Arşiv

  • Kasım 2020 (13)
  • Ekim 2020 (13)
  • Eylül 2020 (16)
  • Ağustos 2020 (13)
  • Temmuz 2020 (16)
  • Haziran 2020 (25)
  • Mayıs 2020 (22)
  • Nisan 2020 (25)
  • Mart 2020 (17)
  • Şubat 2020 (21)
  • Ocak 2020 (26)
  • Aralık 2019 (23)

    Durum değerlendirmesi

    Fatih Özatay, Dr.17 Şubat 2016 - Okunma Sayısı: 1322

    Ekonomideki gidişata ilişkin önemli istatistikler açıklandı son günlerde. Bugün bu verileri topluca değerlendirmek istiyorum.

    Sanayi üretiminin yılın son çeyreğinde belirgin biçimde artması, 2015 GSYH büyümesinin tahmin edilenden yüksek çıkacağı beklentisi oluşturdu. Son üç yılın sanayi üretimi artış oranları (yüzde olarak) şöyle: 2013:  3,1; 2014: 3,6 ve 2015: 3,2. GSYH büyümesi ise daha farklı seyretti. Dönemin en düşük GSYH büyümesi en yüksek sanayi üretimini gözlendiği 2014’te: Yüzde 2,9. En düşük sanayi üretiminin gerçekleştiği 2013’te ise GSYH yüzde 4,2 oranında arttı.

    Altın ve enerji dışı ithalatı da GSYH büyümesi hakkında önemli fikir veriyor. Son zamanlarda yaptığım gibi euro-dolar kurundaki oynamalardan arındırarak inceliyorum bu veriyi. Durum şöyle: 2014’te yüzde 0,1 oranında azalmış altın ve enerji dışı ithalat. 2015’te yine düşüyor ama biraz daha fazla: Yüzde 0,6.

    Altın dışı ihracat gelişmelerini de sabit euro-dolar kuru ile incelemek gerekiyor. Bu durumda 2015 yılında Avrupa’ya olan ihracatımızın arttığı hemen görülüyor. Buna karşılık, dolar karşılığı yaptığımız ihracat azalıyor. Bu iki ters etkiden ikincisi ağır bastı ve sonuçta toplam ihracatımız yüzde 3,6 oranında düştü. Oysa 2014 yılında toplam ihracatımız yüzde 4 oranında artmıştı.

    Büyümeyi etkileyen unsurlardan biri de kredi gelişmeleri. Toplam kredi stokunun büyümesi açısından 2015 yılı 2014’ten çok farklı değil. Kamu harcamalarının büyümeye katkısı açısından bakıldığında ise kamunun tüketim harcamalarının 2014 ve 2015 yıllarının ilk üç çeyreklerinde aynı katkıyı verdikleri görülüyor. Buna karşılık kamu yatırım harcamalarının 2015’te katkısı biraz daha yüksek.

    Bütün bunları alt alta topladığınızda 2015 büyümesinin 2014’teki düzeyinden çok farklı olmaması gerekir gibi bir izlenim ortaya çıkıyor. Ama öyle değil. Görünen o ki 2015 büyümesi bir yıl önce yapılan ve genellikle yüzde 3 ve biraz altında yoğunlaşan tahminlerin üzerinde gerçekleşecek.

    Peki, 2015 büyümesinde gözlenecek yükseliş 2016’ta kalıcı olur mu? Ekonomi dışında yaşadıklarımız dikkate alındığında, özellikle savaş sözcüğünün bu kadar çok gündemde olduğu bir ortamda, son 60 yıllık ortalamamızın oldukça altında kalacak olan 2015’teki büyüme oranını aramamız kuvvetli ihtimal. Türkiye bir maceraya girmeden bu belirsizlik ortadan kalksa bile büyüme oranını aşağıya çekecek önemli gelişmeler var ufukta.

    Bunların başında bankacılık sektörümüzün geçen yıllardaki kadar dış kaynak bulamayacağı gerçeği. Son yıllardaki kredi genişlemesinin yurtiçi mevduat artışının üzerinde gerçekleştiği dikkate alındığında, bu olası gelişme kredi arzını olumsuz etkileyecek. Elbette bu tahminin arkasında yatan temel unsurlardan biri ABD Merkez Bankası’nın faiz artırım sürecine girmiş olması. Ama başka nedenler de var. Son zamanlarda Avrupa bankacılık sisteminin önemli sorunlar ile karşı karşıya olduğu izlenimi arttı mesela.

    Dış gelişmelere bağlı olarak, zaten uzunca bir süredir cari işleler açığımızın gerektirdiği dış finansmanı bulamıyoruz. Bu nedenle Merkez Bankası’nın döviz rezervleri azalıyor. Yukarıda değindiğim ortamda 2015’tekinden daha fazla bir dış kaynak girişi beklememek gerekir.

    Bir de büyümenin ‘kalitesi’ meselesi var. Uzunca bir süredir üzerinde duruyorum. Özel sektör yatırım harcamaları 2012-2015 döneminde 2011’de ulaştığı düzeyin altında kaldı. Öte yandan bu dönemde doğrudan yabancı sermaye girişinde de azalma oldu. Bunlar, gelecek yılların büyümesi açısından iyi bir gelişme değil. İçinde bulunduğumuz ortamda (demokrasi, hukukun üstünlüğü, dış politika…) yatırımlarda olumlu yönde önemli bir gelişme olması düşük ihtimal.

    Bu köşe yazısı 17.02.2016 tarihinde Dünya Gazetesi'nde yayımlandı.

    Yazdır