Arşiv

  • Ekim 2022 (2)
  • Eylül 2022 (11)
  • Ağustos 2022 (11)
  • Temmuz 2022 (9)
  • Haziran 2022 (10)
  • Mayıs 2022 (10)
  • Nisan 2022 (12)
  • Mart 2022 (13)
  • Şubat 2022 (9)
  • Ocak 2022 (9)
  • Aralık 2021 (13)
  • Kasım 2021 (11)

    Merkez Bankası ne yapabilir?

    Fatih Özatay, Dr.23 Kasım 2016 - Okunma Sayısı: 2972

    Bir süredir döviz kuru neredeyse kesintisiz yükseliyor. Merkez Bankası bu gidişat karşısında ne yapabilir? Bu soru elbette çok önemli ama yanıtlayabilmek için önce “hangi Merkez Bankası” sorusuna cevap vermek gerekiyor.

    “Canım hangi Merkez Bankası olacak, Ankara’nın Ulus semtindeki Merkez Bankası” diye geçiştiremeyiz bu ikinci soruyu. Bugüne değin kamuoyuna verdiği söz verdiği doğrultusunda (enflasyon hedefini tutturmak için) kararlar alan bir Merkez Bankası olsaydı, dahası bu kararları yasasına uygun biçimde bağımsız bir biçimde aldığına bizi ikna etseydi, şu anda ne yapıyor olursa olsun (bir şey yapmaması da dahil) “bir bildiği var; doğrusunu yapıyor” diyecektik.

    Merkez Bankası’nın bağımsızlığı o kadar ayaklar altına alındı ki, toplanan Ekonomik Koordinasyon Kurulu'nun Merkez Bankası’na “şunu yap, bunu yapma” diyeceği televizyon ekranlarında aleni biçimde tartışılır oldu. Hem de açık yasa hükümlerine rağmen oldu. Merkez Bankası’nın bu duruma düşmesinde tüm suç kendisinin değil elbette. Her şey gözlerimizin önünde yaşanıyor. Gün geçmiyor ki falanca danışman ya da filanca bakan Merkez Bankası’nın ne yapması gerektiğini söylemesin. Anlaşılmayan birincisi şu: Bağımsız da olsa bir merkez bankası nihayetinde yasası çerçevesinde ve hükümetin ona önceden çizdiği hedef doğrultusunda hareket eder. Bağımsızlık (araç bağımsızlığı) bu anlamda yasanın ve hükümetin belirlediği çerçevenin dışında çıkması değildir merkez bankasının. Sadece o çerçeve içinde alacağı kararları serbestçe almasıdır. Siyasiler oy kaygıları ile o kararlara karışırlarsa ki karışmaya son derece eğilimli oldukları gelişmiş ülkelerde bile belgelenmiştir, uzun vadede toplum aleyhine sonuçlar ortaya çıkar.

    İkinci anlaşılmayan nokta en az ilki kadar önemli: Bir merkez bankasının bağımsız olması toplum aleyhine ortaya çıkacak sonuçları engellemek için geliştirilmiştir ama sonuçta bağımsız bir merkez bankası hükümetin ekonomi politikasından kopuk değildir. Mesela Türkiye’de Merkez Bankası’nın hedeflediği enflasyon düzeyi hükümet ve Merkez Bankası’nca birlikte saptanır. Kaldı ki hükümetin isterse Merkez Bankası yasasını değiştirmek elindedir. Bu çerçevede bakıldığında, danışmanların ya da bazı bakanların Merkez Bankası’na “şöyle, yok öyle değil böyle yap” demeleri hükümetin kendi ekonomi politikasının etkinliğini zayıflatmaktadır. Zira para politikasına ilişkin kararlar, bu kararların “gereken kararlar” olduğuna inanılırsa bir işe yarar. Merkez Bankası’nın siyasi ajandaya uygun kararlar aldığına ilişkin algı hâkim olursa, alınan kararlar ne kadar “gereken kararlar” olursa olsunlar bir işe yaramazlar.

    Peki, kurdaki gidişata karşı Merkez Bankası ne yapabilir? Bağımlı olduğu algısı çok yüksek olan bir merkez bankasının fazla bir şey yapamayacağı ortada. Varsayalım ki böyle bir algı yok; aksine Merkez Bankası’nın bağımsız olduğunu düşünüyor ekonomik birimler. Bir şey yapabilir mi? Yapılabilecek fazla bir şey olduğunu düşünmüyorum. Temel gerekçem şu: Merkez Bankası’nın döviz kurundaki yükselişi tersine çevirmesi, hiç olmazsa frenleyebilmesi için kurun artışının arkasındaki nedenleri alacağı kararlar ile ortadan kaldırabilmesi gerekir.

    Döviz kuru iki nedenle yükseliyor. Birincisi, Trump’un kamu harcamalarını artırıp zenginlerden alınan vergileri azaltması bekleniyor. Üç sonucu olacak bunun. ABD’de (bütçe açığı yükseleceği için) faizler artacak; büyüme birkaç yıl daha yüksek olacak ve enflasyon bir miktar yükselebilecek. Bu durumda ABD Merkez Bankası’nın, hemen değil ama bir süre sonra, beklendiğinden daha agresif biçimde faiz artırma ihtimali var. Ayrıca Trump’un diğer politikaları hakkında büyük bir belirsizlik hakim. Bu üç olası sonuç ve yaygınlaşan belirsizlik ABD finansal varlıklarına olan talebi artırıyor; Türkiye ve benzeri ülkelerden sermaye (döviz) çıkışı oluyor ve yeni sermaye pek gelmiyor. Döviz arzı azalıp talebi arttığı için döviz kuru yükseliyor. Döviz kurunun bu kadar yükselmesinin arkasında bize özgü faktörlerin de azımsanmayacak rolü var: Başkanlık tartışmaları ve tez zamanda referandum olasılığı, Irak ve Suriye, terör, zayıflayan ekonomi, 15 Temmuz ile birlikte kurumlarımızın yıkılmanın eşiğine geldiğini görmemiz, demokrasi açısından içinde bulunduğumu durum ve AB ile süren kapışma.

    Merkez Bankası’nın faiz artırarak ya da döviz satarak bu koşulları değiştirmesi mümkün değil. Bu anlamda Merkez Bankası’nın liranın değerindeki gidişata karşı koyma şansı yok. Ne yazık ki böyle. Ama dikkat: ABD’de faizler yükselmeye devam eder, bize benzer ülkeler de faiz artırmaya başlarsa, Merkez Bankası’nın aradaki faiz farkını korumak için faizleri yükseltmesi gerekir. Bu karar, sadece Türkiye’nin göreli konumunu koruma yolunda bir çaba olur; yani kurdaki gidişatın iyicene “zıvanadan çıkmasını” engellemeyi amaçlar. Engeller mi? Cevabı, yazının başındaki ilk soruya verdiğim yanıtta saklı.

    Bu köşe yazısı 23.11.2016 tarihinde Dünya Gazetesi'nde yayımlandı.

    Yazdır