Arşiv

  • Ekim 2022 (2)
  • Eylül 2022 (11)
  • Ağustos 2022 (11)
  • Temmuz 2022 (9)
  • Haziran 2022 (10)
  • Mayıs 2022 (10)
  • Nisan 2022 (12)
  • Mart 2022 (13)
  • Şubat 2022 (9)
  • Ocak 2022 (9)
  • Aralık 2021 (13)
  • Kasım 2021 (11)

    Büyüme yeniden hızlanıyor. Ya sonrası?

    Fatih Özatay, Dr.04 Ocak 2007 - Okunma Sayısı: 1378

     

    Güven ortamının devamı büyüme hızımızın düşmemesi için yaşamsal bir önem taşıyor. Bu ortamı sürdürmenin yolu hem mevcut ekonomik programı sürdürmekten geçiyor hem de iç siyaseti germemekten. Bu belirtilen iki koşul elbette her ekonomi için geçerli. Ama özellikle borcu yüksek olan ülkeler için daha bir geçerli. Çünkü hem yüksek borcu yaratan vaktiyle uygulanan kötü politikaların verdiği inanılmaz tahribat nedeniyle bu tip ülkeler kırılgan, hem de yüksek borcun bizatihi kendisi nedeniyle.

    Bu kırılganlıklar ne yazık ki kısa sürede tehlikesiz boyutlara çekilemiyor. Uzun bir uğraş gerektiriyor kırılganlıklarla mücadele. Oysa bu süreçte her şey olduğu gibi kalmıyor; dış ve iç koşullar şu ya da bu yönde değişebiliyor. Olumsuz gelişmeler olursa dış koşullarda, bu tür ekonomiler sanki 'eski kötü günlere' dönüyormuş izlenimi veren gelişmelere sahne oluyor. Bazen 'biz bu filmi daha önce de görmüştük' izlenimini veren ne yazık ki bu ülkelerin kontrolü altında olması gereken unsurlardaki olumsuz gelişmeler oluyor, dış gelişmeler değil.

    Son beş yılda Türkiye ekonomisi için defalarca kanıtlandı bu ileri sürdüklerim. Aralık ayının ikinci yarısında yazdığım bir dizi yazıda değindim: Dış koşullarda mayıs ayından itibaren gözlenen olumsuz gelişmeler daha önce de yaşandı. O dönemde de büyüme hızında yavaşlama saptandı. Ancak daha sonraki dönemlerde büyüme hızımız rekor kırdı. Dış koşullarda oluşan olumsuzluklara bağlı olarak gözlenen yavaşlama geçici oldu, çünkü içeride güven ortamı vardı. Uygulanan program ve iç siyasette gerginliğin olmaması bizim yüksek hızla büyümemizi sağladı. Zira hem tüketim, hem de yatırımlar oluşan güven ortamına bağlı olarak artmayı sürdürdüler.

    Büyüme hızında son beş yılda defalarca tanık olduğumuz hareket tarzının benzeri bugünlerde de yaşanıyor. 2006'nın üçüncü çeyreğinde oldukça düşük bir düzeyde gerçekleşti büyüme hızımız. Neydi arkasındaki nedenler? Mayıs ayından başlayarak faiz ve kur sıçramasını oluşturan nedenler nelerse onlar:

    Dış: Uluslararası piyasalarda çalkantıya yol açan ve yabancı yatırımcıların 'bizim gibi ülkelere' gelme iştahlarını azaltan gelişmeler. Özellikle Amerikan Merkez Bankası'nın faiz artırımlarını sürdürmesi ve ABD ekonomisinde olası olumsuz gelişmelerin kapıda olduğuna dair beklentiler. İç: Merkez Bankası'na başkan atama sürecinin anlamsız biçimde yanlış yönetilmesi ve Danıştay saldırıları etrafında gerginleşen siyaset.

    Yeri gelmişken uzun bir parantez açayım: Her şeyi yerli yerine oturtmakta fayda var. Merkez Bankası'na başkan atanması sürecinin önemi şuradan kaynaklanıyor: Uygulanan program çerçevesinde para politikası uygulaması açısından bağımsızlaştırıldı bu kurum. Yukarıda ilk paragrafta belirttiğim ekonomimize yıllarca verilen 'inanılmaz tahribatın' nedenlerinden birisi de para politikasının bu saçmasapan politikalara alet edilmesiydi. Bu anlamda Merkez Bankası bağımsızlığı 'artık tövbe edildiğinin' en önemli göstergesiydi. Atama süreci 'tövbe bozuluyor mu?' kuşkusunu yarattı. Uygulanan programın özü yoksa özümsenmemiş miydi? İlk fırsatta geçmişe mi dönecektik? Başkan adayı olarak adı geçen ya da atanan kişiler değildi sorun. Verilen (kafa karıştırıcı) sinyaldi.

    Üçüncü çeyrekteki düşük büyüme hızının kalıcı olmayabileceği yönünde çok sayıda belirti ortaya çıktı son haftalarda. Merkez Bankası'nın 28 Aralık günü yayımladığı rapor (Para Politikası Kurulu Değerlendirmeleri Özeti) bu belirtileri net ve ikna edici biçimde sıralıyor. Bu belirtilerin gösterdiği doğrultuda hareket etmesi için büyüme hızının, dışsal koşullarda olumsuz bir değişiklik olmaması gerekiyor. Oysa özellikle iç koşullarda olumsuz gelişmeler olabilir ve güven ortamı yara alabilir.

    Başka ne diyebiliriz ki? Aman dikkat.

    Bu yazı 04.01.2007 tarihinde Radikal Gazetesi'nde yayınlanmıştır.

    Etiketler:
    Yazdır