Arşiv

  • Temmuz 2019 (4)
  • Haziran 2019 (12)
  • Mayıs 2019 (14)
  • Nisan 2019 (13)
  • Mart 2019 (14)
  • Şubat 2019 (13)
  • Ocak 2019 (17)
  • Aralık 2018 (14)
  • Kasım 2018 (14)
  • Ekim 2018 (17)
  • Eylül 2018 (13)
  • Ağustos 2018 (19)

    Etiketler

    2016 yılı büyüme oranı ne olur?

    Güven Sak, Dr.19 Aralık 2016 - Okunma Sayısı: 2336

    Her şey üst üste geliyor sanki. Fed, uzun bir süredir yapması gerekeni yapmaya başladı. Bir gün olacaktı. İşte şimdi başladı. Küresel anlamda baktığınızda ilk belirsizlik unsuru zaten hep buydu. Şimdi 2017’de neler olacağını aşağı yukarı biliyoruz. Neden aşağı yukarı? Çünkü  bir de 2017’de Başkan Trump olacak. Trump, görevi daha devralmadan ortalığı karıştırdı. Bakalım Başkan olunca daha neler yapacak? Buyurun ikinci küresel belirsizlik unsuruna. Yetmedi, arada İtalyanlar, hükümetin getirdiği anayasa değişikliği önerilerini referandumda reddettiler. İtalyan Anayasası değişmedi. AB yanlısı hükümet derin bir yara aldı. Şimdi İtalya Euro bölgesinden ne zaman çıkar diye saymaya başlayabiliriz. Arada kaç banka batar, bunlar Almanya’yı nasıl etkiler? Göreceğiz. Alman seçimleri, Fransız seçimleri, Hollanda seçimleri. Daha çok. Bu da üçüncü küresel belirsizlikti geçen haftadan kalan.

    Bölgemize geldiğimizde ne görüyoruz? Hadiseler bizi hiç kale almadan, kıyıda bırakıp, büyük bir hızla akmaya devam ediyor. Artık medyamızda bile konunun özüne dair haber görmek giderek zorlaşıyor. En son Suriye ordusu ve müttefikleri Halep’i aldı, Esad güçlendi. Irak Kürdistan bölgesel Yönetimi Başbakanı Neçirvan Barzani daha geçen hafta, “bağımsız Kürdistan’ın zamanı geldi” dedi. Tedirginliğimiz yüzümüzden, sesimizin renginden belli oluyor. Artık “vakıa ile kavga edilmez” noktasındayız. Birinci Dünya Savaşı sonrası, imparatorluk yıkılırken, bundan tam bir asır önce, 1916’da, Sykes-Picot anlaşması ile çizilen sınırlar şimdi yeniden değişme eğiliminde. Bu da bir başka belirsizlik unsuru elbette bizi etkileyen.

    Türkiye’ye gelince, geçen haftadan beri olanlara bir bakalım. Önce Meclise bir anayasa değişikliği teklifi geldi. Daha “peki, bu sistem değişikliği nasıl bir kamu idaresi reformu gerektirir?” diye düşünürken, İstanbul’daki korkunç terör dalgası ile karşılaştık. Daha “Başkan Kararnamesi’nden nasıl bir idari reform çıkacağını görmek için, o günleri beklemek lazım herhalde” derken, çifte patlama ile gündem birden değişiverdi. Bu hafta sonu da Kayseri’de bir terör saldırısı daha canımızı yaktı.

    Geçen Pazartesi günü Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) bütün bu belirsizliklerin üzerine gümüş bir tüy dikti doğrusu. TÜİK, yeni açıkladığı milli gelir serisi ile hepimize, “Sizin o Türkiye ekonomisi ile ilgili bugüne kadar dedikleriniz var ya? Onlar artık yok!” demiş oldu. Ama niye böyle olduğunu da açıklamadı doğrusu. Hadi benim ne düşündüğüm önemli değil ama portföy yöneticilerinin de kafası karıştı.

    2016’dan 2017’ye giderken bir de elimizdeki referans noktalarını iyice kaybetmiş olduk. Doğrusu ya, bu gündemin, bu kadar belirsizliğin içinde hiç de iyi olmadı. Ama iyi tarafından bakarsanız, bu belirsizlik kaynakları arasında en kolay yönetilebilecek olan aslında TÜİK kaynaklı olanlar doğrusu. İşte bu şartlar altında ben, bugün size sorayım: Sizce 2016 yılı büyüme oranı, Orta Vadeli Program’da yazan, yüzde 3,1’in ne kadar altına iner? Soru “3,1’in altına iner miyiz” değil, çünkü bana artık kesinlikle öyle olurmuş gibi geliyor doğrusu.

    Ama önce, TÜİK’in milli geliri hesaplama yöntemini değiştirmesinden başlayayım, müsaadenizle. İlk nokta şu: Siz Avrupa Birliği (AB) yakınsama süreci işlemiyor zannediyor olabilirsiniz, ama fena halde yanılıyorsunuz. İdare, AB konusunda gerekli değişiklikleri yapmaya devam ediyor. TÜİK, milli gelir hesaplama yöntemimizi, Avrupa Hesaplar Sistemi (European System of Accounts-ESA) ile uyumlu hale getirmek için, milli gelirimizi yeniden hesapladı. ESA’nın kendisi de değişip duruyor, sürekli geliştiriliyor. En son ESA 1995’ten ESA 2010’a geçmişti AB. Şimdi biz de uyum konusunda bir adım attık, ESA değişikliklerini yaptık. Kamunun silah harcamalarını kamu yatırım kalemi içine aktardık. Şirketlerin Ar-Ge harcamalarını hesaplara ekledik. Başka? Yurt dışı inşaat şirketlerinin aktiviteleri dolayısıyla ortaya çıkan rakamları da hesaplarımıza eklemeye başladık. Yurt dışında Çin inşaat şirketlerinde sonra en çok işi Türk inşaat şirketleri yapıyor, şimdi o da artık Türkiye’nin hesapları için de. Ama öyle anlaşılıyor ki, iş ESA ile sınırlı da değil, TÜİK bugüne kadar tahmin ettiği bazı rakamları doğrudan Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) ve Maliye Bakanlığı’ndan almaya başladı. Yetmedi, bir üçüncü unsur olarak TÜİK 2002’den beri ilk kez 2012 için yeni bir girdi-çıktı tablosu da yayımladı ve buna uygun olarak, iktisadi akımları belirleyen katsayıları da değiştirmeye başladı. İşte bu üçlü değişiklik, aynı anda yapılınca, ortalık karıştı. Biz şimdi rakamlara Fransız bakmaya başladık.

    Öncelikle eski ve yeni milli gelir serileri arasındaki farkın 2012 yılı için yüzde 11 civarında olduğu görülüyor. Meğer sandığımızdan yüzde 11 daha büyükmüşüz. Bu değişiklik son yapıldığında, AB’de milli gelir 2010 senesi için toplamda yüzde 3,9 yükselmişti. Ama Hollanda’da da mesela bu oran yüzde 7,6’yı buluyordu. Finlandiya, İsveç gibi ülkeler de AR-GE harcamaları yatırım olarak kabul edildikten sonra, ortalamanın üstünde milli gelir büyümesine şahit oldular. Değişiklik iki kanaldan geldi. Bazı ülkelerde hesaplardaki yapısal değişiklik fark getirdi. Bazı ülkelerde ise ölçüm hataları düzeltildi. Türkiye, Kıbrıs ve Hollanda ile birlikte daha çok ölçüm hatası düzelen ülkelerden biri. Eskiden olduğu gibi, tahmin yerine, doğrudan rakamlar kullanılınca, girdi çıktı tablosu da değişince haliyle eski ölçüm hataları azalmış oldu bir kere. Bu ilk nokta.

    Geleyim ikincisine, AB’de milli gelir değişikliği oldu ama büyüme oranları değişmeden kaldı. Orada bu son değişiklik 2014 yılında yapıldığında büyüme oranlarındaki değişiklik +/- yüzde 0,1 aralığında kaldı, pek oynamadı. Ama bizde 2011’den sonra ne olduğunu anlamak mümkün olmuyor. Aşağıdaki ikinci grafik, memleketin büyüme oranında ortaya çıkan farklılığı gösteriyor. 2011’den sonra büyüme oranları bazı yıllar için yüzde 100 civarında yükselmiş görünüyor. Üstelik serinin başında değil, sonunda. Hoppala paşam diye bakakaldık, tabii. Şimdi anlamaya çalışıyoruz.

    Ne kamunun silah alımı, ne de inşaat şirketlerimizin başarıları 2011’den sonra başladı. O vakit ne oldu? Belki girdi-çıktı tablosu, bir şeyleri değiştirdi. Belki eskiden tahmin edilen bazı değerlerin şimdi kamunun içinden doğrudan temini sapmalı geçiş dönemi gerektirdi ama asıl gördüğüm şudur: Türkiye’de, bu şartlarda iktisadi analiz yapmak zorlaştı. Belirsizlikleri azaltmasını beklediğimiz istatistik üretimi, belirsizlik kaynağı haline geldi. Ben bu durumun bir an önce giderilmesi gerektiğini düşünüyorum doğrusu. Bu da bu rakamlarla ilgili üçüncü tespitim olsun.

    Şimdi 2016 yılı büyüme rakamına geleyim. Bence bütün bu seri içinde asıl odaklanmamız gereken yer sanırım orada. Yukarıda söylediklerimin tümü geçmişle alakalı, olmuş bitmiş işler. Ama yeni hesaplama yönetimine göre açıklanan 2016 yılı üçüncü çeyrek büyümesi gelecekle ilgili. Dünü bırakıp ileriye bakarsak bu yeni milli gelir serisi ile ne görüyoruz? 2016 yılı üçüncü çeyreğinde Türkiye ekonomisi uzun bir aradan sonra ilk kez küçüldü. Aynı dönemde, kamu harcamaları yüzde 25’e yakın arttığı halde, ekonomi yüzde 1,8 küçüldü. Bu ne demek? Kamu harcamalarına takla attırmak, Türkiye ekonomisini büyütmeye yetmez demek bana sorarsanız. Nedir? Türkiye’de kamunun ekonomi içindeki payı, büyümeyi tetiklemek için yeterli değildir. Şimdi bakın duruma: 2016 yılında yüzde 3 büyümeyi yakalamak için son çeyrekte yüzde 5 büyüme gerekiyor. Bana içinde bulunduğumuz konjonktürde zor geliyor doğrusu. Öncü göstergeler de aksini söylemiyor. Ben hala doğru sorunun “2016 yılı büyümesi yüzde 3’ün ne kadar altında olur?” olduğu kanaatindeyim. Rusya, Türkiye yaptırımlarını açıklayınca biz zaten oraya düşmüştük, ondan sonra, bir askeri darbe girişimi, 30 civarında terör saldırısı, OHAL ilanı, hala sonu gelmeyen bir şebeke soruşturma süreci, Lira Dolar karşısında yüzde 25 civarında değer kaybetti. Kamu harcamalarındaki artışın etkisini de gördük. Sizce, Türkiye ekonomisi 2016 yılını yüzde 2 büyüme ile kapatabilir mi? Zor sanki.

    Bu köşe yazısı 19.12.2016 tarihinde Dünya Gazetesi'nde yayımlandı.