Arşiv

  • Ekim 2022 (2)
  • Eylül 2022 (11)
  • Ağustos 2022 (11)
  • Temmuz 2022 (9)
  • Haziran 2022 (10)
  • Mayıs 2022 (10)
  • Nisan 2022 (12)
  • Mart 2022 (13)
  • Şubat 2022 (9)
  • Ocak 2022 (9)
  • Aralık 2021 (13)
  • Kasım 2021 (11)

    Emniyet kemeri ve ani fren

    Fatih Özatay, Dr.24 Ağustos 2016 - Okunma Sayısı: 1985

    Çok zor günlerden geçiyoruz. Mevcut koşullar altında isteyeceğimiz en son şey yaşadığımız büyük zorluklara yeni zorluklar eklemek olsa gerek. Silahlı kuvvetleri, emniyeti, hukuk sistemi ve istihbaratı uçurumun kenarına kadar gelmiş bir ülkenin bir yandan bu kurumları uçurumdan uzaklaştırmaya çabaladığı bir yandan da terörle boğuştuğu bir sırada bir de ekonomisini aynı duruma düşürmemesi gerektiği açık. Ülkesini seven hiç kimsenin elbette böyle bir isteği yok. Ne var ki ülkemizin çıkarına olduğu düşünülen bir takım adımların ekonomimizde önemli çalkantılar yaratma potansiyeli var. Bu tür tehlikelerden uzak durmanın temel koşullarından biri ekonomik kısıtlarımızı dikkate almaktan ve bir yönde daha fazla mesafe almaya çabalamanın başka yönlere olumsuz etkileri olabileceğini idrak etmekten geçiyor.

    Bunun en basit örneği, malum, şu: Kamu harcamalarını her geçen gün daha fazla artırarak daha fazla yol, baraj, ne bileyim okul yapabilirsiniz. Ama almadan vermek biz faniler için geçerli değil. Bu harcamaların kaynağı ne olacak? Her geçen gün daha fazla vergi mi alacaksınız? Bunu yapamayacağınıza göre her geçen gün daha fazla mı borçlanacaksınız? O zaman faizler giderek yükselip ülkenize ilişkin risk algısı katlanarak artmayacak mı? Bundan kaçınmak ama yine de harcamaları sınırsız artırmak istiyorsanız Merkez Bankası’na para bastırabilir ve o paraları “kaynak” olarak kullanabilirisiniz. Ama bu sefer de enflasyon patlamayacak mı?

    Çok şükür artık bu tür saçmalıklar 2001 krizi öncesinde kaldı. Şimdilerde kimsenin böyle çılgınlıklar peşinde koştuğu yok. Ama unutmayalım; 1990’larda ciddi ciddi bu tür düşünenler vardı ve önemli görevler ifa ediyorlardı. Şimdilerde ekonomimizi kendi elimizle uçurumun kıyısına doğru yönlendirebileceğimiz adımlar bu kadar “kör gözüm parmağına” şeklinde değil. Olmadığı için de bu türden adımların atılmasına yönelik fikirler “parlak fikir” muamelesi görebiliyorlar.

    Bankacılık sektörü temelde üç yoldan fon toplayıp reel sektöre kredi açar: Mevduat alır, tahvil ihraç eder, yurtdışından borçlanır. Geçen yazımda rakamlar verdim: Şu anda bankalarımızın açtıkları kredilerin toplamının topladıkları mevduatın toplamına oranı 1.15. Nasıl olabiliyor bu? Demek ki açılan kredilerin bir kısmı için yurtdışından borçlanmışlar ve tahvil ihraç etmişler. Bu ikisinden ağırlıklı olarak yurtdışından borçlanmayı kullanıyorlar. Bizim gibi ülkelerin kriz deneyimlerinden kredi-mevduat oranının yüksek olmasının iyi bir şey olmadığını biliyoruz. Bildiğimiz bir şey daha var: Yurtdışındaki finansal yatırımcıların risk alma iştahı keskin biçimde azalıca, bizim gibi ülkelerde bankaların yurtdışından borçlanma olanakları son derece kısıtlanıyor. Bu durumda ister istemez kredi musluklarını aniden kesiyorlar ve özel sektör çok zor durumda kalabiliyor: Hızla seyreden araba aniden fren yapınca kemer bağlamamış yolcuların ön camdan fırlamalarına benzer bir durum yaşanıyor.

    Ekonomimiz bir süredir yavaşlama sinyali veriyor. Dahası, mevcut büyüme tüketim ağırlıklı; özel yatırımlar yerinde sayıyor. Bu durumda yavaşlamanın önüne geçmek ve da özel yatırım harcamalarını kıpırdatmak için iki politikanın öne sürüldüğünü görüyoruz: Faizleri düşürmek ve bankaları daha fazla kredi vermeye teşvik etmek. Mevduat artış oranı mevcut düzeyinin üzerine çıkmadan bu isteğin yerine gelmesi ancak bankaların yurtdışından daha fazla borçlanmaları ile mümkün olabilir. Kredi toplamının mevduat toplamının 1.15 katı olduğu mevcut koşullar altında bu başlı başına ekonomimizin riskini artıracak bir gelişme olur. Bitmedi;  dahası var. Bankaların kredi faizini düşürebilmek için mevduat faizlerini de düşürmeniz gerekiyor (zorunlu karşılık oranı gibi diğer maliyet unsurlarını da elbette). Ama mevduat faizi daha fazla düşerse mevduat artış oranını nasıl yükselteceksiniz? Dolayısıyla önerilen iki politika aracı birbiriyle çelişiyor. Çeliştiği gibi ülkenin riskini artırma potansiyeli taşıyor. Kaldı ki önerilen politikanın büyümeyi daha da fazla tüketime dayandırma ve cari açığı artırma riski var; bunlara hak ettikleri kadar değinmedim bile.

    Bu köşe yazısı 24.08.2016 tarihinde Dünya Gazetesi'nde yayımlandı.

    Yazdır