Arşiv

  • Haziran 2020 (4)
  • Mayıs 2020 (22)
  • Nisan 2020 (25)
  • Mart 2020 (17)
  • Şubat 2020 (21)
  • Ocak 2020 (26)
  • Aralık 2019 (23)
  • Kasım 2019 (12)
  • Ekim 2019 (13)
  • Eylül 2019 (15)
  • Ağustos 2019 (12)
  • Temmuz 2019 (11)

    Etiketler

    Erken seçim neden çözüm değildir

    Güven Sak, Dr.01 Mayıs 2007 - Okunma Sayısı: 1459

     

    Cuma günkü yazımıza, "Akıldışının bayram haftası kutlamalarla başladı" diyerek başlamıştık. Ama doğrusu ya, işin buraya geleceğini beklemiyorduk. Her ne kadar bir askeri darbenin hemen ardından doğup, bugüne kadar bir adet normal, iki adet de postmodern darbeyle, birkaç yarım kalmış darbe girişimi görmüş olsak da bir daha aynı durumla karşılaşabileceğimizi hiç düşünmemiştik. Ama Genelkurmay'ın cuma günkü gece yarısı açıklamasıyla birlikte bayram kutlamalarına katılması, doğrusu ya ortadaki, arınç arınç kokan manzaraya gümüşten bir tüy dikmiş oldu. Doğrusu ortadaki manzaranın buram buram arınçlığını göstermek için öyle bir nişana ihtiyaç yoktu. Olup bitenlerin saçmalığı, ortalığı saran kokudan, zaten ayan beyan ortadaydı.

    Yöneticilerimizin, ideolojik bir transın etkisi altında, gerçeklikle bağlarını kopardıkları apaçık belliydi. Endişe, 14 Nisan'da zaten sokaklara taşmıştı. Endişenin üniforma giyenlerle sınırlı olmadığı görülebiliyordu. Ama üniforma giyenler her zamanki gibi giymeyenlerin sağduyusuna ve de becerisine güvenemediler. O zaman olan oldu. Oldu da yazık oldu.

    Şimdi zaman yarayı onarma zamanı olmalı herhalde. Hafta sonu herkesin aklına erken seçim önerisi geldi. Bir şeyi çözeceği için değil, herkese zaman kazandıracağı için hemen seçim isteniyor. Bize kalırsa, erken seçimin çözebileceği bir sorun yoktur. Bu seçim kanunu, bu siyasi partiler yasası, bu seçim barajları ve de bu siyasi partilerle gidilecek bir seçimin bugünkünden daha farklı bir resim çıkarmasını beklememek gerekir. Erken seçim olsa olsa bugünkü problemleri öteleyecektir, olası kazaları önlemeyecektir. Kazanılacak zaman olsa olsa bir altı ay olacaktır.  Türkiye'nin problemi seçimlerin bir an önce yapılması değildir. Türkiye'nin problemi, ülkeyi ortadan ikiye bölen kamplaşma havasının süratle dağıtılmasıdır. Genelkurmay bildirisi, bir sebep değil, o kamplaşma havasının bir sonucu olarak görülmelidir. Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM), bir bütün olarak, cumhurbaşkanlığı seçimi sürecini yanlış yönetmiştir. El birliği ile uzlaşma noktaları aramak yerine, çatışma noktaları özenle belirgin hale getirilmiştir.

    Türkiye'nin problemi siyasettendir. Siyasetimiz, kendi çıkardığı problemlere, kendi içinde çözüm üretememektedir. Vatandaşların gelecekleri ile son derece içten ve kendilerine göre son derece, ciddi endişeleri, TBMM'de onların vekilleri arasında hiçbir yankı yaratmamaktadır. Dolayısıyla siyasi sistemimizin kurumsal altyapısında ciddi bir problem vardır. Bu çerçevede, seçim kanunu, siyasi partiler yasası, seçim barajları süratle gözden geçirilmelidir. Ekonomimiz hızla rekabete açılırken tekeller ortadan kalkarken siyasi sistemimizdeki, özellikle parti içindeki "rekabet dışı" uygulamalar gittikçe ironik hale gelmektedir. Milletvekillerini, parti içinde güçlendirecek, bir yeni siyasi sistem tasarımına acil ihtiyaç vardır.

    Peki ama bu, bugünkü sorunun çözümü müdür? Evet. Bu musibet, demokrasimizin kurumsal altyapısını güçlendirmek, kalitesini artırmak için bir fırsat olarak kullanılmalıdır. Ancak bir yeni başlangıç, yüzümüzdeki karayı silebilir.

    Peki, kısa vadede ne olacaktır? Yapılması gereken nedir? Yapılması gereken, öncelikle anayasal sürecin işlemesine izin vermektir. Anayasa Mahkemesi kararının bugünkü kilitlenmeyi açıp açamayacağına bakılmalıdır. Yüce Mahkeme üç tür karar verebilir: Ya kendisini görevsiz addeder. Bu durumda kriz derinleşir.

    "Olmaz olmaz deme, olmaz olmaz" durumu belirginleşir. Ya TBMM'de cuma günü yapılan oturumu, 367 üyenin katılımı olmadığı için yok farz eder. Bu durumda, oylamalar yeniden başlar. 367 üye katılmazsa, cumhurbaşkanı seçilemez. Katılırsa seçilir. Seçilmezse TBMM fesholur, seçime gidilir. Kriz ötelenir. Seçilirse, kriz hemen derinleşir. "Olmaz olmaz deme, olmaz olmaz" durumu belirginleşir. Ya da Yüce Mahkeme ilk oturuma 367 üye katılmadığı için ilk turun gerçekleşmediğine, ikinci tura da geçilemeyeceğine, TBMM'nin cumhurbaşkanı seçemediğine karar verecektir. Bu durumda, TBMM fesholunacak, seçimlere gidilecektir. Kriz biraz daha ötelenecektir.

    Bu arada, yapılması gereken, Sayın Erdoğan ve Sayın Baykal'ın epeydir hiç yapmadıkları bir şeyi yapmaları ve bir araya gelmeleridir. Bizi dünyanın dört bir yanında el âleme rezil ettiklerini, bizim ceplerimiz üzerinden çekiştiklerini bir an önce hatırlamaları gerekmektedir. Yoksa bu süreç hiçbirine fayda sağlamayacaktır. Zaman ilk fedakârlığı kimin yapacağının önemli olduğu bir zamandır. Hepimizin beklentisi bir fedakârlık yarışı olmalıdır. Olmazsa, memleketi elbirliğiyle 1980 öncesine taşımış olacaklardır.

    Bakalım ne olacak? Bilemeyiz. Söyleyebileceğimiz bir şey de yoktur.

    Ama hükümetimizin değerli üyelerine ve AKP yöneticilerine Buhari'den bir hadisi, bugünlerde yeniden okumayı şiddetle tavsiye ederiz:

    Peygamberimize sohbet esnasında sorarlar: "Kıyamet ne zaman kopacak?" Peygamber efendimiz, "Emanet zayi edildiği vakit, kıyameti bekleyin" der. Bunun üzerine soruyu soran bir ikinci soru sorar: "Emanet nasıl kaybedilir?"  Hazreti Muhammed, bunun üzerine, "İş, ehil olmayana teslim edildiği vakit, kıyameti bekleyin" der.

    Memleketin durumuna bakıldığında, emanetin, ehil ellerde olmadığı açıklıkla görülmektedir.

     

    Bu köşe yazısı 01.05.2007 tarihinde Referans Gazetesi'nde yayınlanmıştır.

    Etiketler:
    Yazdır