Arşiv

  • Kasım 2019 (7)
  • Ekim 2019 (13)
  • Eylül 2019 (15)
  • Ağustos 2019 (12)
  • Temmuz 2019 (11)
  • Haziran 2019 (12)
  • Mayıs 2019 (14)
  • Nisan 2019 (13)
  • Mart 2019 (14)
  • Şubat 2019 (13)
  • Ocak 2019 (17)
  • Aralık 2018 (14)

    Etiketler

    Türkiye, ABD, Rusya

    Nihat Ali Özcan, Dr.23 Aralık 2016 - Okunma Sayısı: 1137

    ABD’nin yeni başkanı Trump’ın masasında, Obama’nın giderayak miras bıraktığı çetrefilli konularından oluşan uzun ve karmaşık bir dış politika sorunları listesi var. Konulardan birinin de Türkiye-ABD ilişkileri olduğu açık. Konuyu önemli hale getiren nedenlerin başında ise Rusya’nın Türk dış politikasında başat bir aktör haline gelmeye başlaması. Bunu, Rusya’nın Avrupa ve Ortadoğu’da artan etkinliğiyle birlikte okuyunca konunun önemi daha kolay anlaşılıyor.

    Rusya, bugün sadece ABD’nin değil, aynı zamanda Avrupa Birliği’nin de gündeminde. Doğu Avrupa’da karşılıklı güç gösterileriyle gerilim kendisini daha fazla hissettiriyor. NATO’nun Avrupalı üyeleri, Rusya’nın hareketlenmesinden tedirginler. Trump’ın eski dünyayı savunmak gibi maliyetli bir işin yükünü üstlenmeyeceğini açıklaması AB’nin daha fazla savunma harcaması yapması anlamına geliyor. ABD yönetiminin Ukrayna krizinin ardından Rusya’ya uyguladığı yaptırımları genişletme kararı alması, Rus yetkililerin benzer cevabı vereceklerini açıklamaları görünür gelecekte gerilimin düşebileceğine dair çok da umut verici değil.

    Öte yandan, Türk-Rus ilişkilerinin değişen karakteri herkes için yeni soru işaretleri anlamına geliyor. Uçak krizinden bir yıl sonra yeni bir rotaya giren ilişkiler Büyükelçi Karlov’a yapılan terör saldırısıyla Türkiye’nin pozisyonun zayıflatan yeni bir ivme kazanmış görünüyor. Rusya’ya avantaj sağlayan bu durum, ABD ve AB’nin de dikkatinden kaçmıyor olmalı.

    Eski bir istihbaratçı olan Putin’in, Büyükelçi’ye yapılan saldırıyı basit bir terör eylemi olarak ele almadığı ortada. Saldırının Rusya- Türkiye ilişkilerinde politik ortamı şekillendirmek için yapılmış tipik bir “örtülü operasyon” olabileceği yönündeki fikirlerini koruduğu görülüyor.

    ABD yönetimi, bu düşüncelerin dolaylı olarak kendileriyle ilişkilendirilmesinin saçma olduğunu ifade etseler de alınganlıklarını gizleyemedikleri açık. Özellikle failin FETÖ’cü olduğu iddiaları, örgüt liderinin ABD’de yaşıyor olması konuya yeni bir boyut katıyor.

    Aslında tüm yorumlar, Türkiye-Rusya yakınlaşmasının ortaya çıkaracağı yeni tablonun dengeler üzerindeki etkisiyle yakından alakalı görünüyor. İki ülkenin jeopolitiğin kolaylaştırıcı rolü ışığında yakınlaşması tahminlerin ötesinde geniş alanları ve konuları içeriyor.

    Türkiye ile Rusya arasında yeni bir aşamaya gelen ilişkiler, Rusya’nın Kırım’ı ilhakı ve Ukrayna krizi bağlamında Karadeniz’in, doğu Avrupa’nın güvenliği etkileniyor. NATO üyesi bir ülke olarak Türkiye’nin otonom kararlar alması, örgüte gereken “özeni” göstermemeye başlaması da ABD ve AB için can sıkıcı. Füze savunma sisteminde tercihlerin değişme ihtimalinin bulunması, İran ile ilişkiler, Kafkaslar’dan Suriye politikalarına kadar bir dizi alanda etki yapabilecek değişiklikten söz ediyoruz.

    Yeni ABD yönetiminin, Türkiye ile ilişkileri güçlendirerek eski rotasına sokmaya istekli olup olmayacağını bir süre sonra anlayacağız. Özellikle AB’ye telkinleri, Türkiye iç siyasetine müdahil olmamasıyla. Dış politikada ise Suriye’de devam eden ABD, PKK/PYD ittifakının bu süreçte belirleyici olacağı açık.

    Bu köşe yazısı 23.12.2016 tarihinde Milliyet Gazetesi'nde yayımlandı.

    Etiketler: ABD, Rusya,