Arşiv

  • Ekim 2022 (2)
  • Eylül 2022 (11)
  • Ağustos 2022 (11)
  • Temmuz 2022 (9)
  • Haziran 2022 (10)
  • Mayıs 2022 (10)
  • Nisan 2022 (12)
  • Mart 2022 (13)
  • Şubat 2022 (9)
  • Ocak 2022 (9)
  • Aralık 2021 (13)
  • Kasım 2021 (11)

    Cumhurbaşkan-lığından başka sorun mu yok?

    Fatih Özatay, Dr.11 Ocak 2007 - Okunma Sayısı: 1387

     

    1970-2001 arasında ulaşabildiğimiz ortalama büyüme hızı sadece yüzde 3.9. Dönemi kısaltır, 1990-2001 yaparsanız, bu düzey yüzde 3'e düşüyor. Bundan sonra en az 10 yıl süreyle yüzde 7'ye yaklaşan bir büyüme hızı yakalarsak, AB üyesi ülkelerin o zamanki ortalama kişi başına gelir düzeylerinin yüzde 50'sine ulaşabileceğiz ancak.

    1970'lerin başlarında Kore bizimle aynı yerdeymiş satın alma gücü ile ölçülen kişi başına gelir düzeyi açısından. Şimdi bizim 2.6 katımız düzeyinde. İrlanda 2.3 katımız kadarken şimdilerde nerdeyse beş katımıza ulaşmış. Çin bizden çok gerilerden gelirken, bize yaklaşıyor aynı ölçüt açısından. Çok biçimde ortaya çıkan sonuç şu: 2001 öncesinde ulaştığımız ortalama büyüme hızı ile büyümeye devam edersek yerimizde sayarız.
    Genç bir nüfusa sahibiz. 65 yaş ve üzerindekilerin nüfusumuzun geriye kalanına oranının 2012 yılında yüzde 7'ye ulaşması bekleniyor. 2039'da ise yüzde 14 olacak bu oran. Oysa İngiltere ve Almanya'da yüzde 14'e 1975 yılında gelinmiş. Fransa'da da 1980 yılında.

    Genç nüfus, bu gençlere iş yaratmak koşuluyla çok büyük bir avantaj sağlıyor bu ülkelere yakınsamak için. Çeşitli açılardan... Mesela, eğer bu işgücünü nitelikli kılabiliyorsanız iyi tasarlanmış bir eğitimle, sürdürülebilir büyüme hızını da artırabiliyorsunuz. Aksi takdirde geç nüfusunuz tam bir kâbusa dönüşüyor. İşsiz ordusu büyüyor.

    Daha yüksek bir sürdürülebilir büyüme hızına ulaşılması gelir dağılımının daha adil hale getirilmesini de kolaylaştırıyor. Toplumdaki kutuplaşmaları törpüleyici rol oynuyor. Bu kutuplaşmaların azalmasının bizatihi kendisinin sürdürülebilir büyüme hızını artırıcı etkisi var. Politik iktisat yazınında bunun kuramsal açıklamaları var.

    Büyüme hızımızı sıçratmak zorundayız. 2002'den bu yana ulaştığımız yüksek düzeyi sürdürülebilir kılmalıyız. Bunu yapabiliriz; eğer farklı bir ülke olmak istiyorsak yapmak zorundayız da.

    Seçim yılına girdik. Bizden oy isteyeceklerden sormamız gereken temel soruların başında şu gelmeli: 'Geçmişte ulaştığımız ortalama büyüme hızını ikiye katlamak üzere ne tür bir program uygulayacaksınız?'

    'Bütçe de bu kadar sıkılmaz ki' ya da 'Faizler çok yüksek, düşüreceğiz' veya 'Teşvik sistemi tasarlayacağız' mealinde yanıtlar alıyorsanız, unutun gitsin. 'İhracata dayalı kalkınma modeli' falan gibi büyük laflar da duyabilirsiniz. Hiçbir şey düşünmediklerinin birer göstergesidir bu tür yanıtlar.

    Velev ki bir-iki partimiz 'Bu sefer farklı şeyler söyleme zamanı' diye düşünmüş ve hazırlık yapmış olsunlar. Bu tür bir tartışma zemini oluşturulması, somut ama gerçekten somut yapılabileceklerin üzerinde farklı görüşler ileriye sürülmesi, istense de o kadar kolay görünmüyor ne yazık ki. Nedeni basit. Cumhurbaşkanı seçimi öncesinde ve büyük ihtimalle sonrasında da gündem bu tür önemli konulardan oluşmayacak. Sanki en temel konumuz bu seçimmiş gibi hep bu seçim konuşulacağa benziyor. Hem muhalefetin hem de iktidarın bu tür bir strateji izledikleri izlenimi var.

     

    Bu  köşe yazısı 11.01.2007 tarihinde Radikal Gazetesi'nde yayınlanmıştır.

    Etiketler:
    Yazdır