Arşiv

  • Şubat 2020 (11)
  • Ocak 2020 (26)
  • Aralık 2019 (23)
  • Kasım 2019 (12)
  • Ekim 2019 (13)
  • Eylül 2019 (15)
  • Ağustos 2019 (12)
  • Temmuz 2019 (11)
  • Haziran 2019 (12)
  • Mayıs 2019 (14)
  • Nisan 2019 (13)
  • Mart 2019 (14)

    Etiketler

    Anadolu, Ankara’nın vesayetinden nasıl kurtulur?

    Güven Sak, Dr.14 Temmuz 2016 - Okunma Sayısı: 2304

    Dünya artık değişti. Çünkü küreselleşme sürecinin manası değişti. Dün, malların sınırları aştığı bir dünya vardı. Şimdi, fabrikaların sınırları aştığı bir dünyada yaşıyoruz. Dün ticaret, bayrağın arkasından giderdi. Şimdi ise ticaret, yatırımların arkasından gidiyor. Yabancı yatırım olmadan teknoloji transferi, yüksek teknolojili ihracat, katma değeri yüksek üretim filan olmuyor. Yabancı yatırım olmadan ülkenin rekabet gücü artmıyor.

    Türkiye, henüz malların sınırları aştığı bir ülkeden fabrikaların sınırları aştığı bir ülkeye dönüşebilmiş değil. Fabrikaların sınırları aştığı bir ülke olabilmesi için, Türkiye’de daha fazla yabancı yatırım olması lazım. Öyle taşa toprağa yatırım değil, üretime yatırım olması lazım. Peki, nasıl olacak? Sınırları aşarak buraya gelecek olan fabrika Türkiye’ye kurulmayacak. Nereye kurulacak? Türkiye’nin illerinden birine kurulacak. Yatırım mekana bağlı olarak yapılacak bir nevi. O vakit nedir? Bir bütün olarak Türkiye’nin değil ama Türkiye’nin illerinin dünyanın başka ülkelerinin illeri ile rekabet içinde olduğu bir yeni dünyadan bahsediyoruz.

    Dünya Bankası 2015 sonunda Rekabetçi İller konusunda bir rapor yayımladı. İçinde Gaziantep de vardı. Yakınlarda Dünya Ekonomik Forumu da rekabetçi iller konusunda bir rapor yayımlayacak. İçinde Bursa da olacak. Ne demek rekabetçi il? İçinde bulunduğu ülkenin ortalamasından daha hızlı büyüyen, bunu özel sektör aktivitesi ile yapan, bir nevi, dünyanın başka illeri ile yatırım almak için yarışabilen il demek. Ben böyle bakıldığında Ankara’nın vesayetinin Anadolu’yu esir ettiği, rekabet gücünü kırdığı kanaatindeyim. Ankara’nın tektipçi teşvik anlayışı ile iller arasında ve sektörler arasında seçim yapma konusundaki cesaretsizliği, illerimizin rekabet gücünü sınırlandırıyor benim gördüğüm. Bunu anlatmak isterim.

    Bir ilin rekabetçi olabilmesi için 4 temel faktörden bahsediyor yapılan çalışmalar. Birincisi, ilin kurumsal altyapısı ve yatırım ortamı ile ilgili düzenlemeler. İkincisi, ilin rekabet gücüne ilişkin konularda karar alabilme imkanı, hareket kabiliyeti. Üçüncüsü, ilin altyapısı; bir nevi, ilin fiziki donanımı, elektrik, su ve yol bağlantıları. Dördüncüsü ise ilin sosyal ve beşeri sermaye altyapısı ve buna dayalı olarak inovasyon kapasitesi. Şimdi ben dört belirleyici faktöre bakınca Türkiye’nin bu yeni dünyaya hiç de hazır olmadığını düşünüyorum.

    Birinciden başlayayım. Türkiye’de bir ilin yatırım ortamı diye bir kavram var mıdır? Yoktur. İlin bütçe dengesi olmaz, Türkiye’nin bütçe dengesi vardır. İlin yatırım öncelikleri olmaz, Türkiye’nin yatırım öncelikleri vardır. İdari yapımızın elverdiği konularda bile il bazında bir hareketsizlik vardır. Mesela siz hiç işyeri ruhsatları hangi belediye tarafından kaç günde verilir, biliyor musunuz? Zaten bir yerde bir çetelesi bile yoktur. Kimse merak etmez. Hangi belediye, sanayi arsası üretimi konusunda bir stratejiye sahiptir? Yoktur. Belediyenin o taraklarda bezi olmaz. Neden? Bütçesine hakim olmayanın bütçe gelirlerini artırma konusunda bir müşevviği olamaz. Nitekim bizimkilerin de yoktur. Diyelim, en iyisini yaptınız, ilinizin vergi gelirleri arttı. Bundan yerel yöneticinin kazancı nedir? Yine başa dönüp ile yatırım almak için Ankara’yı ikna etmek zorunda değil midir? Öyledir.

    İkinci konu tam da bununla ilgili. Hangi yerel idarenin ilin rekabet gücünü artırma konusunda bir stratejisi vardır? Yoktur. Yerelde iktisat politikasının hala bir sahibi yoktur. Neden olsun ki?

    Üçüncüsü, ilin fiziki altyapısı bir strateji dâhilinde il bazında mı kararlaştırılır? Hayır, yatırım önceliklerine Ankara’dan birileri bakar. Kendi fiziki donanımını kendisi saptayamayan bir il, dünyanın başka illeri ile rekabet etmek için nasıl strateji saptasın? Saptayamaz.

    Dördüncüsü, ilin beşeri sermayesi, ilde alınan kararlara doğrudan bağlı mıdır? Evet ve hayır. Kent ne kadar yaşanabilir, yürünebilir, çocuk dostu ise o şehrin beşeri sermayesi o kadar zenginleşir. Ama nitelikli nüfusun çalışacağı işyerleri olmadan, fabrikalar oraya gelmeden oturup kreşleri, yürünebilir şehri inşa etmenin manası yoktur. Şehir diye bir mezbelede debeleniyorsak sorumlusu ilin kendi iktisadi önceliklerini belirlemesine imkan vermeyen idari sistemimizdir. Türkiye, içinden küresel değer zinciri geçen şehirleri oluşturma bahsinde çok merkeziyetçi kalmaktadır.

    Türkiye, o kadar merkeziyetçi bir üniter devlettir ki, iller arası iktisadi rekabet gibi bir kavramı bu ülkede yerleştirebilmek çok zordur. Ayrıca, bir ilin dünyanın başka illeri ile kendi hedeflerini ortaya koyarak rekabet edebilmesini sağlayabilmek de çok zordur. Türkiye’de bir il, diğer illerden daha hızlı büyüyebiliyorsa bunun nedeni yalnızca Ankara’dır. Gaziantep böyle ise, öncelikli nedeni Gaziantep’in fiziki altyapısıdır. Tersini de söyleyeyim: Bir il bugün Türkiye’de diğer illerden daha yavaş büyüyorsa sorumlusu yine Ankara’dır.

    Peki, ne yapmak lazım?

    Öncelikle yukarıda söylenen genel lafları ölçülebilir kriterlere oturtmak lazım. 2001’den 2013’e illerimizin yalnızca 5’te 1’i orta gelir tuzağını aşabilmişse bunun sorumlusu Ankara’dır. İnsani Gelişmişlik Endeksi’nde, Ankara Lübnan, İstanbul Fiji ve İzmir Meksika gibiyse bunun nedeni yalnızca Ankara’dır. Türkiye İstatistik Kurumu 2001’den beri il bazında milli gelir serisi açıklamadığı için eskiden bu tür somut hesapları yapamıyorduk. TEPAV’ın son dönemde il bazında milli gelir serisi üretmeye başlaması, yalnızca rekabetçi iller konusunda ayakları yere basan analizler yapabilmek içindir.

    Yapılabileceklerin ilki, il bazında iktisadi ve sosyal performansı ölçmeye yarayan veri üretmek ve yayımlamaksa ikincisi de iller arası rekabeti imkân dâhiline sokacak bir idari sistem değişikliği üzerine düşünmeye başlamaktır. Eğer bir önem sıralaması yapacaksak içinden küresel değer zinciri geçen bir ülke olmaya imkân verecek rekabetçi illere sahip olmak için yerel veri üretimi gerekli ama yeterli olmayan bir şarttır. İller arası rekabet bilincini geliştirmek için faydalıdır.

    Şimdi bana söyleyin lütfen, il bazında iktisadi gidişatın sorumlusu Ankara’da idareden sorumlu olan Başbakan ise o Başbakan nasıl davranmayı tercih eder? Ben size söyleyeyim, illerin kapasiteleri ve rekabet güçleri ile ilgilenemez. Neyle ilgilenir? Belli bir ortalama büyümeyi ülkenin her tarafında tutturmakla ilgilenir. Başbakan sonuçta vasatı tutturmaya, her ile aynı biçimde davranmaya çalışır. Sorumlu olan yalnızca vasatla ilgilenirse ülkenin performansı da ancak vasat olur. Teşvik sistemi, yapısal değişiklik filan getirmez, mevcudu yeniden üretir. Sistemin şiarı ne şiş yansın ne kebap olur.

    İller arasında ayrım yapmadan, rekabeti teşvik etmeden Türkiye’nin başarılı olma şansı yoktur. Bu idari sistem, iller arasında ayrım yapmaya müsait değildir. Ben Anadolu’yu Ankara’nın iktisadi vesayetinden kurtaracak bir idari sistem değişikliğine gitmeden rekabetçi illere sahip olamayacağımız kanaatindeyim doğrusu.

    Küresel anlamda rekabetçi illerimiz olmazsa Türkiye, içinden değer zinciri geçen bir ülke olamaz. Türkiye, fabrikaların sınırları aştığı bir ülke haline gelemez. Türkiye 3 bin dolar kişi başına milli gelirden 10 bin dolara gelirken yaptıklarını yaparak, 10 bin dolardan 25 bin dolara çıkamaz. Türkiye, bu anayasal mimari ile muasır medeniyet seviyesinin gerisinde kalır. Bu pilav daha çok su kaldırır. Ben daha çok izahat yaparım.

    20012013 tukiyede illerin gelir performansi.520px

     

    2012 tesviklerin sektorlere gore dagilimi .520px

    Bu köşe yazısı 14.07.2016 tarihinde Dünya Gazetesi'nde yayımlandı.