Arşiv

  • Mayıs 2019 (13)
  • Nisan 2019 (13)
  • Mart 2019 (14)
  • Şubat 2019 (13)
  • Ocak 2019 (17)
  • Aralık 2018 (14)
  • Kasım 2018 (14)
  • Ekim 2018 (17)
  • Eylül 2018 (13)
  • Ağustos 2018 (19)
  • Temmuz 2018 (21)
  • Haziran 2018 (24)

    Etiketler

    2035 ‘Küresel Öngörü Raporu’ üzerine

    Nihat Ali Özcan, Dr.13 Ocak 2017 - Okunma Sayısı: 1204

    İç ve dış politikada gündem çok hızlı değişiyor. Çoğu zaman günlük tartışmaların dışına çıkmak mümkün olmayabiliyor. Oysa zamanın ötesine uzanmak, öngörülerde bulunmak, yapılanları, yapılabilecekleri değerlendirmek gerekir. Bugün bu amaçlarla yazılmış ABD Milli İstihbarat Konseyi’nin “2035 Küresel Stratejik Öngörü” raporundan söz edeceğim. Rapor, 1997’den beri her dört yılda bir düzenli yayımlanıyor. Tasnif dışı olarak sınıflandırıldığı için kamuoyuna açık.

    Raporun amacı, dünyayı nelerin şekillendireceği, işlerin nereye gideceğine dair öngörüde bulunmak ve karar alıcılara, meraklılara fikir vermek. Raporun son versiyonunun Trump’ın başkanlığına denk gelmesi onu biraz daha ilgi çekici hale getiriyor. Bu nedenle geleceğe dair analizlerde işe yarayabilir, küresel ölçekte “Nereye gidiyoruz?” sorusuna ilgi duyanlar için okumaya değer.

    Raporu ilgi çekici yapan diğer husus, sadece istihbaratçıların değil aynı zamanda akademisyenlerin, uzmanlarının da katkı sunmuş olması. Bölge uzmanları, ekonomistler, güvenlik disiplininde çalışanlar, teknolojik gelişmeleri izleyenler, siber alan uzmanları, terör ve çevre sorunları üzerine kafa yoranlardan, dünyayı ve geleceği takip edenlerden söz ediyoruz.

    Rapor, dünyanın çelişkili bir süreçten geçtiğinden söz ediyor. Endüstri ve bilgi çağının başarıldığını, geleceğin dünyasını bunların şekillendirdiğini ancak her ikisinin zenginlik kadar tehlikelerle dolu olduğunu ileri sürüyor. İnsanlar refaha ulaşırken, aralarındaki bağlar güçlenirken, bu gelişmelerin bir yandan da Arap Baharı ve 2008 krizi gibi düzen karşıtı hareketleri doğurduğu tespitini yapıyor. Raporun genelinde geleceğe dair beklentilerin çok iyimser olduğunu söylemek mümkün değil.

    Zengin ülkelerin nüfusun yaşlanmasından muzdarip olurken, fakir ülkelerin işsizlik, şehirleşme ve refah baskısı altında kalacağı, bunun da göç ve nüfus hareketlerini teşvik edeceği öngörülüyor.

    Küresel ekonominin ekseni yer değiştirirken, büyük ekonomilerin sorunlarının devam edeceğini, Çin ekonomisinin iç tüketimden ihracat ve dış yatırımlara yöneleceğine işaret ediliyor.

    Teknoloji hızla ilerlerken bir yandan da kazananlar ile kaybedenler arsında ciddi gerilime neden olacak. Özellikle, otomasyon, yapay zekâ, tıp ve biyoteknolojinin ön plana çıkacağına işaret ediyor. Bu gelişmelerin fakir ülkelerde neden olacağı soysal gelişmeler de dikkat çekici.

    Rapor, fikirler ve kimliklere de dikkat çekiyor. Artan küresel bağlar ve zayıf büyümenin toplumlarda ve toplumlar arasında gerilimi arttıracağını ileri sürüyor. Milliyetçilik ve dine dayalı popülizmin yükseleceği de öngörüler arasında.

    Kamuoyunun güvenlik ve refah talepleri artarken hükümetler bunu karşılamakta ciddi sorunlarla karşılaşacakları değerlendiriliyor. Siyaset dünyasında aktörlerin sayısı ve rollerinin değişmesi işi zorlaştıran bir diğer husus olarak görülüyor.

    Rapor, bu çerçevede çatışmaların tabiatının da değişeceğine işaret ediyor. Büyük güçler arasındaki çıkarların ayrışması, terör tehdidi, kırılgan devletler, ölümcül ve yıkıcı teknolojinin yayılmasını öne çıkarıyor. Toplumların dağılması yaygınlaşırken, uzun menzilli akıllı mermiler, siber ve robotik sistemler altyapıları hedef alabilir deniliyor.

    Rapor iklim değişikliği, çevre ve salgın hastalıklara vurgu yapıyor. Son olarak, umutları daha da kırma pahasına, 1990 sonrası hukuka dayalı uluslararası düzende sağlanmış hükümetler arası işbirliğinin de azalabileceğinden söz ediyor. Raporun genel olarak iyimser olmadığını söyleyebiliriz. Meraklısı için ilginç bir rapor. https://www.dni.gov/index.php/global-trends/letter-nic-chairman

    Bu köşe yazısı 13.01.2017 tarihinde Milliyet Gazetesi'nde yayımlandı.