Arşiv

  • Aralık 2020 (3)
  • Kasım 2020 (13)
  • Ekim 2020 (13)
  • Eylül 2020 (16)
  • Ağustos 2020 (13)
  • Temmuz 2020 (16)
  • Haziran 2020 (25)
  • Mayıs 2020 (22)
  • Nisan 2020 (25)
  • Mart 2020 (17)
  • Şubat 2020 (21)
  • Ocak 2020 (26)

    Oyunun kuralı

    Fatih Özatay, Dr.06 Nisan 2016 - Okunma Sayısı: 1893

    Bir dostum geçenlerde bitmek üzere olan bir siteden daire almış. Zeminin iki kat üstündeki daireyi eşiyle gezmişler. Site, yakındaki evlerin belirgin biçimde üzerindeki bir tepedeymiş. Dairenin bir cephesinin camlarından dışarı bakınca Ankara’da artık ne kadar görülebiliyorsa o kadar ‘manzara’ görülüyormuş. Daha doğrusu, arkadaşımın deyişiyle olumsuz bir manzara, yani karşıda apartmanlar, çatılar falan görünmüyormuş. Daireyi beğenmişler ve kaparo yatırmışlar. Ayrılırken sitenin çevresini son bir kez kontrol etmek istemişler. Dairenin baktığı ‘Ankara manzaralı’ tarafta bir tur atmışlar. Dairenin seviyesinden yaklaşık altı kat aşağıda siteyi inşa eden şirket yoğun bir ağaç dikme faaliyeti yürütüyormuş. Bir kez daha ne kadar doğru karar verdiklerini düşünmüşler. O altı kat aşağının, eğim nedeniyle daha da atında, yani daireden yaklaşık sekiz kat aşağıda bahçe içinde her biri iki kat yüksekliğinde daha önce yapılmış çok sayıda evin yer aldığı birkaç site varmış. Ancak o sitelerin arasında satın aldıkları dairenin penceresinden daha önce gördükleri bir arsa tekrar dikkatlerini çekmiş. Satın aldıkları dairenin tam önüne düşmese de çaprazındaymış sekiz kat aşağıdaki arsa.

    Daha önce sitenin çevresindeki imar planını sorup, iki kat yüksekliğinde bahçeli evlere izin olduğunu, ‘mevcut’ plana göre daha yüksek bir yapı yapılamayacağı yanıtını almışlarmış. Ancak daha önce pencereden de gördükleri boş arsanın yanına gidince gökdelen inşa edilebilecek boyutta olabileceği ihtimali içlerine kurt düşürmüş. Dönüp satış temsilcisine tekrar sormuşlar: “Emin misiniz sekiz kat aşağıdaki arazide en fazla iki kat inşaata izin verildiğine?” Satış temsilcisi tekrar imar planını hatırlatmış. “Ama burası Türkiye” demeyi de ihmal etmemiş. Bizimkiler mevcut imar planına ve etraftaki benzer arsalarda hep iki katlı evler olmasına karşın ‘riske’ girdiklerini düşünmüşler. Yine de “hayırlısı olsun” demişler.

    Ne diyelim; evet, “hayırlısı neyse o olsun”. İyi de gelin bu cümleyi Türkiye’de yatırım (fiziki yatırım, finansal ürünlere yatırım değil) yapabilecek yabancılara anlamlı bir şekilde tercüme edin. Hadi tercüme ettiniz; nasıl anlatacaksınız? En basitinden “nasıl yani, sizin ülkede oyunun kuralları ikide bir değişiyor mu” diye sormazlar mı? Sahi, bir düşünsenize; şampiyonluğa aday bir takımla düşme hattındaki bir takım çok önemli bir futbol maçı yapıyorlar. Düşme hattındaki maçı kazanırsa o sezon lige tutunacak; düşmeyecek. Şampiyonluğa oynayana beraberlik yetiyor. Maçın son dakikası ve durum 0-0. Düşme hattındaki takım için mucize gerçekleşiyor ve penaltı kazanıyor. Ama o ne? Hakem kazanılan penaltının atış yerini değiştiriyor; penaltı noktasını orta çizgiye taşıyor! Elbette mikrofon ve kulaklık sistemi ile federasyon temsilcisi ve diğer hakemlerle görüş birliği içinde yapıyor bu işi. Federasyon temsilcisi ise zaten federasyondan onayı anında almış. Her şey yasal, oyunun kuralları “kanun hâkimiyeti” altında değişiyor anlayacağınız.

    Geçen perşembe 2015 yılının son çeyreğine ve dolayısıyla tüm yıla ilişkin milli gelir rakamlarını öğrendik. Uzun bir aradan sonra özel yatırım harcamaları bir yıl öncesine kıyasla sınırlı ölçüde de olsa arttı. Ancak defalarca bu köşeye taşıdığım olumsuzluk devam etti: 2012, 2013 ve 2014 yılının her birinde olduğu gibi 2015 yılında da özel yatırım harcamaları 2011 yılında ulaşılan düzeyin altında kaldı. Türkçesi; 2011 yılından bu yana özel yatırım harcamalarında bir artış yok.

    Şimdi soru şu: Sözünü ettiğim dostum daire satın alırken, neden faiz haddinin düzeyine takılmamış da oyunun kuralının değişip değişmeyeceğini onca dert etmiş?

    Bu köşe yazısı 06.04.2016 tarihinde Dünya Gazetesi'nde yayımlandı.

    Etiketler: Ekonomi, Milli Gelir, Refah,
    Yazdır