Arşiv

  • Eylül 2019 (10)
  • Ağustos 2019 (12)
  • Temmuz 2019 (11)
  • Haziran 2019 (12)
  • Mayıs 2019 (14)
  • Nisan 2019 (13)
  • Mart 2019 (14)
  • Şubat 2019 (13)
  • Ocak 2019 (17)
  • Aralık 2018 (14)
  • Kasım 2018 (14)
  • Ekim 2018 (17)

    Etiketler

    6 milyar eurodan çok daha değerli

    Fatih Özatay, Dr.16 Mart 2016 - Okunma Sayısı: 1760

    Türkiye ile Avrupa Birliği (AB) arasında Suriyeli mültecilere ilişkin görüşmeler sürüyor. AB tarafının öncülüğünü Almanya’nın yaptığı görüşmelerin önemli maddelerinden biri Türkiye’de kalacak mültecilere harcanmak üzere AB’den alınacak parasal yardım. Basındaki haberlere göre daha önce sözü edilen üç milyar euroluk yardımın altı milyar euroya yükseltilmesini teklif etmiş Türkiye.

    Altı milyar euro Türkiye’nin bir yıllık milli gelirinin yüzde 1’i bile değil. Sayısı üç milyona yaklaşan mültecilerin önemli bir kısmının okul yaşındaki çocuklar olduğunu dikkate alın. Bu çocuklara Türkiye’de kalacakları uzunca bir süre için eğitim verilmesi gerektiğini de yazın bir kenara. Altı milyar euronun (AB kabul ederse) birkaç yıla yayılarak ödeneceğini düşünün. Bu çocukların salt eğitim masrafları için bile bu yardımın ne kadar düşük kalacağı hemen anlaşılır.

    Oysa çalışma yaşındaki Suriyeli mültecilere, Türkiye Cumhuriyet vatandaşı işsizlere ve her yıl işsiz ordusuna katılanlara iş bulmak üzere Almanya’dan alacağı önemli dersler var Türkiye’nin. Almanya, küresel krize ve onu takip eden AB’deki krize rağmen işsizlik oranını önemli ölçüde düşürmeyi başardı. Birkaç rakam: Almanya’nın küresel krizden önceki üç yılda (2005-2007) ortalama işsizlik oranı yüzde 9,9. 2012-2015 döneminde bu oran yüzde 5,1’e düşüyor. İtiraf edeyim, acaba bir yanlışlık mı var diye defalarca baktım rakamlara. Hayır, yok; 4,5 puan düşürmüşler küresel krizden önceki işsizlik oranını.

    Oysa aynı dönemde AB’nin bir diğer büyüğü Fransa’da benzer bir gelişme gözlenmiyor: 2005-2007 döneminin işsizlik oranı ortalaması yüzde 8,6 iken, Almanya’nın tam tersine 2012-2015 döneminde ortalama işsizlik oranı yüzde 10,1’ yükseliyor. Bırakın Fransa’yı, tüm gelişmiş ülkelere bakınca da benzer bir farklılık hemen saptanıyor. Gelişmiş ülkeler içinde küresel krizden sonra, kriz öncesine kıyasla işsizlik oranını düşüren ülke sayısı çok az. Ancak bu ülkelerdeki işsizlik oranı düşüşü çok sınırlı. Mesela Japonya’da 2005-2007 arasında ortalama işsizlik oranı düzeyi 4,1 iken 2012-2015 dönemi ortalaması yüzde 3,9 oluyor.

    Dün Türkiye’nin aralık dönemi işsizlik oranı açıklandı. 2005-2007 döneminde işsizlik oranının ortalaması yüzde 9,3 düzeyindeydi. 2012-2015 ortalaması da benzer: Yüzde 9,4. Ancak son 1,5 yıllık dönemi ele alırsanız bu oran yükseliyor; yüzde 10,3 oluyor. Uzunca bir süre ülkemizde misafir edeceğimiz anlaşılan ve belki de bir süre sonra misafir statüsünden çıkıp ‘yerleşik’ hale gelecek Suriyeli kardeşlerimizin de işgücüne katılacağı (zaten katılmaya başladılar) dikkate alındığında yüzde 10 civarındaki bir işsizlik oranını bile mumla arar duruma gelebiliriz ileride. Bu karamsar tahminimin ne ölçüde gerçekçi olduğunu ölçmeye çalışırken, lütfen son dört yılın her birinde özel kesimin yaptığı (enflasyondan arındırılmış) yatırım harcamalarının 2011’deki düzeyinin altında kaldığını unutmayın.

    Uzun lafın kısası şu: Almanya’nın işgücü piyasasında yaptığı reformları bize öğretmesini, öğretmekle kalmayıp benzeri reformların hayata geçirilmesinde bize yardımcı olmasını istemek altı milyar euro pazarlığından çok daha önemli değil mi?

    Bu köşe yazısı 16.03.2016 tarihinde Dünya Gazetesi'nde yayımlandı.