Arşiv

  • Temmuz 2024 (7)
  • Haziran 2024 (14)
  • Mayıs 2024 (16)
  • Nisan 2024 (15)
  • Mart 2024 (19)
  • Şubat 2024 (19)
  • Ocak 2024 (18)
  • Aralık 2023 (17)
  • Kasım 2023 (14)
  • Ekim 2023 (15)
  • Eylül 2023 (12)
  • Ağustos 2023 (21)

    Çoğunluk kuralı anayasa tartışmasında işe yaramayabilir

    Hasan Ersel, Dr.08 Ekim 2007 - Okunma Sayısı: 1419

     

    Deneysel bir yaklaşımla anayasa tartışmasında görüş birliği sağlanmasının zor, çoğunluk kuralının da o kadar güvenilir bir toplumsal karar alma yöntemi olmadığı görülüyor.

    Bir süredir hemen herkes, anayasa bağlamında, "konsensüs gereğinden" söz ediyor. Sayın Cumhurbaşkanı, 1 Ekim 2007 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi'ni açış konuşmasında da aynı yönde bir saptama yapmış. Aynen aktarıyorum: "Esasen, hükümetten sivil topluma kadar herkesin bir konsensüs arayışında olduğunu, hiç kimsenin bir başkasını anayasa tartışmalarından dışlayıcı bir niyet veya tutumunun bulunmadığını memnuniyetle görmekteyim."

    "Aranan" ya da "gerekli olan" şu konsensüs ne acaba? Sözlüğe baktım: "Tartışmalı bir konuda, uzlaşılarak ulaşılan genel görüş birliği"  [Ali Püsküllüoğlu: Türkçe Sözlük, İstanbul: YKY, 1995, s. 988]. Kelime Latinceymiş, kökü "consentire" (anlaşmak, görüş birliğine varmak) fiili. Baktığım çeşitli sözlüklerde Türkçe'de karşılığı olarak "görüş birliği", "mutabakat" ve "oydaşma" gibi kelimeler kullanılıyor. Ama nedense son günlerde Türkçe karşılıklara pek itibar edilmiyor. Gerçi bu bağlamda, "uzlaşma" sözcüğü geçmiyor değil. Ama uzlaşmak iki kişi arasında da olabilen bir eylem. Oysa "genel görüş birliği" herkesi kapsıyor. Kastedilen ikincisi olmalı herhalde.

    Fikir bildirenler hesabı

    Peki "genel görüş birliği" nasıl sağlanacak? Bunu pek anlayabilmiş değilim. 72 milyon kişinin bir metin üzerinde uzlaşmasını mı bekleyeceğiz? Diyelim ki tüm zorlukları aşıp tüm toplumun katılımını sağladık. Şimdiki anayasa, geçici maddeler dışında, 177 maddeden oluşuyor. Her vatandaşımız her madde için fikrini bir dakikada özetleyebilse (bazılarımızın konuşma merakı göz önüne alındığında bu gerçekten bir mucize olur!) fikirlerini açıklamaları 24 bin 256 yıl sürer. Bir varsayım daha yapalım: Tartışmalar sadece üç tur sürsün. O zaman bu işi 72 bin 739 yılda bitiririz. Tabii hepimiz günde 24 saat ve yılda 365 gün sadece bu konu üzerinde çalışırsak!

    Demek ki "genel görüş birliği sağlanmalı" derken hoş bir şey söylenmiş gibi oluyor ama söylenen kastedilmiyor. Çünkü anlamlı değil. Peki fiilen bu iş nasıl yapılacak?

    Mevcut kurallara göre anayasa değişikliği Meclis'te tartışılacak. Anayasaya göre bir değişikliğin kabulü için en az üye tamsayısının (550) 3/5'inin (330 kişi) olumlu oy vermesi gerek. Eğer bu koşulu sağlamakla birlikte, anayasa değişikliğine verilen olumlu oy sayısı üye tamsayısının 2/3'ünden (367) az ise değişikliğin referanduma sunulması ve topluma "kabul edilen bu değişiklikler paketini uygun görüyor musunuz, görmüyor musunuz?" diye sorulması gerekiyor, (Anayasa 175'inci madde). Anladığım kadarıyla şimdiki eğilim, mecliste 2/3 çoğunluk sağlansa da referanduma sunmak biçiminde. Referandumda geçerli oyların yarıdan fazlası değişikliğin lehine çıkarsa anayasa değişikliği kabul edilmiş olacak. Yani "görüş birliği gerekli" diyoruz ama görüş birliği gerektirmeyen bir kurala (çoğunluk kuralı) dayanarak anayasada değişiklik yapacağız. Bir kere bunu kaydedelim.

    Çoğunluk her sorunumuzu çözer mi?

    Çoğunluk kuralına uyduğumuzda, "görüş birliği sağlayamamış olsak bile toplumsal açıdan doyurucu bir sonuca ulaştık" diyerek, rahatlayabilir miyiz? Bu soruya yanıt verebilmek için toplumun (ya da Meclis'in) çoğunluk kuralıyla aldığı kararın niteliğine bakalım. Çoğunluk kuralı ile sunulan seçeneklerden birisi seçilmektedir. Oysa görüş birliğini arayan (bulamasa bile yaklaşmaya çalışan) bir yaklaşım içinde kişilere, en azından, "en uygun gördüğünüz seçenek gerçekleşmezse size uygun gelen ikincisi nedir?" diye sormak gerekmez mi? Sorarsak ne olur? Marquis de Condorcet, bu soruyu 1785'de yayınlanan çalışmasında incelemiş. Ulaştığı sonuca da kendi adına gönderme yapılarak Condorcet Karşıtlamı (Paradox) deniyor. Anayasa bağlamında  bir örnek vereyim: Anayasaya sağlık konusunda bir madde konulmak istendiğini düşünelim. Bu konuda da aşağıdaki üç madde teklifi verilmiş olsun.

    Öneri 1: Devlet sağlık hizmetlerini üstlenir.

    Öneri 2: Devlet sağlık hizmetlerinin denetimini üstlenir.

    Öneri 3: Sağlık hizmetleri özel kurumlar aracılığı ile verilir ve denetlenir.

    Milletvekillerinden bu üç öneriyi kendi tercihlerine göre en uygun gördüklerinden en az uygun gördüklerine doğru sıralamalarının istendiğini düşünelim. Kolaylık olmak üzere mecliste sayıları bir birine eşit üç ayrı milletvekili kümesi (A, B, C) oluştuğunu düşünelim. Bu durumda her grupta toplam milletvekili sayısının 1/3ü yer almakta. Grupların tercihleri aşağıdaki gibi olsun. Burada > işareti, "tercih ediyor" anlamında kullanılmaktadır. Yani x>y ise x önerisi y önerisine tercih ediliyor.

    Grup A: Öneri1>Öneri 2>Öneri 3

    Grup B: Öneri 2>Öneri 3>Öneri 1

    Grup C: Öneri 3>Öneri 1>Öneri 2

    Meclis'te bu durumda çoğunluk kuralına göre bir oylama yapılırsa hangi öneri kazanacak? Meclisin Öneri 1 ile Öneri 2 arasında tercih yapmaya karar verdiğini düşünelim. Bu durumda yukarıdaki tablodan Öneri 3 çıkacak ve

    Grup A: Öneri1>Öneri 2

    Grup B: Öneri 2> Öneri 1

    Grup C: Öneri 1>Öneri 2

    elde edilecek. Bu meclisin 2/3'ü (Grup A ve Grup B) Öneri 1'i, Öneri 2'ye tercih ediyor. Bu durumda oylanmayan 3'üncü öneriyi, 2'nci öneriyle birlikte oylayalım. Bunun arkasında yatan mantık şu: "Eğer Öneri 2, Öneri 3'ün de altında kalırsa sorun yok. Zaten Öneri1 meclis tarafından Öneri2'ye tercih edilmişti. Bu durumda meclisin bu üç öneri arasından hangisini daha çok tercih ettiğini belirlemiş olmuş oluruz." Bu durumda, meclis önüne Öneri 2 ile Öneri 3 geldiğinde nasıl tercih yapacaktır?

    Grup A: Öneri 2>Öneri 3

    Grup B: Öneri 2>Öneri 3

    Grup C: Öneri 3> Öneri 2

    Görüyoruz ki meclisin 2/3ü Öneri 2'yi Öneri 3'e tercih ediyor.  O zaman şöyle düşünebiliriz: Bu iki oylamanın mantıki sonucu meclisin Öneri 1'i kabul etmesidir. Çünkü, bu Öneri 2'ye o da Öneri 3'e 2/3 çoğunlukla tercih edilmiştir. Böyle olduğuna göre mantıken, meclisin Öneri 1'i Öneri 3'e tercih etmesi gerekir. Durum öyle mi? Hayır. Eğer meclise Öneri 1 ve Öneri 3 sunulursa, yukarıdaki tercihlere göre

    Grup A: Öneri1> Öneri 3

    Grup B: Öneri 3>Öneri 1

    Grup C: Öneri 3>Öneri 1

    olacağından meclis 2/3 çoğunlukla Öneri 3'ü tercih edecektir. Yani, meclis Öneri 1'i Öneri 2'ye tercih etmektedir. Öneri 2'yi de Öneri 3'e tercih eden aynı meclis, bu defa Öneri 3'ü Öneri 2'ye tercih ederek, tercihlerinde tam bir çevrime girmekte, tutarlı olamamaktadır. Dikkat ederseniz burada milletvekillerinin tutarsızlığı söz konusu değildir. Her milletvekili tutarlı tercih yapmakta ve kendi tercihine de sadık kalmakta. Ancak sorun çoğunluk kuralında. Bu kural, bırakın toplumsal açıdan doyurucu olmayı, tutarlılık koşulunu bile sağlayamamakta. Tabii, seçenek sayısını ikiye indirerek buna çözüm bulunabilir. Ama böyle bir sansürcü yaklaşımın özgürlükçü (liberal) anayasa anlayışına uyduğu da söylenemez.

    Görüldüğü üzere görüş birliği sağlamak zor, çoğunluk kuralı da o kadar güvenilir bir toplumsal karar alma yöntemi değil. Anayasanın değişmesi herkesi ilgilendiren önemli bir konu olduğına göre bu sorunu çözmek için ne yapmak gerektiği üzerinde biraz daha düşünmek gerekmiyor mu?

     

    Bu köşe yazısı 08.10.2007 tarihinde Referans Gazetesi'nde yayınlanmıştır.

     

    Etiketler:
    Yazdır