Arşiv

  • Ekim 2022 (1)
  • Eylül 2022 (11)
  • Ağustos 2022 (11)
  • Temmuz 2022 (9)
  • Haziran 2022 (10)
  • Mayıs 2022 (10)
  • Nisan 2022 (12)
  • Mart 2022 (13)
  • Şubat 2022 (9)
  • Ocak 2022 (9)
  • Aralık 2021 (13)
  • Kasım 2021 (11)

    Ekonomik yavaşlamayı oturup seyredecek miyiz? (2)

    Fatih Özatay, Dr.05 Ekim 2016 - Okunma Sayısı: 2593

    Yok, elbette seyretmeyeceğiz. Ama üç önemli noktayı hiç akıldan çıkarmayacağız. Bir: Tüketimi artırmaya yönelik kararların bir yararı yok (geçen haftaki yazıma bakabilirsiniz). İki: Yavaşlamaya karşı alabileceğimiz sınırlı sayıda ekonomik önlem var. Üç: Kalıcı çözümler ekonomi dışında ve “olmazsa olmaz” konumdalar. “Olmazsa olmazlar” ile başlayayım. Gerçi ne söyleyeceğimi biliyorsunuz ama bir kez daha altını çizmekte yarar var:

    Kalıcı ve yüksek bir büyüme oranı yakalayabilmek için yatırım ve tüketim artışının birlikte olması gerekiyor. Sadece tüketim artışına dayalı bir büyüme kalıcı olamaz, olmadığı gibi bir dolu sorun yaratır. Türkiye’de 2012 yılından bu yana yapılan özel yatırım harcamaları 2011’e kıyasla daha düşük. Bu düşüklüğü, dolayısıyla, 15 Temmuz’da olan bitene bağlamak mümkün değil. Kredi azlığı ya da yüksek faizle de pek bir ilgisi yok. Sözünü ettiğim dönemin azımsanmayacak bir kısmında kredi arzı hızla artıyordu. Enflasyon dikkate alındığında faizler de pek yüksek sayılmazdı. Asıl neden yatırım ortamının uygun olmamasıydı. Hukuk sistemimizde son beş yılda yaşanan facialar yeter kadar açıklayıcı olmalı neden yatırım ortamının müsait olmadığına. İstiyorsanız bu temel faktöre, Suriye sorununu, Rusya ile yaşananları, yurtiçinde azan terörü ve demokrasimizin sevimli olmayan düzeyini de ekleyebilirsiniz.

    “Olmazsa olmaz koşulları sağlamak, yani hukuk sistemimizi güvenilir kılmak, demokrasi seviyemizi yükseltmek, terör belasından kurtulmak; şimdi başlansa bile sonuçları uzun dönemde alınabilir” derseniz haklısınız elbette. Ama bir yerden başlamak gerekiyor. İnandırıcı biçimde adım atarsanız ve atılan adımların arkasından yenilerinin geleceğine ikna ederseniz kamuoyunu, çok önemli bir aşama kaydedersiniz. İşte o zaman, yani inandırıcı ilk adımlarla birlikte, ekonomik yavaşlamayı azaltıcı ve mümkünse tersine çevirici bazı kararlar işe yarar. Peki, hangi kararlar? İki başlık ön plana çıkıyor:

    Bir: Bütçe açığımız ve kamu borcumuz düşük düzeyde. Bir miktar kamu yatırımlarını artırabiliriz. Ama ek yatırım yapacağımız alanları iyi seçmemiz gerekiyor. Burada uzun dönemli yapısal sorunlarımızın başında gelen düşük eğitim düzeyimizi artırıcı yatırım harcamaları düşünülebilir. İki ana başlıkta ele alınabilir: Birincisi, ilk ve orta dereceli eğitim veren öğretmenlerimizin niteliklerini artırıcı bir eğitim yatırımı planlamak gerekiyor. Mesela işe üniversite sınavlarında başarısız olan liselerin öğretmenlerinden başlanabilir. İkincisi, çocuklarımızın şu ya da bu grubun “eline düşmesini” engellemek (bir daha 15 Temmuzlar yaşanmasın diye de okuyabilirsiniz) için yurt kapasitesini son sürat artırıcı ve benzeri yatırımlara ihtiyaç var. Kamu yatırımlarını artırıcı başka harcama alanları da düşünülebilir şüphesiz.

    Kamu harcamalarını artırmanın riski var elbette. Tasarruf oranımız çok düşük. Kamu harcamalarını artırmak, kamu tasarrufunun azalması anlamına geliyor. Riskimizi artırabilir. Üç yanıtım var. Birincisi, kamu harcamalarında büyük bir sıçramadan söz etmiyorum. İkincisi, İstanbul’a kanal yapmaktan da söz etmiyorum. Aksine temel bir yapısal sorunumuza neşter vurmak ile ilgiliyim. Bunu yaparken de kısa vadede talebi artıracak kamu harcamaları peşindeyim. Üçüncüsü, 2017 başında yürürlüğe girecek (çıkış tercihli) özel emeklilik sistemi tasarrufları artırıcı yönde doğru bir adım. Önerdiğim kamu tasarrufunu (az miktarda) azaltıcı uygulamayı bu fazlasıyla telafi edebilir.

    İki: Belki garip gelecek ama yavaşlamayı azaltıcı ikinci önlem “herkes kendi işine baksın” önlemi. Asıl olarak da Merkez Bankası ve BDDK kendi işlerine bakacaklar. Nafile işlere kalkışmayacaklar. İlki fiyat istikrarına odaklanacak, ikincisi de finansal istikrara. Böyle yaparlarsa ancak o zaman büyümeye olumlu katkı yapacaklarını idrak edecekler.

    Bu tür bir “önlem paketi” Türkiye’yi yeniden yatırım yapılabilir ülke konumuna çıkarabilir. Ama dikkat: Bu paketin sihirli kısmı “olmazsa olmaz” kısmı. O yönde adım atılmadıkça diğerlerinin bir anlamı yok.

    Bu köşe yazısı 05.10.2016 tarihinde Dünya Gazetesi'nde yayımlandı.

    Yazdır