Arşiv

  • Mayıs 2020 (22)
  • Nisan 2020 (25)
  • Mart 2020 (17)
  • Şubat 2020 (21)
  • Ocak 2020 (26)
  • Aralık 2019 (23)
  • Kasım 2019 (12)
  • Ekim 2019 (13)
  • Eylül 2019 (15)
  • Ağustos 2019 (12)
  • Temmuz 2019 (11)
  • Haziran 2019 (12)

    Etiketler

    Fouad Ajami'ye göre Irak'tan umut kesmek yersiz

    Güven Sak, Dr.28 Nisan 2007 - Okunma Sayısı: 1796

     

    Fouad Ajami, Lübnan asıllı bir Amerikalı Şii. Ailesi 19. yüzyılda İran'dan Lübnan'a göç etmiş. İşte o nedenle Acem diyarından geldiği için soyadı Ajami (Acemi). ABD'nin saygın üniversitelerinden Johns Hopkins'te uluslararası ilişkiler profesörü. Ortadoğu uzmanı. Baştan beri ABD'nin Saddam Hüseyin'i devirmek üzere Irak'a müdahale etmesi gerektiğini belirtmiş ve hâlâ da aynı görüşte. Ve Irak'taki ABD işgalinin dördüncü yılında, Irak sokakları ABD karşıtı göstericilerle dolarken o hâlâ Irak'ın geleceğinden umutlu. Acemi, Arap mahallesini herkese tanıtmaya yönelik, son derece malumat dolu kitaplarından sonra altıncı kitabını 2006 yılında yayımladı. Kitap, ABD işgali sonrası, Irak gezilerinin izlenimlerini içeriyor. Yabancının Hediyesi: Amerikalılar, Araplar ve Iraktaki Iraklılar (The Foreigner's Gift: The Americans, The Arabs and The Iraqis in Iraq, Free Press: NY).  Bakın, bu kitap okudukça bize neler düşündürdü?

    Irak'ı anlamak zorundayız

    Irak söz konusu olduğunda bizler Türkiye'de aslında hiç mi hiç Irak'ı tartışmıyoruz. Iraklılar için Irak'la pek fazla ilgilenmiyoruz. Halbuki Türkiye için Irak'ı sağlıklı bir biçimde düşünebilmek için bile öncelikle Iraklılar için Irak'ı anlamak zorundayız. Kitabın alt başlığında dendiği gibi öncelikle "Irak'taki Iraklılar"ı anlamak durumundayız. Irak'ın yalnızca kuzeyi ile sınırlı bir Irak ilgisine sahip olarak, Irak'ın bir arada nasıl tutulabileceğini tartışmak herhalde mümkün değil. Bu tespit, bu tür bir kitabı okumaya daha başlarken akılda tutulması gereken ilk nokta.

    İkinci nokta, aslında, birincinin devamı niteliğinde: Irak'ta ne olup bittiğini daha iyi anlamak için Acemi'nin pek güzel anlattığı Iraklı Şiileri ve onların tarihini de iyi kavramak durumundayız. Bugün Irak'ta Saddam Hüseyin ve etrafındaki Sünni Arap Tikrit klanı iktidarı kaybetmiş olabilir. Ama ortada yüzyıllar sonra kafasını ancak ABD müdahalesi ile kaldırabilmiş Iraklı Şiiler de var. Iraklı Şiiler demek, Arap Şiiler demek, Acem Şiilerinden farklı bir toplum söz konusu. Aralarında İran'la işbirliği yapanlar olduğu gibi, böyle bir işbirliğine yanaşmayanlar da var. Iraklı Şiilerin bu son dönemdeki karmaşık ruh haline bakmadan Irak'ta ne olup bittiğini tam olarak kavrayabilmek mümkün mü? Irak'ta ABD işgali ile birlikte kazananlar ve kaybedenler var. Kazananlar Şii Araplar ile Kürtler, kaybedenler ise Sünni Araplar. Acemi'ye göre Arap dünyasında ABD'nin Irak işgaline mesafeli bir tavır takınılmasının arkasında esas olarak bu Şii canlanışı yatıyor.

    Üçüncü nokta, tam da bu kazananlar ve kaybedenler ayrımının ilham ettiği bir hata. Mesele öyle tartışılıyor ki, sanki eski Osmanlı vilayeti Basra'da Şiiler, Musul'da Kürtler ve de Bağdat'ta ise Sünni Araplar var. Halbuki gerçek böyle değil. Irak'ın eski Osmanlı vilayetlerinden mülhem düzgün üç parçaya ayrılabilmesi, söz konusu parçanın hiçbirinde homojen bir etnik ve mezhepsel yapı olmadığı için de kolaylıkla mümkün görünmüyor. Okudukça nüfusun ne kadar karışık olduğu daha iyi anlaşılıyor. Böyle bakıldığında ise "yarın itibariyle" Irak'ın sorunsuz bir biçimde, eski Osmanlı vilayetlerinden oluşan üç parçaya ayrılabilmesi, esas olarak, mümkün durmuyor.

    Acemi'nin Iraklılara ilişkin anlatımında en çok ne dikkatinizi çekebilir? Herhalde iki nokta: Birincisi, Iraklılara Orhan Veli'nin sol eline yazdığı şiirde olduğu gibi şefkat, sevgi ve acıma ile bakıyor olması herhalde. Hani o "Sol elim/Acemi elim/Zavallı elim" şiirinde olduğu gibi.

    Iraklıları anlatımında, en tanımlayıcı anekdotlardan bir tanesi, Saddam Hüseyin heykelinin yıkılması ile ilgili. Hani şu Firdevs Meydanı'ndaki heykel yıkım hadisesini hatırlıyor musunuz? Heykeli bir türlü deviremeyen Iraklılar, en sonunda, Amerikan askerlerinin teçhizatları ile devreye girmesi sayesinde heykeli yıkabilmiştiler. Yabancı desteği olmadan, rahat rahat çalışıp bir heykeli bile devirememiştiler. Hatırladınız mı? Nerede kaldı yabancının desteği olmadan Saddam Hüseyin diktasını devirmek?

    Acemi'nin anlatımından sonra ağızda kalan ikinci tat ise doğrudan Amerikan müdahalesinin masumiyeti ile alakalı. Ona göre Amerikalılar Irak'ta hiç de yanlış yapmadılar. Amerikalılar masumdur. Ama Iraklıların kendilerine verilen hediyeyi kavraması, özgürlüğün manasını keşfetmeleri zaman almaktadır. Amerikan işgalinin masumiyetine olan inanç nedeniyle olsa gerek, kitapta Irak Genel Valisi Paul Bremer döneminde yapılan yanlışlar gibi bölümler de yok. Abu Gureyb felaketi de tek satırlık yer işgal ediyor. Amerikalılar, kitap boyunca, fedakâr bir biçimde, elden geleni yapmaya çalışıyorlar. Böyle bakınca, Iraklılar azıcık "nankör" duruyorlar doğrusu.

    Ama kitap, Iraklıların verilen hediyeyi anlaması, kendi güçlerine güvenmesi konusunda müthiş bir güven de duyuyor. Ve zamana olan ihtiyacı sürekli vurguluyor. Basra'daki komutan General Petraeus'un T.E. Lawrance'tan yaptığı alıntı bu çerçevede. Arabistanlı Lawrence 1900'lerin başında şöyle diyor: "Kendi ellerinle çok fazla çaba harcama. Sen aynı işi mükemmel bir biçimde yapacağına, bırak bir Arap yarım yamalak yapsın. Bu, onların savaşı. Sen onlara bu savaşlarında yardım etmek için oradasın, savaşı onlar adına kazanmak için değil." İşte o nedenle ABD, Irak ordusunu ve polis teşkilatını kurmaya çalışıyor. İşe alınanlar, eğitimden sonra gruplar halinde kendi klanlarına veya isyancıların yanına geri dönseler de işe alma ve eğitim faaliyetleri devam ediyor. Bu arada ordunun dağıtılması, kötü değil, Sünni egemenliğini geri döndürülemez biçimde kıran bir adım oluyor herhalde.

    Acemi'ye göre Irak'ta işler Lawrence'ın öğütlerine uygun bir biçimde, yolunda gidiyor. Bush ve Cheney ile Rice ve Wolfowitz'e yakınlığı ile tanınan Acemi'nin son kitabında çizdiği çerçeve Başkan Bush'un konuşmalarında ortaya çıkan vurguya son derece benziyor.

    Arada bir "Hadi canım sen de" dedirtse bile, Acemi'nin kitabı son derece yararlı bir kaynak. Irak'a işgal sonrası yapılan altı ziyaretin anılarını son derece rahat okunur bir biçimde anlatıyor. Iraklı bir politikacı olan Ali Allawi'nin "Savaşı Kazanmak, Barışı Kaybetmek" (The Occupation of Iraq: Winning the War Losing the Peace, Yale University Press: New Haven)'i ile birlikte okumakta fayda var bu arada unutmadan. İnşallah Allawi'nin 2007 baskısı  kitabının bizde uyandırdığı izlenimleri de yakınlarda fırsat düşer yazarız.

     

    Bu köşe yazısı 28.04.2007 tarihinde Referans Gazetesi'nde yayınlanmıştır.

    Etiketler:
    Yazdır