Arşiv

  • Mart 2019 (7)
  • Şubat 2019 (13)
  • Ocak 2019 (17)
  • Aralık 2018 (14)
  • Kasım 2018 (14)
  • Ekim 2018 (17)
  • Eylül 2018 (13)
  • Ağustos 2018 (19)
  • Temmuz 2018 (21)
  • Haziran 2018 (24)
  • Mayıs 2018 (22)
  • Nisan 2018 (22)

    Etiketler

    Çin’in Aralık ayı rezerv kaybı, Türkiye’nin toplam rezervine eşit

    Güven Sak, Dr.25 Ocak 2016 - Okunma Sayısı: 1989

    Dünyada daha önce hiç böyle bir dönem olmamıştı. Her gün yeni bir şey öğreniyoruz. Amerikan ekonomisinin krize girmesi kadar, krizden çıkması da bir dert. Daha önce yoğun bakımda olan Amerikan ekonomisi, artık yoğun bakımdan çıkıyor. Bu arada olan bizim gibi ülkelere oluyor.

    Aralık ayında Çin’in döviz rezervi 108 milyar dolar azaldı. Aralık ayında Amerikan Merkez Bankası parasal sıkılaştırmaya başladı. Aklınızda kalsın diye söyleyeyim, Türkiye’nin toplam döviz rezervi, ancak Çin’in Aralık ayındaki rezerv kaybı kadar. Peki, Çin’in durumu pek mi kötü? Ülkenin toplam döviz rezervi 3,4 trilyon dolar civarında olduğuna göre, şimdilerde 3,3 trilyona gerilemiştir. Bu ne demek? Çin milli gelirinin yaklaşık yüzde 25’i filan eder. Yine aklınızda kalsın diye söyleyeyim, Türkiye’nin resmi döviz rezervinin toplam milli gelire oranı yüzde 12’lerde filan kalıyor. Eğer Türkiye iyi durumdaysa Çin için hiç endişe etmeye gerek yok. Ama geçen hafta herkes Çin için pek endişeli gibi duruyordu doğrusu. Türkiye’de geleceğinden endişe edilmesi gereken ülkeler listesinde ilk 3 içindeydi. Bugün buradan gideyim, müsaadenizle.

    Geçen hafta, 19 Ocak günü, Uluslararası Finans Kurumu (International Insitute of Finance, IIF), 2015 yılında, gelişmekte olan ülkelerden fon çekilişinin kendi beklentilerini aştığını açıkladı. Buna göre, Çin dahil gelişmekte olan ülkelere yönelen fon akımı, 2015 yılında net 735 milyar dolar azalmıştı. 2014 yılında 114 milyar dolar olan bu azalış, 2015 yılında Amerikan ekonomisi efektif olarak krizden çıkmaya başlayınca 735 milyar dolara çıkmıştı. Nedir bu? Evde işler normale dönmeye başlayınca uluslararası fonlarda sıla hasreti ağır basar. İşte yine öyle oluyor. Amerikan ekonomisi toparlandıkça, Amerika’da getiri oranı yükseldikçe bu akış azalmaz artar.

    Ben IIF açıklamasında iki hususa dikkat çekildiğini gördüm. Bunlardan ilki Çin ile, ikincisi ise Türkiye ile alakalıydı.

    İlkinden başlayayım, müsaadenizle. Toplam 735 milyar dolarlık fon azalışının 676 milyar doları Çin kaynaklıydı. Hal böyle olunca, bir de Aralık ayında Çin Merkez Bankası 100 milyar dolarlık rezerv kaybına uğrayınca etrafı doğal olarak bir “Ren Min Bi’ye ne olur?” endişesi sardı. Ama başlangıçta not ettim, Çin’in döviz rezervi hala 3,3 trilyon dolar mertebesinde. Ayrıca Çin, kendi ekonomisini hızla yeni normalle uyumlu hale getirmeye çalışıyor. Ne yapıyor? İç tüketimi artırarak ihraç edilebilir üretim fazlasını azaltmaya çalışıyor. Çin ekonomisi bir halden ötekine geçmeye çalışıyor.

    Amerikan ekonomisi yoğun bakımdan çıkarken Çin reform sürecine hız verdi. Peki, Türkiye ne yaptı?

    IIF raporu şöyle diyor: “Cari işlemler açığı ve şirketlerinin yabancı para cinsinden borcu yüksek olan ülkeler ve ne idüğü belirsiz makro politikalar izleyen ülkeler, bu dönemde gelişmekte olan ülkelerden fon çekilişi nedeniyle en fazla baskı altında kalacaklar. Brezilya, Türkiye ve Güney Afrika bu riske en çok maruz kalacak ülkeler.” Öyle işte. Herkes Amerika ekonomisinin krizden çıkmaya başlaması ile birlikte işlerin son dönemde alıştığımız biçimde devam etmeyeceğini biliyordu. Başkaları tedbir aldı. Biz o aralar birbirimizi yemekle meşguldük. Hala da öyleyiz. Cari işlemler açığımız yüksek. Şirketlerimizin yabancı para cinsinden yükümlülükleri dünyada rekor düzeyde. Bir de bunların üzerine ne idüğü belirsiz bir makro politika çerçevemiz var.

    IIF’in net sermaye akımları ile ilgili grafiği yanda yer alıyor. 2008 krizi ertesinde, parasal genişleme başlayınca bizim gibi gelişmekte olan ülkelere yönelik fon akımları artmıştı. Net sermaye akımlarına bakınca, bizim gibi ülkelere fon girişi vardı. 2014’te bu tersine döndü. O vakit, bizim piyasalardan çıkış 100 milyar civarındaydı, 2015’te 700 milyarı aştı. IIF’in 2016 tahmini, Çin’den net fon çıkışının süreceği, bizim gibi ülkelere ise fon girişinin yeniden başlayacağı yönünde. Ne beklenir? Önce yeniden alınacak varlıkların fiyatlarının iyice ucuzlaması herhalde. Kur intibakı bir an önce tamamlanırsa yeniden girişler başlar. Hızlı kur intibakının şirket ve banka bilançolarında  yaratacağı tahribatın sınırlı kalması ya da hızla onarılması koşuluyla elbette.

    IIF notu, Türkiye için cari işlemler dengesinin milli gelir içindeki payının yüzde 5’lerde kalacağını vurguluyor. Petrol fiyatlarının düşmesinden gelen olumlu etkiyi, Rusya yaptırımlarının negatif etkisinin telafi edeceğini ve cari işlemler dengesinde bir düzelme beklenmediğinin altını çiziyor. Nedir bu? Yüzde 3’lerde büyüme, yüzde 5’lerde cari işlemler açığıdır. Nedir? Ortalamanın altında bir büyüme ve ortalamanın üzerinde bir cari işlemler açığını aynı anda taşımaya başlıyoruz. Türkiye, makro politikalar açısından zor bir döneme giriyor doğrusu.

    Peki, Türkiye bu döneme nasıl giriyor? Mesela en basitinden Orta Vadeli Program (OVP) uygulamasını katletmiş olarak giriyor. Türkiye, 2005 yılından beri 10 adet OVP yayımladı. Üstelik bunların 6 tanesini yasal olarak belirlenmiş sürecin bitiminden sonra yayımladı. Böyle ciddiyetsiz bir uygulama, “Kamu mali yönetim aracı olarak benim OVP’min değeri solda sıfırdır” diye ilan vermek gibidir. OVP, kamu mali yönetim aracı olarak kullanıldığı normal ülkelerde Nisan aylarında yayımlanıyor, kamuda politika koordinasyonuna hizmet ediyor. Türkiye’de ise yayımlanırsa Eylül’de yayımlanıyor. Zaten bir manası yok yani. Amaç OVP’nin yayımlanması filan değil, bir kamu mali yönetim aracı olarak işe yaraması. Bizimki yaramıyor.

    Dünya bir halden başka bir hale geçiyor. Başkaları tedbir alırken bizim aynı dönemde eskiden kalma kazanımları harcıyor olmamız, en hafif deyimiyle üzüntü vericidir. Halbuki Çin’e zaten bir şey olmaz, bize olur.

    Türkiye, artık eldekini korumak için ciddi çaba harcama dönemindedir. Şimdi bu noktada, ben etrafta, “ama o raporun beklentileri yanlış” diye bir vurgu duyuyorum. Bu manalı mıdır? Hayır. Ayinesi iştir kişinin lafa bakılmaz.

     

    Şekil 1: Çin ve diğer gelişmekte olan ülkelerde net sermaye akışları (2000-2016), milyar USD

    Kaynak: IIF

    Bu köşe yazısı 25.01.2016 tarihinde Dünya Gazetesi'nde yayımlandı.