Arşiv

  • Mayıs 2019 (13)
  • Nisan 2019 (13)
  • Mart 2019 (14)
  • Şubat 2019 (13)
  • Ocak 2019 (17)
  • Aralık 2018 (14)
  • Kasım 2018 (14)
  • Ekim 2018 (17)
  • Eylül 2018 (13)
  • Ağustos 2018 (19)
  • Temmuz 2018 (21)
  • Haziran 2018 (24)

    Etiketler

    Doğru ekonomik politika ne?

    Fatih Özatay, Dr.07 Aralık 2016 - Okunma Sayısı: 2427

    Ekonomi daralma sinyalleri veriyorsa akla gelen ilk soru elbette daralmanın nasıl önleneceğidir. Bu sorunun yanıtı ilk başta kolay gibi: “Talebi artıralım. Bunun için de şunları yapalım: Kamu kesimi harcamalarını yükseltelim, bazı vergi oranlarını düşürelim, özel tüketim harcamalarını artırmak için tüketici kredisi açmayı kolaylaştırıcı mevzuat düzenlemeleri (kredi karşılık oranlarını düşürmek gibi) yapalım, yatırımlar için verilen teşvikleri genişletelim, faiz haddini mümkün olduğu kadar enflasyona yaklaştırarak reel faizi çok düşük tutalım ki tüketim ve yatırım harcamaları artsın ve ticari kredileri de artırmayı hedefleyen bazı düzenlemeler yapalım.” Şu anda alınmakta olan kararlar, tırnak içine aldığım önlemlere büyük benzerlik gösteriyor. Gösterdiği için de beni tedirgin ediyor. Bakın neden tedirgin diyor?

    Ekonomi politikası tasarlarken standart hap şeklindeki politikalardan uzak durmak gerekiyor. Mesela 2001 krizinin hemen sonrasını düşünün. O dönemde de ekonomi daralma sinyalleri veriyordu. Ama yukarıda tırnak içinde verdiğim önlemler o dönemde uygulansaydı, Türkiye’nin bırakın ekonominin daralmasını önlemek, uzun bir süre belini doğrultması mümkün olmazdı. Zira kriz sonrası kamu borcu yüksek bir düzeye sıçramış ve kamu kesiminin bu borcu ödeme kapasitesinin olmadığı yolundaki şüpheler her tarafı sarmıştı. Bu nedenle, Hazineye borç vermek için çok yüksek bir reel faiz talep ediliyor, üstelik borcun hemen geri ödemesi isteniyordu (çok kısa vade ile borç veriliyordu). Ekonominin daralmasını önlemek için kamu kesiminin harcamaları artırması, vergi oranlarını düşürmesi ve yeni teşvikler açıklaması, bütçe açığını daha da artırır ve dolayısıyla çok yüksek düzeye sıçrayan borcun daha da yükselmesine yol açardı. Bu durumda Türkiye’nin riski iyice yükseleceğinden reel faizler daha da yüksek düzeylere çıkar ve iç talep iyice düşerdi.

    Daralmaya karşı bir ekonomi politikası tasarlayabilmek için öncelikle şu sorunun yanıtlanması gerekiyor. Ekonomimiz neden daralma eğilimi gösteriyor? Sonra da önümüzdeki dönemde dış koşullar nasıl olacak sorusu yanıtlanmalı. Ekonomimizin daralma sinyalleri vermesinin bir dizi nedeni var ve bunlar bu köşede defalarca incelendi. Sadece üst başlıklarını vereyim: Çok önemli kurumlarımızın (yargı, güvenlik güçleri, milli eğitim…) ve genelde de demokrasimizin içinde bulunduğu durum. 15 Temmuz darbe girişimi ile aslında bu kurumların çoktan uçurumun kenarına geldiklerinin, hatta bir kısmının bir kısmının oradan aşağıya doğru paldır küldür yuvarlandıklarının gözlenmesi. Terör, Suriye ve Irak. Avrupa Birliği ile gerginlik. Böyle bir ortam şüphesiz yatırım dostu bir ortam değil. Yapılan yatırımların ise daha çok inşaata yöneldiği, verimliliği artırıcı yatırımlardan kaçınıldığı bir ortam. Aynı ortam -özellikle 15 Temmuz darbe girişimi ve terör- tüketici güvenini de azaltıyor.

    Bu iç koşullara olumsuz dış koşulları ekleyin. Özellikle yeni başkan döneminde uygulanacak politika nedeniyle ABD ekonomisinin ilk başlarda daha yüksek bir büyüme oranı tutturacağı beklentisi. Bu yüzden ABD Hazine tahvillerine olan talebin azalıp, faizlerin yükselmesi ve diğer finansal varlıklara olan talebin artması. Bunun sonucunda da gelişmekte olan ülkelere eskisine kıyasla daha az dış kaynak gelecek olması ve daha önce gelmiş olan sermayenin de ABD’ye doğru yelken açması.

    Bu saptamalar doğruysa şu basit sonuç ortaya çıkıyor: Ekonomik daralma ile mücadele etmenin olmazsa olmaz koşulu kurumlarımızı yeniden ayağa kaldırmaktan geçiyor. Dikkat: Artık içi boşalan “ekonomik yapısal reform”lardan söz etmiyorum. Hukuk sistemimizi, demokrasimizi, güvenlik kuruluşlarımızı ve milli eğitim sistemimizi yeniden inşa etmekten söz ediyorum. Devlet içinde bir daha paralel devlet oluşmasına izin vermeyecek bir yapıyı kurgulamaktan söz ediyorum. Elbette bir çırpıda yapılacak işler değil bunlar. Ama nihai hedef doğrultusunda sağlam adımlar attığımızı dosta düşmana göstermek gerekiyor.

    Gösterebilirsek, dışarıda Türkiye’ye ilişkin risk algısını düşürür, içeride de ekonomiye duyulan güveni artırırız. Böylelikle iç talebin artacağı bir ortamı yaratmış oluruz. Bunu sağlayana kadar en doğru ekonomik politika “hata yapmaktan kaçınmak” olacaktır. Yani, en azından birkaç yıl eskisinden daha az dış kaynak bulacağımız gerçeğini ve enerji fiyatlarının yükseldiğini ve daha da yükselme ihtimalinin bulunduğunu dikkate alarak “ne yapamayacağımızı” anlamak gerekiyor: Birkaç aylığına ekonomiyi canlandıracağız diye tüketimi pompalamaya çalışmayacağız. Zira cari açığımızı, yani dış kaynak gereksinimimizi artıracak bir politika bu. Oysa dış kaynak azalacak. Bir yandan faizleri aşağıya doğru baskılamaya uğraşmayacağız diğer yandan da tüketici kredilerini suni yollarla (mevduat artmadan) artırma çabalarından vazgeçeceğiz.

    Bu köşe yazısı 07.12.2016 tarihinde Dünya Gazetesi'nde yayımlandı.