Arşiv

  • Ekim 2020 (9)
  • Eylül 2020 (16)
  • Ağustos 2020 (13)
  • Temmuz 2020 (16)
  • Haziran 2020 (25)
  • Mayıs 2020 (22)
  • Nisan 2020 (25)
  • Mart 2020 (17)
  • Şubat 2020 (21)
  • Ocak 2020 (26)
  • Aralık 2019 (23)
  • Kasım 2019 (12)

    Etiketler

    Irak savaşı ve gerçeklerle yüzleşme

    Nihat Ali Özcan, Dr.08 Temmuz 2016 - Okunma Sayısı: 1063

    Geçen hafta terör Bağdat’ı yine vurdu. Saldırıda 250 kişi hayatını kaybetti. Bu 2003’ten beri tek bir terör saldırısında verilen en büyük kayıp. İşgalin üzerinden geçen on dört yılda on binlerce insan benzer saldırılarda hayatını kaybetti. Yaşanan trajediler insanların diktatör Saddam’ı mumla aramasına neden oldu.

    İşgal esnasında, Bağdat’ta, elinde balyozla Saddam’ın heykelinin yıkılmasına katkı veren Kadim Şerif Hasan el Jubiri BBC muhabirine verdiği mülakatta şunları söylüyordu. “Şimdi pişmanım, elimde olsa heykeli yeniden dikerdim ama öldürülmekten korkuyorum.”  Bu ifadeler bile yaşanan çaresizliği, gelecek için iyi şeyler söylemenin pek mümkün olmadığını gösteriyor.

    Aradan geçen bunca yıla rağmen Irak’ta devlet temel fonksiyonlarını yerine getirmekten çok uzak. Kokuşmuş, rüşvete batmış, kimin ne yaptığı belli olmayan, bölünmüş ve umutsuzluğa kapılmış bir toplumdan söz ediyoruz. Sivilleri hedef alan terör ve şiddet, IŞİD tarafından etkili bir “askeri taktik olarak” görülüyor. Şiiler ise her fırsatta intikam peşindeler. Arka planda yer alan ve Irak’ın geleceğinde söz sahibi olmak isteyen devletler ve devlet dışı gruplar ise kıyasıya mücadele halindeler.

    Bu iç karartıcı tablo, elbette bir günde ortaya çıkmadı. İran’la sekiz yıl savaşın ardından Kuveyt’i işgal eden Saddam, Birinci Körfez savaşı ile ağır bir bedel ödedi ve ülke belirsiz bir geleceğe sürüklendi. Son darbeyi ise ABD ve müttefiki İngiltere’nin başını çektiği işgal 2003 yılında vurdu.

    Geçen çarşamba İngiltere’de hazırlanması yedi yıl süren Irak raporu yayımlandı. Rapor, ismini, hazırlayan Sir John Chilcot’dan aldı. Dönemin İngiltere başbakanı Tony Blair’e sert eleştiriler getiren rapor “Askeri harekâtın son seçenek olmadığına” işaret ediyor.

    Rapor işgale giden süreci, İngiliz hükümetinin rolünü enine boyuna tartışıyor.

    Rapor sayesinde, İngiltere gibi demokrasinin beşiği kabul edilen bir ülkede bile kamuoyunun nasıl yönlendirildiğini öğreniyoruz. Dahası, yalan yanlış istihbarat raporlarıyla ülkenin nasıl savaşa girdiği ortaya çıkıyor. Siyasetçiler istihbarat örgütlerini politik kararlarının meşruiyeti için araç olarak görürken, istihbarat örgütleri de siyasileri kendi profesyonel güçlerini tahkim için rahatlıkla manipüle edebiliyor.

    Raporun, sadece uluslararası ilişkiler disipliniyle uğraşanlar için değil, diğer alanlar için de önemli bir kaynak olacağı açık. Belgeler, 21. yüzyılın ilk çeyreğinde yaşanan en önemli olaylardan Irak’ın işgaline dair bir dizi sorunun cevabını verecek.

    Öte yandan, rapor bir dizi yeni soruya da kapı aralayacak. Demokrasilerde siyasi karar alma süreçleri, liderlerin, kurumların rolü, sorumluluğu, ittifak ilişkileri, savaş, askeri kayıplar, toplumsal duyarlılık, şeffaflık ve er geç tahakkuk eden hesap verme...

    Bu köşe yazısı 08.07.2016 tarihinde Milliyet Gazetesi'nde yayımlandı.

    Etiketler: Terör, Irak, Savaş,
    Yazdır