Arşiv

  • Kasım 2020 (13)
  • Ekim 2020 (13)
  • Eylül 2020 (16)
  • Ağustos 2020 (13)
  • Temmuz 2020 (16)
  • Haziran 2020 (25)
  • Mayıs 2020 (22)
  • Nisan 2020 (25)
  • Mart 2020 (17)
  • Şubat 2020 (21)
  • Ocak 2020 (26)
  • Aralık 2019 (23)

    Enflasyonu bile tahmin etmek falcılık oldu

    Fatih Özatay, Dr.04 Ocak 2017 - Okunma Sayısı: 1833

    Bir süredir enflasyon üzerinde durmuyorum. Temel nedeni, enflasyonda uzun süredir hâkim olan “yüzde 8’in az üzerindeki ortalama etrafında dalgalanma” eğilimiydi. Dün 2016’ya ilişkin tüm enflasyon verilerini öğrendik. Salt geçmişe odaklanınca yine aynı sonuca ulaşıyoruz: Ortada bir değişiklik yok. Grafikte 2012’den bu yana her ay itibariyle yıllık tüketici enflasyonunun gelişimi ile 2012- 2016 dönemindeki ortalaması (yüzde 8.1) ve uzun bir süredir hiçbir anlam taşımayan hedef alınan enflasyon (yüzde 5) gösteriliyor.

    Enflasyon dar bir aralıkta hareket ediyor. 2012’nin ilk birkaç ayı dışarıda tutulduğunda bu eğilim daha da belirginleşiyor. 2016 da bu açıdan farklı bir yıl olmadı. Enflasyon bir ara düşer gibi olduysa da bu eğilim beklendiği gibi sürmedi. Dün açıklanan aralık ayı fiyat artışı oldukça yüksekti; dolayısıyla yıl sonu enflasyonu yüzde 8.5 oldu. Enflasyonun ne düşme ne de yükselme eğilimi göstererek bir ortalama etrafında salınma eğilimi gösterdiği dönemlerde, “yılsonu” ya da “yılbaşı” gibi belli referans noktalarındaki rakamlara bakmanın bir anlamı yok. Bu çerçevede, yılsonu enflasyonuna değil de yıl ortalamasına bakmak daha anlamlı. Öyle yapınca da yüzde 7.8 gibi bir rakamla karşılaşıyoruz. 2012’den bu yana gözlenen ortalamadan “milim” aşağıda.

    Az önce “belli referans noktalarındaki” değerlere bakmanın çok anlamlı olmadığını söyledim. Peki, kurda son aylarda yaşanan artış, ABD Merkez Bankası’nın alacağı kararlar çerçevesinde yaşanacak olası yeni artışlar ve bu artışların enflasyonu daha da yükselteceği dikkate alındığında, aralık ayında gözlenen yükselişin hiç mi anlamı yok? Tek bir aya saplanıp kalmayalım diyerek geçiştirebilir miyiz bu yükselişi?

    Öyle görünüyor ki kur daha fazla artmasa bile enflasyon bahar aylarına doğru çift haneyi zorlayabilir. Kur daha da artarsa –ki böyle bir olasılık var, bir süre çift haneli rakamların en düşüklerinde kalabilir. Enflasyonu etkileyecek iki temel unsur daha var. Birincisi, petrol fiyatları. Brent petrolünün varili 60 dolara yaklaştı. Geçen yılın ocak ayının ortalamasının 30 dolar, yıl ortalamasının ise 43.6 dolar olduğunu unutmamak gerekiyor. Farklı bir ifadeyle, şu anda petrolün varil fiyatının geldiği düzey 2016 ortalamasının yüzde 30 üzerinde. Petrol fiyatı bundan sonra düşmezse –ki mevcut koşullarda düşeceği beklentisi yok, enflasyon üzerinde yukarıya doğru baskı oluşturacak. Buna karşın, ekonomideki faaliyet düzeyinin içinde bulunduğu durum, ters yönde çalışıyor. İç talepteki daralma enflasyonu aşağıya doğru itiyor.

    Bu durumda, 2017 ortalama enflasyonunun 2012’den bu yana gözlenen ortalama değerinin üzerinde kalacağını belirtmek marifet olmasa gerek. Daha önemlisi, “ne kadar üzerinde kalacak?” sorusunu yanıtlayabilmek. Türkiye’de son yıllarda ileriye yönelik en kolay tahmin yapılabilecek değişkenlerin başında enflasyon geliyordu. Nedenini yazının girişinde belirttim. Oysa şimdi o kadar belirsiz bir dönem giriyoruz ki, kadim dostumuz inatçı enflasyon hakkında bile ileriye yönelik dişe dokunur bir değerlendirme yapmak oldukça zor görünüyor. Siz bir de yeni iş yeri açacakların, fabrika kuracakların, ithalat ya da ihracat kararı vereceklerin halini düşünün. Yine de hata payının (enflasyon için) yüksek olacağını bile bile, ham petrol fiyatları mevcut düzeyinin belirgin biçimde üzerine çıkmazsa şerhi ile, tüketici enflasyonunun yıl ortalamasının yüzde 9 civarında bir düzeyde gerçekleşebileceği kehanetinde bulunayım.

    Bu köşe yazısı 04.01.2017 tarihinde Dünya Gazetesi'nde yayımlandı.

    Yazdır