitesinde konuyla ilgili bir malumat bulamadım. Ortada bir tek gazete haberleri vardı. Sonra TÜBİTAK’ın web sitesine Sayın Başbakanımızın konuyla ilgili basın toplantısına ilişkin bir haber konuldu. Hiç değilse resmi bir haber. Daha sonra ise Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı’nın web sitesine Sayın Başbakanımızın yaptığı sunum konuldu. Hiç yoktan iyidir elbette. Onu da not edeyim.

    Şimdi ortada bu sunumda gündeme getirilen desteklerin hangi gerekçelerle alındığını açıklayan bir rapor olmadığına göre ki mutlaka vardır, benim şimdi oturup AR-GE reform paketi hakkında uzun uzun bir şeyler yazmam manasız olur diye düşünüyorum. Beğendiklerimi anlatmam bile manasız olur. Neden manasız? Ortada nedenleri anlatan bir metin olmayınca benim böyle yalnızca başlıkları sıralayan kısa bir sunum üzerine uzun uzun yazmam, olsa olsa niyet okuma çabası gibi olur. Üstelik yanlış yapma ihtimalim de yüksek. Ben bugün size iki tablo ile Türkiye’nin neden ciddi bir AR-GE reform paketine ihtiyacı olduğunu anlatayım. Ben bu iki tabloya bakınca TÜBİTAK’ın hala nasıl açık tutulduğunu anlamakta zorluk çekiyorum doğrusu. Her iki tablo da Türkiye’nin AR-GE kurumsal altyapısında neyin yanlış olduğunu pek güzel gösteriyor.

    İlk tabloyu, Scientific American dergisi yayımlamıştı. Biyoteknoloji ekosistemi özelinde, AR-GE destekleri, AR-GE performansı, AR-GE altyapısı, AR-GE için gereken beşeri sermaye altyapısı açısından ülkeleri karşılaştırmışlar. Bir sürü ülke var. Türkiye de bunlardan biri. Aşağıdaki 1 numaralı tablo Türkiye’ye göre yapılmış. Türkiye, konu ile ilgili olarak, diğer ülkelerden daha iyiyse o petek yeşile boyanmış. Yok, ilgili ülke Türkiye’den iyiyse kırmızı yapılmış.

    Ben bu ilk tabloya bakınca öncelikle şunu görüyorum: Türkiye’nin problemi araştırma geliştirme desteklerinin olmaması değildir. AR-GE destek ve teşvikleri sütununda bir sürü yeşil petek var. Ne demek? Türkiye’nin düzenlemesi, pek çok ülkeden daha iyi demek. Hangilerinden mesela? Almanya’dan daha iyi destek oluyoruz AR-GE faaliyetlerine mesela. Fransa’dan, İrlanda’dan, İspanya’dan, İsveç’ten daha iyi. Yani kaynak dağıtmak söz konusu olunca hızla dağıtıyoruz. Dağıtılan kaynak hızla artıyor. Tutar az bile olsa pek çok alanda destek var.

    Ama bir de aynı tablonun AR-GE yoğunluğu (R&D intensity) sütununa bakın isterseniz. Bu da 2 numaralı sütunu oluyor aynı tablonun. Orada her yer kan kırmızı duruyor. Ne demek? Şimdi bu kadar kaynağı dağıtıyorsun da bu neye katkı sağlıyor demek. Patentler artıyor mu? Verimlilik artıyor mu? Sayın Başbakanımız bir Bilim ve Teknoloji Yüksek Kurulu toplantısında tam da bunu sormuştu. Sonuçta AR-GE yoğunluğu ne oluyor? İşte orası kan kırmızı. Ne demek? Herkes bizden iyi demek. İşte bana bu aralar, “Peki, biz bu durumda TÜBİTAK’ı neden besliyoruz?” diye düşündürten, destek ve teşviklerde herkesten iyi olup intaç söz konusu olduğunda herkesin bizden daha iyi olmasıdır. Ben anlamıyorum. Belki anlayan biri bana izah eder, ben de hatamı kabul ederim. Ama rakamlar ortada. Bir yerde tersi bir rakam varsa doğrusu beklerim. Hem de yanlış gördüğüme sevinirim.

    İki numaralı tablo ise ülkelerin biyoteknoloji, nanoteknoloji ve bilgi-iletişim teknolojileri konusundaki teknolojik üstünlüklerini karşılaştırıyor. Bir nevi, yeni dönemin önemli teknoloji platformları konusunda ülkeler ne yapmışlar onu anlatıyor. Burada herkes var. Gelişmiş ülkeler kadar, Çin, Hindistan, Brezilya ve Rusya var. Endonezya bile var. Türkiye bu kapasite inşa sürecinde en sonda yer alıyor. İşte o zaman insan merak ediyor. TÜBİTAK, hem hangi alanın desteklenmesi gerektiğine karar veriyor hem de destek için gereken mekanizmayı tasarlıyor. O kadarla da yetinmiyor, dönüp kaynağı da aktarıyor. Ben bir kurumun her işi aynı anda yapmaması gerektiğini düşünüyorum. TÜBİTAK’ın AR-GE performansı ile ilgili olarak yıllar önce hazırlanan ama sonuçları TÜBİTAK tarafından beğenilmediği için bir türlü açıklanmayan Dünya Bankası Raporu’nun bu çerçevedeki sonucunu çok manalı buluyorum doğrusu.

    Ne diyeyim? Türkiye’nin AR-GE desteklerinin boyutu ile ilgili bir meselesi yok aslında. Türkiye’nin AR-GE desteklerinin tasarım biçimi ve sonucu ile ilgili bir meselesi var. Peki, bu AR-GE reform paketi derde deva oluyor mu? Hele bir white paper açıklansın, üzerine konuşuruz.

    Bu köşe yazısı 18.01.2016 tarihinde Dünya Gazetesi'nde yayımlandı.

    Etiketler: AR-GE, TÜBİTAK,