Arşiv

  • Eylül 2020 (16)
  • Ağustos 2020 (13)
  • Temmuz 2020 (16)
  • Haziran 2020 (25)
  • Mayıs 2020 (22)
  • Nisan 2020 (25)
  • Mart 2020 (17)
  • Şubat 2020 (21)
  • Ocak 2020 (26)
  • Aralık 2019 (23)
  • Kasım 2019 (12)
  • Ekim 2019 (13)

    Etiketler

    Suriye iç savaşı ve ‘zafer’

    Nihat Ali Özcan, Dr.04 Mart 2016 - Okunma Sayısı: 1372

    İstatistikler son yirmi beş yılda devletler arası savaşların tarihte hiç olmadığı kadar azaldığını gösteriyor. Buna karşılık devlet dışı aktörlerin kendi aralarında veya bir devletle savaşlarının sayısı ise üç yüzden fazla. Libya, Afganistan, Yemen ve Suriye’de devam edenler gibi.  

    Bu savaşların diğerlerinden farklı yönleri var. En başta hemen bitmiyor ve uzun sürüyor. On yıllar boyunca devam edenleri var. Savaşlar sivillerin gündelik yaşamı içinde cereyan ediyor ve insani dramlara neden oluyor. Vicdanlarda büyük yaralar açıyor. Savaşın kesin cephesinin, kurallarının olmaması ise şoklar ve sürprizler anlamına geliyor.

    Bu özellikler nedeniyle ABD bile “zafer” umudunu yitiriyor. Trilyon dolarlar harcamasına rağmen ufukta “zafer” görünmüyor. Tıpkı Irak ve Afganistan’da olduğu gibi.

    ABD, Irak ve Suriye’de IŞİD sorununun etrafından dolanıyor, müdahil olmak istemiyor. Obama’nın, 28 Mayıs 2014’te, ABD Harp Okulu’ndan mezun olan teğmenlere yaptığı konuşma halen geçerliliğini koruyor. Mealen, 2.5 milyon Amerikalı askerin Irak ve Afganistan’da görev yaptığını söyledi. Yeni mezun teğmenlere bir daha benzer görevlere gitmeyecekleri sözünü verdi ve bugüne kadar da sözüne sadık kalmayı başardı.

    Ancak, küresel güç olmanın bir bedeli vardı ve bunu sürdürmek için sahayı şekillendirecek çözümleri üretmek ve bunu iç kamuoyuna kabul ettirmek gerekiyordu. Bu bağlamda Vietnam hezimetinin ardından mecburi askerliği kaldırarak profesyonel orduya geçti.

    ABD bu gün de doğrudan savaşa müdahil olmak istemiyor. Ancak Rusya ile rekabet, kimyasal silahların yayılmasının önlenmesi, “terörizmle mücadele” gibi, küresel aktör olarak ilgilenmesi gereken konular var.

    Bu çerçevede karadan askeri harekât yapmak yerine, örtülü operasyon kapasitesine sahip CIA ve Özel Kuvvetler’i devreye sokuyor.  Bazen tek başına, bazen müttefikleriyle Suriye ve komşu ülkelerde örtülü operasyon yürütüyor.

    PKK/PYD örneğinde olduğu gibi eğitim veriyor, silahlandırıyor. Hatta Türkiye ile olduğu gibi, müttefikleriyle politik krizleri bile göze alıp, kendi hedeflerini bu grupların hedefleriyle uyumlaştırarak cepheye sürüyor.            

    Bugün Suriye ordulardan çok istihbaratçıların savaş alanına döndü. Yerkürede metrekareye en fazla istihbaratçının düştüğü bölge Suriye ve çevresindeki ülkeler. Sıradan bir sınır kasabasında bile her dilden, renkten, kültürden, kapasiteden istihbaratçıya rastlamak mümkün.

    Bu istihbaratçılar sadece hedef ülkeleri değil, dostlarını da izliyorlar. Şimdiden sayıları yüzü geçmiş bulunan “muhalif gruplarla” iş tutmak, doğrudan savaşmak yerine müsait grupları kiralamakla meşguller. Üzerlerinde üniformaları yok ama ceplerinde para, yüklerinde silah, ellerinde harita, dillerinde ise geleceğe dair politik vaatleri var.

    Bu köşe yazısı 04.03.2016 tarihinde Milliyet Gazetesi'nde yayımlandı.

    Etiketler: Suriye, Savaş, ABD, Irak, Terör,
    Yazdır