Arşiv

  • Temmuz 2021 (7)
  • Haziran 2021 (14)
  • Mayıs 2021 (13)
  • Nisan 2021 (8)
  • Mart 2021 (15)
  • Şubat 2021 (12)
  • Ocak 2021 (14)
  • Aralık 2020 (16)
  • Kasım 2020 (13)
  • Ekim 2020 (13)
  • Eylül 2020 (16)
  • Ağustos 2020 (13)

    Telaşa mahal yok dedik ama...

    Güven Sak, Dr.01 Ağustos 2016 - Okunma Sayısı: 3631

    Ben 15 Temmuz gecesini zor unutacağım. Ama o gece geride kaldı,darbe girişimi başarısızlığa uğradı.15 Temmuz günü 1 dolar 2,88 liraydı. Sonra lira yüzde 7 civarında değer kaybetti. Kur birden 3,09 civarına kadar yükseldi. 3,09’un kırılmayacağı anlaşılınca ne oldu? Her zaman olan oldu. Millet elindeki dolarları hızla bozdurmaya başladı. Şimdi kur yeniden 3,0 civarına oturuyor. Şimdi ne olur? Her zaman olan olur. Dün o milyarlarca doları yüksek kurdan satanlar, şimdi gidip düşük kurdan yeniden dolar alırlar. Ne olur? Hem dolarları ellerinde kalır hem de arada oturdukları yerden para kazanmış olurlar. Türkiye’de döviz piyasalarında her zaman olan oldu. Ekonomimiz negatif bir dışsal şok yedi, kur hareketlendi. Her zamanki fırsatçı portföy değişimini izledik. Döviz piyasalarına bakarsanız asayiş berkemal. Türkiye 1980’lerde piyasalarını serbestleştirmişti. O zamandan beri, piyasalarda fedakarlık filan olmaz, kar peşinde portföy hareketi olur. Yine öyle oldu. Bu fevkalade iyidir.

    15 Temmuz gecesi bir cehennem gibiydi.18 Temmuz’da iş başı yaptık. Piyasalar açıldı. Döviz piyasası gibi, hisse senedi piyasası, tahvil-bono piyasası da hep normal tepkiler verdi. Sonra her şey normalleşti. Bu, kısa vadeli etkiydi. Dünyanın her tarafında finansal piyasalar dışsal şoklara bu tür anlık tepkiler veriyor ve sonra hadise geçiyor. Hayat normale dönüyor. Paris, Brüksel saldırılarından sonra da böyle olmuştu. Hindistan’da, Bombay’da da böyle olmuştu. New York’ta 9/11 sonrasında da böyle oldu. Türkiye’de 7/15 sonrasında da böyle oldu. Hadise bitti. Finansal piyasalar sakinleşti. Yöneticilerimiz daha sakinleşemedi ama piyasalar sakinleşti.

    Peki, bu tür bir hadisenin iktisadi etkisi bu kadarla biter mi? Bitmez elbette. Bugün müsaadenizle bu hadisenin doğrudan ve dolaylı etkileri üzerine birkaç söz söylemek istiyorum. Söyleyeyim ki, bugün söylediğimiz sözlerin, attığımız adımların ve aldığımız tedbirlerin orta-uzun vadeli iktisadi sonuçlarının, hadisenin kendisinin doğrudan etkilerinden çok daha büyük olabileceğini hatırlatmış olayım. Şimdi kraldan çok kralcıların etrafı sardığı, “sen bugün kaç Fethullahçı yakaladın” dönemindeyiz. “Yahu, ben 10 bin tane attım, sen daha 5 binde mi kaldın” diye yarışmanın iktisadi sonuçlarının ne kadar vahim olabileceğini göreceğiz. Kurumsal altyapıdaki temizlik dönemini ne kadar düzensiz yaparsak, ne kadar düşünmeden hareket edersek orta-uzun vadede ekonomik büyümeden o kadar çok fedakârlık etmek zorunda kalacağız. Gelin bir anlatayım.

    Terör olayları, afetler, darbeler, siyasi krizler gibi hadiselerin doğrudan ve dolaylı olmak üzere iki tür maliyeti vardır. Doğrudan maliyetler, hadise anında ortaya çıkan beşeri ve fiziksel sermaye kaybı olarak da tanımlanabilir. Ama bu olayda o aşamayı geçtik. Hadise vuku buldu. Bir çok insan hayatını kaybetti, pek çok bina ve araç hasar gördü. Bu yalnızca ilk etkiydi. Şimdi dolaylı etkiler üzerinde durma zamanı. Dolaylı etkiler kendini nerede gösterebilir? İki alanda, bana sorarsanız. Bu hadiseden sonra Türkiye’de tüketici güveni bundan nasıl etkilenir? Yatırımcı güveni bu hadiseyi nasıl karşılar?

    Önce tüketimden başlayayım. Tüketim harcamaları bu hadise nedeniyle azalır mı? Doğrusu ya, ben finansal piyasalarda sükûnetin kolayca tesis edilmiş olmasının, tüketici güveni üzerine olumsuz etkiyi sınırlandıracağını düşünüyorum. Tüketici güveni canlı kalırsa tüketim harcamaları azalmaz. O vakit, büyüme bundan olumsuz etkilenmez. Son iki yılımıza bir bakalım isterseniz.

    Son iki yıldır Türkiye dört seçimden geçti. Güneyimizde bir büyük savaş çıktı. Dünyanın gözü üstümüze geldi. Suriye’den buraya 3 milyon mülteci geldi. Çözüm süreci yarıda kaldı, bazı ilçelerimiz adeta Halep gibi oldu. Oralarda yaşamanın ne demek olabileceğini Ankara’da ikamet eden ben, 15 Temmuz gecesi gördüm. Bir daha da görmek istemem. Bir daha memleketimin hiç bir tarafına, hangi nedenle olursa olsun, kendi savaş uçaklarımızın bomba atmaması gerektiğine ben 15 Temmuz gecesi kani oldum. Şimdi son 2-3 yıldır bütün bu olup bitenlere rağmen, Türkiye ekonomisi yıllık ortalama yüzde 3,5 civarında güçlü bir büyüme performansı sergiledi. Bu mukavemet gücü, 15 Temmuz şokunu tüketicilerin kolayca atlatmalarına neden olur. Hele bir de 15 Temmuz sonrası Meclis içi sağlanan mutabakat ortamı süreklileştirilirse bu, daha da kolay olur.

    Geleyim, yatırımcı güveni hadisesine. Ben burada işimizin çok daha zor olduğu kanaatindeyim. Neden? Askeri darbe teşebbüsü Türkiye’nin idari kapasite probleminin ne boyutlarda olduğunu ortaya koyan bir test gibiydi. Kamu idaresi bu imtihanda kötü puan aldı. İdare, kendi işini kendisi çözemedi. Milletin kahramanlığı gerekti. Nedir? Yatırım yapılabilir ülke olmak demek, idari altyapının tıkır tıkır işlediği, kimsenin kendi askerine karşı kahramanlık yapmak zorunda olmadığı, herkesin kendi işine odaklandığı bir ülke olmak demektir. Türkiye, normal bir hayat için kahramanlık yapılması gereken bir ülke olarak kendini tescilletti o Cuma akşamı. Şehitlerimizle ne kadar övünsek de hadisenin bu boyutunu asla ihmal etmemenizi öneririm. Ben şahsen yaşamak için kahramanlık yapmam gerekmeyen bir ülkede yaşamak isterim. Seçtiğim siyasetçilerden de bunu beklerim. Nokta.

    Şimdi Türkiye’nin hukukun üstünlüğü konusunda, normalleşme konusunda, en geniş mutabakatla bir yeniden inşa sürecine başlaması gerekiyor. Ordu ve polisin sivil denetimi, yargının bağımsız ve tarafsızlığının güvencelere bağlanması, yani önümüzdeki dönemin zaten önemli olan meselelerinin hepsi yatırımcı güveni için de önemli. Kolay mı? Zor. Özellikle bu “av dönemi” içinde hata yapmamak çok zor doğrusu. Dolayısıyla ben bu hadisenin orta-uzun vadeli negatif büyüme etkisinden daha fazla endişeliyim. Hele bir de kolay ölçülemeyecek ama dikkate alınması gereken bir dizi etki varken.

    Bugün terörle mücadele konusunda alınacak her tedbir, özellikle de şirketlerle ilgili getirilebilecek her tedbir, sonunda üretkenliği olumsuz etkileyecek bir maliyet unsuru olacak. Bugün bu tedbiri alırken olası iktisadi etkilerini de dikkatle analiz etmek lazım aslında. Ama şimdi yakın bir tehlikeyi bertaraf etmeye çalışırken bir de geleceğe dönük etki analizi yapmak zor olabilir elbette.

    Ama ben doğrusu ya, Meclisteki mutabakatın harikalar yaratabileceğini de biliyorum. İşte şimdi bundan sonuna kadar yararlanmak gerekir. Ne için? Büyüme üzerindeki negatif etkinin izale edilmesi için elbette. Nişan almadan ateş edilmemesi gereken  netameli bir süreçten geçiyoruz. Düşünmeden atacağımız her adım, başımıza bela olacak.

    Bu köşe yazısı 01.08.2016 tarihinde Dünya Gazetesi'nde yayımlandı.

    Yazdır